+Tunç Soyer:
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Hayatta haksızlığa uğrayan tek kişi ben değilim elbette. Çevremizde de geçmişte de çok örnek gösterebiliriz. 2000 sene önce Sokrates’e haksızlık yapmışlar. Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen, idam etmişler. Sokrates ölüme giderken eşine; “Üzülme, ya haklı olsalardı” demiş.
Ben ve ailem de, sevdiklerim de suçsuz olduğumu bilmenin gücüyle dimdik ayakta durmayı başarıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat; kaya gibi, dağ gibi durur. Yel esse tozunu kaldırsa da, depremler sarssa da hakikatin heybetinden bir şey eksilmez.
Biliyoruz ki; suçsuz olduğum gerçeği; üzerinden yıllar geçse de, raporlarla, bilirkişilerle çürütülemeyecek, yıkılamayacak. Çünkü hiçbir şey vardan yok edilemeyeceği gibi, yoktan da var edilemez.
Hakikat unutulmaz da; ne çekilen eziyetlerin acısı ne de bunları çektirenlerin zalimliği silinip yok edilemez. Bakın; Sokrates ve yargıçlarının hatırası 2000 sene sonra, bu saatte bu salonda bir kez daha tazelendi.
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Hayat bezen rastlantılarla bazen özgür irademizle birçok sınavla yüzleştirir bizi.
Birbirimizin varlığından habersiz insanlar olarak 6 ay önce burada karşı karşıya geldik. Hayat belki de bizi bambaşka koşullarda buluşturabilecekken sanık ve yargıç olarak bir araya getirdi. Bu rastlantının her iki tarafa yüklediği sorumlulukları ve her iki taraf için de sonuçları olacak.
Ben çektiğim acıların mağduriyetini yaşarken ve uğradığım haksızlığı anlatmaya çalışırken siz de hukuka uygun karar vermenin sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz.
Ben özgürlüğümün ve onurumun peşinde koşarken siz vicdanınıza sahip çıkmak istiyorsunuz. Her sınavda olduğu gibi biliyoruz ki; sınavın sonuçları hayat boyu bizi takip etmeye devam edecek, atılan hiçbir adım boşluğa atılmış olmayacak, izleri silinip kaybolmayacak.
Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Ne ben Sokrates’im ne de sizler onun savcıları, yargıçları. Ama o hikayenin içinde evrensel bir ders saklı ve dersin içinde hepimize düşen bir pay var. Hakikat er ya da geç adaletle buluşur. Sokrates ve yargıçları; bize yüzyıllar geçse de hakikatle adaletin buluşacağını gösterir.
Yüzyıllardır devletlerin çöküşünün temel sebebi; üst yapı demek olan ahlak ve vicdanda yaşanan çürüme olmuştur. Devleti soyanların ona ihanet edenlerin cezasız kalması ve toplumun bunu seyretmesi daima ahlaki çöküntüyü hızlandırmıştır. Vicdani çöküntü ise toplumsal çürümenin en çok kendini gösterdiği yer olmuştur. Hele ki adaleti sağlamakla görevli yargı temsilcilerinin vicdansızlığı sadece mağdurun haksız yere acı çekmesi sonucunu doğurmaz. Toplumda adalete olan güven ve inancı sarsar, ki bu durum toplumsal düzenin bozulması, toplumu bir arada tutan bütün değerlerin ve erdemlerin dağılması, çürümesi demektir. Vicdanın kaybolması toplumu bitirir.
Vicdanını kaybetmeye başlamış bazı yargı temsilcilerinin, mağdurlardan gözlerini kaçırması göz göze gelmemeye çalışması aslında iyiye işarettir. Utanma duygusunun hala kaybolmadığını gösterir. Ancak kurumaya başlayan vicdanlarının farkına varıp çare üretmezlerse toplumsal hayata verecekleri zarara ek olarak, ileride çocuklarının, torunlarının gözlerine bakamamak gibi çok acı bir son onları beklemektedir. Allah herkesi böyle bir sondan korusun.
Son olarak şunu ifade etmek isterim. Ben 5 yıl boyunca 110 milyardan fazla bütçe yönettim.Buna ek olarak İzmir’e dışarıdan 1 milyar euro yani bugünün parasıyla 48 milyar lira finansman getirdim. Tek kuruş İzmir’in hakkını kimseye yedirmedim. Bu kadar emeğim karşılığında adımın bu iftiralarla, suçlamalarla lekelenmeye çalışılmasını reddediyorum.
Dilerim, hakkın ve hakkaniyetin yanında durur, çekilen bu zulmü ortadan kaldırır, vicdanı hakikat ve adaletle buluşturmak için daha çok beklemezsiniz.
Dilerim, bu dünyayı herkes için cennete çevirmek isteyen birine daha fazla cehennemi yaşatmazsınız.
🔴 Asgari ücret safsataları!
📌 Asgari ücret artışının enflasyonu tetikleyeceği ve işsizliği artıracağı iddiaları temelsizdir. Bilimsel ve sosyal dayanağı olmayan liberal safsatalardır.
✂️ Amaç asgari ücreti düşük tutmaktır.
📌 2026 asgari ücretinin tartışıldığı bugünlerde gerek hükümet ve sermaye çevreleri gerekse ana akım ekonomistler ve hükümete yakın gazeteciler tarafından bu iddiaların tekrar dolaşıma sokulduğu görülüyor.
✏️ Asgari ücretle ilgili bu çarpıtmaları ve yanıltmacaları iki başlıkta toplamak mümkün:
1️⃣ "Ücret-fiyat sarmalı" veya enflasyon azar safsatası,
2️⃣ “İşsizlik artar, kapıya kilit vurulur, fabrikalar Mısır’a gider” safsatası.
📌 Asgari ücreti düşük tutmak için bu iki safsata sistemli olarak pompalanıyor.
‼️Dahası asgari ücretli ve yoksul vatandaş şuna inandırılıyor: “Asgari ücret artarsa fiyatlar da artar, asgari ücret artışı bir işe yaramaz”!
📌Bu ideolojik hegemonyaya, bu değirmene ana akım ekonomi yaklaşımının da su taşıdığı görülüyor.
✏️Bu nedenle bu asgari ücret safsataları ile bir hesaplaşma şart.
Ayrıntılar @BirGun_Gazetesi yazımda⬇️
HAVUZ SİSTEMİ ÇÖPE ATILMALIDIR! @izmirbld
İzBB'de 500’den fazla işçinin görevden el çektirilerek “havuz sistemi”ne dahil edilerek ücretsiz izne çıkarılması sonucu büyük mağduriyetler yaşanıyor.
İşçilerin sigortası yatmıyor, para kazanamıyorlar, başka işe giremiyorlar.
Bu sistem aynı zamanda hizmet sunan işçilerin kafası üstünde sallanan bir kılıçtır. Her an havuzda yer alabilirim korkusu işçilerin ekonomik ve demokratik haklarını geliştirmesi önünde en büyük eylemdir.
Sendikalar bu sistemi iptal etmeyi müzakerenin ön koşulu olarak ilan etmeliler. Öbür türlü masaya oturulmamalıdır.
@DiSK_Genel_is@belediyeis1983
😡 Anlamıyorum, anlayamıyorum! İzmir tarihinin, kendi çalışanlarına karsi en zalim belediyesine neden kimse ses çıkar miyor?
@eczozgurozel
Ne zaman @drcemiltugay
Ve ekibinin zalimliklerine egilecek? Hani haktan, emekten yana @herkesicinCHP
?
Neden bu zalimlige ses çıkarmıyorsun @ednanarslanchp
@GucCagatay
Ve guya haktan demokrasiden bahseden @igcizmir
Hiç mi Allah'tan korkmuyorsunuz, halktan utanmıyorsunuz?
https://t.co/ecy1Zlw3Ww
Bizlere bıraktığı aziz hatırasının yılmaz bekçileri olarak Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü özlem ve minnetle anıyoruz.
Aklımızda fikirlerin, kalbimizde sevgin hiç bitmeyecek Atam! ♾️ #10Kasım
İnancıma göre, haksızlığa uğradığında kutsal bir mekana gider, orada ip bağlar ve davanı Tanrı'ya havale edersin. Yurtiçi Kargo'nun yaptığı haksızlığa karşı hukuki yollarla mücadele etmek, avukat tutmak ve kendimi savunmak, haklı olduğumu bildiğim halde, ekonomik olarak imkansızdı. Bu nedenle bugün savcılığa ek dilekçe verdim ve kişisel verilerin çaldırılması için de suç duyurusunda bulundum. Söyleyebileceğimi söyledim, eşimden geleni yaptım. Gerisi kamu adına hareket eden cumhuriyet savcılarında ve paylaştığım siz kamuoyunda.
Hukuki mücadele uzun soluklu bir mücadele ve ekonomik güç gerektiriyor. Kargonun benim için değeri büyük olsa da, yıllarımı bunun peşinde harcayamam. Çünkü önceliklerim başka ve oturup sakince yazı yazmak istiyor, kimseyle uğraşmak istemiyorum. Bunun için başka bir yöntem seçtim. Düzgün Bava mekanına geldim ve davamı ona havale ettim. Ben haksızsam benden, onlar haksızsa da tüm şirket yönetimi ve tazminat ödemeyi red edenlerden sorsun. Size garip gelecektir belki ama bu inançla yaşıyorum ve karşımda bir şirket dahi olsa yine aynı değerlere sığınacağım.İnancım gereği artık bu konu hakkında hiç konuşmamam gerekiyor. İnanıyorum ki, Tanrısal adalet yerine gelecek ve bu haksızlığı yapanların yanına yaptıkları kar kalmayacaktır.
Saygılarımla.