Butlancı yönetim tarafından CHP’den tedbirli olarak ihraç istemiyle disipline sevkedilmeme ilişkin açıklama:
Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt Türkiye’nin en köklü partisidir.
İktidarla anlaşarak CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturanların, CHP’nin seçilmiş 39. Dönem Parti Meclisi üyesi olarak beni ve dava arkadaşlarımızı tedbirli olarak ihraç ile disipline sevk etme kararının hiçbir hukuki ve siyasi meşruiyeti yoktur.
Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhur İttifakı’ndan seçimle kurtulmak için kendisine oy veren milyonlarca muhalif seçmene ve bu büyük millete ağır bir ihanet etmiştir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarının neredeyse her hafta bir yenisinin tutuklanarak cezaevine gönderildiği, hukukun böylesine katledildiği bir dönemde; butlancı AKCHP’lilerin iktidarla anlaşarak CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı ve yöneticilerinin görevden alınmasına yardımcı olmasını milletimiz unutmayacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi, "Vatanımız olan bu aziz topraklarda tam bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi hiçbir zaman bitmez."
Butlancı AKCHP’liler, 103 yıllık demokrasi mücadelemize verdikleri zararla bu ülkenin siyasi tarihinde her zaman utançla anılacaktır.
Bir hukuk hocası olarak; ülkemizde hukukun üstün olması, 86 milyon vatandaşımızın eşit haklarla, bugününden ve geleceğinden emin, özgür ve mutlu yaşaması için verdiğim mücadelede, butlancı kayyum yönetimi tarafından hakkımda alınan ihraç kararı benim için olsa olsa bir şereftir.
Milletimizin umudu olan Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde, ülkemizde hakkın, hukukun ve adaletin yeniden yeşermesi için çalışmaya devam edeceğimden kimsenin şüphesi olmasın.
BİR AKP'Lİ İLE AKP'Lİ ROLÜ YAPAN BİR AKP'Lİ SOHBETİNE BUYURUN… 😎😂
Yıllarca AKP’lilerle tartıştım.
Ekonomi dedim, “Dış güçler.”
Hukuk dedim, “Vesayet.”
Eğitim dedim, “Eski Türkiye.”
Hayat pahalılığı dedim, “Şükret.”
Bir şeyin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım, daha ben cümleyi bitirmeden karşıdan “Ama Reis…” diye başlayan 40 dakikalık bir konuşma geldi.
Bir ara fark ettim ki benim anlattıklarımı anlamıyorlar değil…
Anlamak istemiyorlar.
Bazen karşındaki insana:
“Bak ekonomi kötü, insanlar geçinemiyor.”demek yetmiyor.
Çünkü o zaten televizyondan duyduğu cümlelerle sana cevap veriyor.
Ama kendi savunduğu sistemin nimetlerinden faydalanan birinin hayatını önüne koyduğunda iş değişiyor.
Yapılması gereken çok daha basitaslında;Kazananın ağzından konuşmak.
Ben de dedim ki:
“Madem gerçekleri anlatarak olmuyor, bari kendi mantıklarıyla anlatayım.”
***
Geçen gün taksiye bindim.
Daha kapıyı açar açmaz teşhisi koydum.
Taksinin arkasında kocaman bir Osmanlı tuğrası…
Radyoda A Haber…
Dikiz aynasında küçük bir Türk bayrağı…
Şoförün tipine bakınca zaten kafamda tablo tamamlandı.
Adam resmen:
“Başkanım ne emrederse o.”
modunda.
Hatta adamın alnında resmen:
“REİSÇİYİM, ÜLKE ELİMDEN GİTSE DE OYUM DEĞİŞMEZ.”
yazıyor.
İşte o an dedim ki:
“Bugün ekonomi anlatmaya çalışırsam eve kadar sinir krizi geçiririm.”
O gün bu gün Nurdan dedim ve ben de rol yaptım.
Adam dikiz aynasından bana baktı.
Ben de içimden:
“Tamam,” dedim.
“Beni de kafasında çoktan zillet ittifakına yazdı.”
Üstelik kadın olduğum için kafasında benimle ilgili ayrı bir senaryo oluşmuş belli.
Düzgün giyimli, blazer ceketli, laptop çantalı, sarışın bir kadın…
Muhtemelen kafasında,“CHP’li plaza kadını.”diye etiketledi beni.
Neyse…
Yolculuk başladı.
Daha beş dakika geçmeden konu seçime geldi.
Adam:
— Ablacım, çok şükür yine kazandık.
Ben hiç beklemeden:
— Allah’ıma bin şükür, tekrar tek başımıza iktidar olduk!
dedim.
Adamın yüzü bir anda aydınlandı.
— Abla sen de mi AK Parti’ye verdin?
— Herhalde başka kime verecektik?
— Hay yaşa be ablam!
Ben:
— Ben 2002’den beri AK Parti’ye veriyorum.
— Helal olsun!
— Çok şükür, sayelerinde işlerim çok iyi.
— Ne iş yapıyorsun abla?
— İş kadınıyım. Üç şirketim var, dördüncüyü kuruyorum.
— Maşallah.
— İthalat, ihracat, üretim, gayrimenkul… Biraz da yatırım.
— Maşallah.
Ben iyice gaza geldim:
— Ayda ortalama 2-3 milyon lira net kazanıyorum.
Adamın yüzündeki gülümseme yavaşladı.
— Maşallah…
— Gerçi bazı aylar daha fazla.
— Nasıl yani?
— Şirketlerin durumuna göre değişiyor. Geçen ay 4 milyonun üzerinde kaldı.
Adam dikiz aynasından bana baktı.
Ben devam ettim:
— İstanbul’da sayısını artık benim bile takip etmediğim kadar dairem, birkaç villam, Bodrum’da yazlığım, Sapanca’da çiftliğim var.
Adam:
— Çiftlik?
— Evet.
— Araba?
— Şirket araçlarını saymazsak Mercedes, Range Rover, Porsche, BMW…
Bir saniye durdum.
— Bir tane de geçen hafta aldım ama daha teslim almadım.
Adam:
— Maşallah abla.
Ben:
— Çok şükür. Hayatımı şiir gibi yaşıyorum, tadını çıkarıyorum. Sefa benim, para benim, keyif benim. 😂
Adamın “Maşallah” demekten, benim “çok şükür” demekten dilimiz şişti.
Bir süre sonra çocuklardan bahsettim.
— Kızım Londra’da üniversitede, oğlum İsviçre’de özel okulda.
— Maşallah.
— Kız geçen gün aradı, “Anne yeni araba istiyorum” dedi.
— Alacak mısın?
— Tabii. Çocuğun gönlü kalmasın.
— Ne alacak?
— Daha karar vermedik. BMW mi Porsche mi bakıyoruz.
Adam sustu.
Ben:
— Tatiller de malum…
— Nereye gidiyorsunuz?
— Bu yaz Bodrum, sonra İtalya. Çocukların tatilinde de Dubai.
Adamın sesi iyice kısıldı.
— Allah versin.
Ben:
— Zaten veriyor. Allah beni verip zenginlikle sınıyor.😂
Bir süre sonra sordum:
— Sen ne kadar kazanıyorsun?
Adam:
— İşte abla…
— Aylık?
— 30-35 bin.
— Ev?
— Kiradayız.
— Araba?
— Eski bir araba.
— Çocuk?
— İki tane.
— Nerede okuyorlar?
— Devlet okulunda.
Ben:
— Yollasana yurt dışına.
Adam:
— Abla biz zor okutuyoruz.
Ben:
— Öyle deme. Her türlü imkân var. Şükretmesini bilmek lazım.
Adam sustu.
Ben de içimden: +++