AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak aziz milletimizle kurduğumuz gönül köprülerinin sağlamlığına hafta sonu bir kere daha şahitlik ettik.
Yapılan ara seçimlerde 6 beldenin 4’ünde AK Parti’mizin, 1’inde ise ittifak ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi’nin adayı ipi göğüsledi.
Cumhur İttifakı, çok anlamlı bir seçim zaferine imza attı.
Kelimenin tam anlamıyla sandıkları patlatan vatandaşlarımıza, partimize ve ittifakımıza yönelik teveccühleri için teşekkür ediyorum.
İnşallah bu güveni ve muhabbeti asla boşa çıkarmayacak, milletimize olan şükran borcumuzu daha çok çalışarak ödemenin gayretinde olacağız.
Bir süredir ana muhalefet partisinin kimi aktörleri üst perdeden konuşarak kendilerince gündem oluşturma çabasındaydı.
7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tabloyla hepsi birden ortalıktan kayboldu.
Düne kadar avazı çıktığı kadar bağıranların üç gündür sesi soluğu çıkmıyor…
AK Parti hareketi olarak bizim mücadelemiz kişilerle değil; CHP’nin halk düşmanı, millî irade düşmanı ideolojisiyledir.
Bizim mücadelemiz, ellerine fırsat geçse Türkiye’yi tek parti karanlığına tekrar götürecek faşizm heveslileriyledir.
CHP’nin 38’inci kurultayına ilişkin tartışmalarda kurultayı yapan da kurultaya şaibe bulaştığını iddia eden de bu iddiaları belgeleriyle birlikte mahkemeye götürüp hakkını arayan da CHP’lilerdir.
Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu partiyi, affınıza sığınarak söylüyorum, pavyon masalarına düşürenler yine kendileridir.
“Rüşvet aldım, rüşvet verdim, şu kişiye şu kadar para verdim” diyenler, aynı şekilde kendileridir.
Dün “halkın umudu” dediklerine bugün “hain” damgası vuranlar da kendilerinden başkası değildir.
Toplumsal barışa, kamu düzenine ve siyaset kurumuna zarar vermediği sürece CHP’deki anafor bizi zerre miskal ilgilendirmiyor.
Biz asla bu girdabın içine sürüklenmek veya çekilmek istemiyoruz.
Koltuk ve salon kapmaca savaşının tarafı değiliz ve olmayacağız.
Rakiplerimiz kendi kısır çekişmeleriyle meşgulken biz sadece işimize bakıyoruz.
2026 yılı inşallah Türkiye’nin uluslararası itibarı ve görünürlüğünün doruğa çıktığı bir sene oluyor, olacak.
7-8 Temmuz’da Ankara’da tertiplenecek NATO Liderler Zirvesi’ne büyük önem atfediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Sayın Trump’ın zirveye bizzat katılacağının açıklanması, İttifakın insicamı bakımından kıymetli bir adımdı.
Sadece müttefikler arasında değil, dünya genelinde de Ankara Zirvesi’ne dönük yoğun bir ilgi söz konusu.
NATO zirvesi akabinde aile meclisimiz olarak gördüğümüz Türk Devletleri Teşkilatının 13’üncü liderler zirvesini ülkemizde tertipleyeceğiz.
9-20 Kasım tarihleri arasında ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisini Antalya’da düzenleyeceğiz.
Geçen hafta sonu İstanbul’umuz, çevre diplomasisi alanında tarihî bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptı.
Sıfır Atık Forumu; 183 ülkeden 120’yi aşkın bakanın, 200’ün üzerinde belediye başkanının ve 5 binden fazla katılımcının iştirakiyle ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla gerçekleştirildi.
Özellikle dış politikada 2026 senesini en verimli şekilde değerlendirmenin mücadelesini veriyoruz.
Üreticimizin bir gram dahi ürünü ziyan olmayacak, Toprak Mahsulleri Ofisimiz kendisine getirilen bütün ürünleri alacaktır.
Ayrıca Ofis, ürün teslimini müteakip 21’inci günden itibaren ürün bedeli ödemelerine başlayacaktır.
Yeni hasat dönemi tüm çiftçilerimize hayırlı olsun.
Çiftçilerimizin yükünü hafifletmek amacıyla önemli bir karar aldık.
Bu yıl için açıkladığımız Temel Destek ve Planlama Desteği tutarımızı İran kriziyle birlikte girdi maliyetlerinde oluşan aşırı artışları göz önüne alarak güncelliyoruz, destek tutarlarını buna göre artırıyoruz.
Şimdiden hayırlı, bereketli olsun.
Bir diğer haberimiz, bölgesel kalkınma yatırımlarına yöneliktir.
Geçen yıl başlattığımız Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı’nın ilk çağrısı kapsamında 303 projeyi desteklemeyi kararlaştırdık.
Tarımdan turizme, madencilikten imalat sanayisine kadar farklı sektörlerdeki 185 milyar liralık özel sektör yatırımları ile yerelde kalkınmayı hızlandıracak, şehirlerimizin potansiyelini harekete geçireceğiz.
Aynı programın geçen ay sona eren ikinci çağrısına yapılan toplam 1.156 başvuruyu ülkemizdeki yatırım iştahının bir işareti olarak görüyoruz.
Nasıl bugün Hürmüz’deki çözümsüzlüğün bedelini tüm dünya ödüyorsa, şayet İsrail haydutluğunun önü kesilmezse bunun ceremesini de bölgeyle birlikte tüm insanlık çekecektir.
Avrupa’da İspanya’nın gösterebildiği cesaret ve sağduyulu tutumu başka ülkelerin de göstermesi tarihî bir sorumluluktur.
Bugün Gazze’de devam eden soykırımın kanı, buna tepkisiz kalanların eline yüzüne bulaşmıştır.
İran’da, Lübnan’da başlayan; Suriye’yi, Akdeniz’i, Afrika’yı tehdit eden bu saldırganlığın sonuçlarından da yine tepkisiz kalanlar mesul olacaktır.
İsrail durdurulmalıdır.
Bu, insanlığın ve insanlık cephesinin ödevidir.
Tarihin tekerrürüne izin verilmemelidir.
Türkiye, İsrail’in tüm sabotajlarına rağmen bölgesinde barışın ve huzurun ikamesi için elinden geleni yapacaktır.
Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir.
Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil; Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Beyrut’tan başlar.
Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.
Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
Tokat, Nevşehir ve Gümüşhane’deki 6 beldemiz ile ülkemizin farklı bölgelerindeki 362 mahallede yapılan mahallî idareler ara seçimlerinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
AK Parti’mizin ve Cumhur İttifakımızın ezici üstünlüğüyle sonuçlanan belde seçimlerinde milletimizin teveccühüyle seçilen belediye başkanlarımıza ve belediye meclis üyelerimize, muhtarlık seçimlerinde mahallelerine hizmet etme yetkisi alan muhtarlarımıza Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum.
Devlet yönetiminde millî irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri, Millî Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir.
Yasal ve anayasal düzenlemeler, Kurulun ve Genel Sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde ifa etmelerini mümkün hale getirmiştir.
Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinden sinema ve müzik eserlerinin denetimine kadar geniş bir alanda mesai harcamak zorunda kalan Genel Sekreterliğimiz, artık bu yüklerinden kurtulmuştur.
Genel Sekreterliğimizin dikkatini ve enerjisini dağıtan bu işlerden kurtulup asli görevlerine odaklanmasını sadece Türk demokrasisi açısından değil, Türkiye’nin ulusal güvenliği bakımından da çok kıymetli buluyorum.
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin devlet idaremize ve karar alma süreçlerine kazandırdığı avantajları en iyi şekilde kullanarak Türkiye’nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz.
15 Temmuz sonrası Irak ve Suriye harekâtlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır.
Türkiye kendi geleceğini şekillendiren, bölgesinde oyun kurucu bir aktör haline geldiğini dosta düşmana göstermiştir.
Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez bölgesinden Kuzey Afrika’ya ve Doğu Akdeniz’e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan öz güven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır.
Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde, ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır.
İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak; Türkiye’nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır.
Sahip olduğumuz kapasitenin değerini, etrafımızı kuşatan kriz fırtınasına baktığımızda çok net görebiliyoruz.
Tarihin ve kaderin bize yüklediği sorumlulukların idrakinde olarak inşallah bu kapasiteyi içeride ve dışarıda tahkim etmeye devam edeceğiz.
Osmanlı çınarı, bayrağımızı 7 iklimde gururla dalgalandırmıştır.
Osmanlı’nın yerini alan Türkiye Cumhuriyeti bu topraklardaki ilk değil, son devletimizdir.
Devlet-i ebet müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir.
Türk milleti var oldukça devletimiz var olmaya devam edecek.