Aslında çok daha fazlasını da yazmak isterdim ama bir yandan Teracıların adli işlem başlattığı haberleri , bir yandan hesabı silinenlerin haberleri , en beteri de Ponzi fonlarında parası olanların ahlaksızca saldırıları bizleri bundan alıkoydu maalesef☹️
23 yaşında doktor oldum. Ardından TUS’ta derece yaparak o dönem en gözde bölümlerden biri olan kardiyoloji asistanlığına başladım. 24 yaşındaydım, ilk kez maaşımı almıştım.
Daha başlayalı bir ay olmuştu ve bayram geldi. Kıdemsiz asistandım. “Sen daha çok çömezsin, sana hasta emanet edilmez; bu bayram evine git.” dediler.
Sevinerek eve gittim. Annem gururluydu. Oğlu doktor olmuş, üstelik kardiyolog olacaktı. Bayram ziyaretleri, aile, sohbetler...
Bayramın ikinci günü annemin göğsünde yanma oldu. Ağrı geçti ama tipik bir ağrıydı. Annemle arabada sohbet ede ede hastaneye gittik.
Hastaneye girince göğsü tekrar sıkıştı. EKG si kalp kriziydi. Hemen anjiyoya alındı.
Doktor olmanın bazen en zor tarafı, neler olduğunu herkesten önce anlamanızdır.
Bir süre sonra anestezi çağrıldı.
“Kardiyak arrest var.”
Yani annemin kalbi durmuştu.
Kalp masajına rağmen geri döndürülemedi.
Annemi 48 yaşında kaybettik.
Veren de alan da Allah...
Annemin kalp krizi açısından en temel riski sigaraydı. Çok fazla sigara içerdi.
Ben de üniversitede sigaraya başlamıştım. Birkaç kez bırakmayı denedim ama başaramadım. Risklerini bir doktor olarak çok iyi bilmeme rağmen yıllarca içtim.
“Tek kötü alışkanlığım bu.”
“Ben bunu asla bırakamam.”
diye düşünüyordum.
Sonra kızımın ardından oğlum doğdu.
O kadar küçük ve savunmasızdı ki bir gün aklıma şu soru takıldı:
“Bana bir şey olursa bu çocuklara kim bakacak?”
Çevremde babasını genç yaşta kaybeden insanları görmüştüm. Bir babanın yerini kimsenin tam olarak dolduramadığını biliyordum.
Ve sigarayı bıraktım.
İlk iki ay gerçekten çok zordu.
Ama geçti.
Bugün 8 yılı aştı. Bir daha hiç içmedim. Artık aklıma bile gelmiyor.
Bir doktor olarak sigarayı bırakmış hastalarıma yıllardır özellikle sorarım:
“Pişman mısınız? Sigarayı özlüyor musunuz?”
Aldığım cevap neredeyse hep aynı:
“Hayatta verdiğim en doğru kararlardan biriydi.”
Son günlerde birkaç kişinin “Sigarayı bıraktım ama hâlâ özlüyorum.” diye yazdığını gördüm. Elbette herkesin süreci farklıdır. Fakat benim gördüğüm şu:
Zaman geçtikçe sigaranın hayatınızdaki yeri küçülüyor. Bir dönem onsuz yaşayamayacağınızı düşündüğünüz şeyi, yıllar sonra nasıl kullandığınıza şaşırıyorsunuz.
O yüzden sigara içen birine tek bir şey söylemek isterim:
Şu lanet şeyi bırakın.
İlk günler zor olabilir. İlk haftalar zor olabilir. Ama geçiyor.
Ve bugüne kadar sigarayı bıraktığı için pişman olduğunu söyleyen bir hastama rastlamadım.
Bu yazıyı biraz uzun yazdım.
Ama belki okuyan bir kişi sigarayı bırakmaya karar verir.
Belki bir anne, bir baba, bir evlat yıllar sonra ailesinin yanında olmaya devam eder.
Bizim neslimizde Maradona dan gelen bir Arjantin sempatisi vardır ama İsrail yanlısı tutumu nedeniyle bu sempati yok oldu artık. Gönlümüz siyonist çevrelerin tüm baskı ve tehditlerine rağmen batı ülkeleri arasında Filistin 'e en güçlü desteği veren ülke olan #İspanya ile beraber 🇪🇸🇪🇸🇪🇸 #VamosEspaña
Bağımsız Doğu Türkistan'ın son HAN'ı Osman İSLAMOĞLU halkının ona verdiği isimle BATUR , uzun süren çarpışmalardan sonra esir düştüğü Çinliler tarafından türlü işkencelere uğratılıp, 75 yıl önce 29 Nisan 1951'de başkent Urumçi'de şehid edildi.Ruhu şad olsun. #OsmanBATUR
Gelen bilançolarda ilk bakmanız gereken yerlerden biride ; şirketin dönen varlıklarının kısa vadeli borçlarından yüksek olması gerektiğidir. Eğer kısa vadeli borçlar dönen varlıklardan yüksekse bu şirket için iflas riski var demektir. Şirket bu riskli durumdan kurtulmak için varlık satışında bulunabilir , yeni kredi kullanabilir yada bedelli yapabilir. Yada şirketin satışlarında karlılığında patlama beklentisi olması gerek ki bu risk taşınabilsin. Siz en iyisi böyle kağıtlardan uzak durun , bu kadar güzel harika şirketler varken maceraya ne gerek var.🤔🙂
Geçen gün arabayla eve dönüyorduk. Önümüzdeki araba çok yavaş ilerliyordu.
Düşünmeden öfkeyle söylendim:
“Niye böyle kullanıyor bu arabayı diye”
Arka koltuktan oğlum sakin bir sesle dedi ki:
“Belki de Japon balığını taşıyordur baba. Suyu dökülmesin diye yavaş gidiyordur.”
Bir an duraksadım.
Japon balığı mı?
Ama sonra düşündüm...
Belki de gerçekten öyledir.
Ona dönüp ş��yle dedim:
“Belki de en sevdiği dondurmayı yiyordur, elinden düşürmemeye çalışıyordur.”
“EVET! O da olabilir!” diye heyecanla bağırdı.
“Başka ne olabilir sence?” dedim.
Biraz düşündü, sonra şöyle dedi:
“Ya da kucağında bir yavru kedi vardır.”
İşte o an... bütün kızgınlığım geçti.
Çünkü arka koltuktaki bu küçücük insan, empatiyi seçmişti.
Ben de onun gibi yapmak istediğimi fark ettim.
Sonra dedim ki:
“Bir oyun oynayalım. Adı ‘Belki de’ oyunu olsun. Birini anlamadığımız bir şekilde davranırken gördüğümüzde, kötü bir ihtimal yerine iyi bir ihtimal düşünelim.”
“Tamam!” diye sevinçle bağırdı.
Aynı gün markete girdik.
Bir çocuk reyonda çığlık çığlığa ağlıyordu.
Oğluma eğilip fısıldadım:
“Belki okulda zor bir gün geçirmiştir.”
O da bana fısıldadı:
“Belki en sevdiği oyuncağı kırılmıştır.”
Birbirimize baktık, gülümsedik ve yolumuza devam ettik.
O gece yatağına girerken dedi ki:
“Baba, ‘Belki de’ oyununu çok sevdim. Hep oynayalım.”
“Tamam,” dedim.
Ve işte o an... içim sıcacık oldu.
Çünkü açıkçası ben, insanların önce iyi ihtimali düşündüğü bir dünyada yaşamak istiyorum.
“Belki kaba değil... belki zor bir gün geçiriyordur.”
“Belki kötü değil... belki çok yorulmuştur.”
“Belki sinir bozucu değil... belki sadece sevgiye ihtiyacı vardır.”
Hepimiz insanlar hakkında varsayımlar yapıyoruz. O zaman neden iyi varsayımlar yapmayalım?
Çünkü bunu yaptığımızda; empati kurabilen, şefkatli ve anlayışlı çocuklar yetiştiriyoruz.
———
Birçok yerde (instagram, facebook, linkedIn) görünce asıl sahibini bulamadım alıntı için referanslayamadım. Son dönemde okuduğum güzel yazılardan.