Yalnızlık insanın arızası değil; varlığının en önemli parçasıdır.
Evlilik ve çocuk, ölüm karşısında bir güvenlik bariyeri değil...
Serhat Kılıç 51 yaşındaydı. Evli değildi, çocuğu yoktu. Kendisine ulaşamayınca sevgilisi gidip bakıyor ve cansız bedenini buluyor.
Buradan da “Evli ve çocukları olsaydı böyle bir son yaşanır mıydı?” diye soruluyor.
Yaşanırdı.
Evli olursun, eşin iştedir; evde kalp krizi geçirirsin. Çocuğun okuldadır; banyoda düşer, başını çarparsın. En yakının bile her an yanında olamaz.
“Sanatçıları böyle bir hayata kim özendiriyor?”
“Yalnız yaşamak moda oldu.”
“Hatta yalnız yaşamak yasaklanmalı.”
Bu nasıl bir saçmalık?
İnsan üniversite için ailesinden ayrılır, başka şehre gider. İş için başka ülkeye taşınır. Boşanır, evini ayırır. Bunun nesi yanlış?
İnsan dünyaya tek başına gelir, hayatı boyunca başkalarıyla bağlar kurar. Sever, âşık olur, dostluklar kurar, aile olur, bir hayatı paylaşır. İyi ilişkilere, iyi insanlara denk gelmek hayatın en büyük şanslarından biridir. Ama günün sonunda insan yine kendisiyle kalır. Çünkü yalnızlık insanın bir arızası ya da eksikliği değil; en doğal, en sahici hâlidir. Başkalarıyla kurduğumuz bütün bağların içinde bile kendimize ait, yalnız olduğumuz bir yer vardır.
Ama birileriyle birlikte yaşamakla yalnız olmamak aynı şey değil.
Bir ömür aynı evde yaşayıp birbirinin ölümünü bekleyen insanlar var. Karısının, kocasının, annesinin, babasının ölümünü bekleyenler... Aynı evde birbirine yabancılaşmış, sevgiyi tüketmiş, alışkanlık ve mecburiyetle yan yana duranlar var.
Sırf yalnız ölmekten korktuğu için bir başkasının hayatına sülük gibi yapışanlar var. Yalnızlıktan daha mı iyi bunlar?
İnsan yalnız yaşarken kendiyle ve başkalarıyla güçlü bağlar kurabilir. Aynı evde yaşayanlar da kendine ve birbirine yabancılaşabilir.
Çünkü insanı yalnızlıktan kurtaran şey aynı evin içinde olmak değil; görülmek, duyulmak ve gerçekten temas edebilmektir. Bazen insanlar birbirine fiziksel olarak çok yakınken duygusal olarak birbirlerinden kilometrelerce uzakta olabilir. Hatta insan, kendisini ifade edemediği, kendisi olamadığı bir ilişkinin içinde, tek başına yaşamaktan çok daha derin bir yalnızlık yaşayabilir. Yalnızlık bazen birinin olmaması değil, olanın sana ulaşmamasıdır.
Bu yüzden bir insanın nasıl yaşadığına bakıp, yalnızlığını bir eksiklik, evliliği ve çocuk sahibi olmayı da bunun çözümü gibi görmek ne kadar yanlışsa, bütün bunları bir insanın ölümüne bağlayıp başkalarına ahlâk kuralları satmak da en az o kadar yanlış!
Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı'dan ortak çerçeve yasa açıklaması:
🔻"Elbette tartışmalar, eleştiriler, öneriler olacaktır; her biri de kıymetlidir, katkı vericidir"
🔻"Bu süreç bölünme, ayrışma süreci ya da ucuz pazarlıklara dayalı bir al ver süreci değildir"
🔻"Hiç kimse kıymetli çabaların altında gizli hesaplar, kirli planlar arayarak zaman tüketmemeli. Şüpheyle yaklaşanlar bu süreci istedikleri kadar eşelesinler, altından bin yıllık kardeşliğimizden ve Kürdüyle, Türküyle hep birlikte Türkiye olma duygusundan başka bir şey bulamayacaklardır."
🔻"Siyasi iradeyi en güçlü şekilde ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli başta olmak üzere, barış için büyük çaba sarf eden Sayın Abdullah Öcalan'a özel olarak teşekkür etmek istiyoruz."
“Sevgili seyirciler, unutamadığınız bütün bir hayat boyu canlı kalan hatıralarınız vardır. Unutulmazların ortak özelliği, gerek oluşumu, gerekse elde edilmesi açısından kendine has koordinatlarıyla oluşmasıdır. Hissetmez olur, duymaz olur, ülfet eder, anlamaz olur.”