Bu hafta Aldredo Saad-Filho'nun Yordam Kitap'tan çıkan İlerici Kalkınma Politikaları kitabı üzerine durdum.
Malum #COP31'e ev sahipliği yapacağız.
Ekolojik yıkım, iklim değişikliği, kapitalizm, emperyalizm, kalkınma vb. doğru ele alınmadığında, ne doğaya ne insana faydamız olur.
10 Ekim katliamı tıpkı Maraş ve Çorum gibi, tıpkı Madımak gibi Türkiye'nin itildiği karanlığa karşı ayakta kalan son direnç kolonlarını da yıkmak üzere tasarlandı.
Direnişin en önünde olanlar, onu örgütleyenler, en cesurlar hedef alındı.
10 Ekim katliamı yeni rejimin kanlı çinentosu oldu!
Hayatını kaybedenleri saygıyla, minnetle, öfkeyle anıyoruz...
10 Ekim 2015’teki katliamda hayatını kaybeden demiryolu emekçisi Ali Kitapçı’nın eşi Emel Kitapçı ve oğlu Artun Siyah Kitapçı. Ankara, 2015. Fotoğraf: Ümit Bektaş, Reuters.
Av. Alp Selek'in İstanbul Barosu'ndaki uğurlamasından.
Kızları Pınar Selek'in, Seyda Selek'in ve hepimizin başısağolsun 🩶🤍
Pınar'ın babasına son bakışları unutulamaz 😔
Babalarının cenazesinde bile bir araya gelmesi engellenen bu aileye 28 yıldır yaşatılan acılar da bu ülkenin kara bir sayfası 🖤
Bundan 48 yıl önce bu gece, Ankara'nın göbeğinde, Türkiye tarihinin en vahşi katliamlarından biri gerçekleşti. Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı öncülüğündeki ülkücüler, Türkiye İşçi Partisi üyesi silahsız 7 genci, hunharca katlettiler. Anılarına saygıyla...
https://t.co/qBMHPlJAw6
Sevgili Ahmet ile bundan 30 yıl kadar önce o yine gazeteci ben öğrenciyken bizimle söyleşi yapmaya geldiğinde tanışmıştım. O gün bugündür hep aynı yolda dosdoğru yürüdüğünü gördüm, sonra birlikte yürümekten de gurur duydum.
Güç merkezleri değişse de, Ahmet Şık'a dönük tahammülsüzlük ve saldırılar değişmiyor. Ona boşuna "her devrin istenmeyeni” demiyoruz: Halkına, ülkesine ve gerçeklere olan sarsılmaz bağlılığı, hangi devirde olursak olalım Ahmet'i bu ülkeye ve bu halka düşmanlık eden egemenlerin karşısına dikiyor.
Bir kez olsun haysiyeti menfaatine üstün gelmemiş olanların, Ahmet'i hedef haline getirmesi normaldir. Ahmet'te sütteki kadar leke bulamayanların onun eşini dostunu, ailesini ve arkadaşlarını alçakça hedef alması normaldir. Daha önceden sayısız kez yaptıkları gibi yalan beyanlarla kamuoyunda algı çalışması yapmaya kalkmaları normaldir.
İktidar, bu alçak saldırıları belirli bir amaç uğruna yapıyor kuşkusuz. Bulaştıkları pislikleri, burnumuzun direğini çatlatan lağım kokusunu, yolsuzlukları konuşmayalım diye.
Gözümüzün önünde emekliler “para için değil onurumuz için” diyerek yaşamına son veriyor.
75 yaşında inşaatta çalışmak zorunda kalanlar, 14-15 yaşında MESEM'lerde çalıştırılanlar, sadece yaşamak isteyen kadınlar öldürülüyor.
Yaşadığımız sürece susmamız mümkün değil ama meraktan soruyorum: Biz sussak, bu yaşananlar bir daha yaşanmayacak mı? Ahmet sussa, yüzbinlerce emekçinin mağduriyeti yok mu olacak? Biz susunca, sizin yanınızdaki yörenizdeki yolsuzlar yola mı gelecek?
Bizden susmamızı, sinmemizi boşuna beklemeyin.
Gördüğümüz ne varsa en güçlü sesle haykıracağız.
Tüm bu hırsızlıkların hesabını er ya da geç soracağız.
AKP yönetimini ve milletvekillerini uyarıyorum. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'u göreve çağırıyorum. Muhalefet partilerine ve milletvekillerine dayanışma çağrısında bulunuyorum:
Anayasa gereği kendisine sorduğumuz soruları yanıtlaması gereken Bakan, bunu yapmak yerine milletvekiline karşı komplo tertip ediyorsa bu görmezden gelinebilecek, susulabilecek bir konu değildir!
Son olarak kayıtlara da girsin diye yurttaşlarımıza sesleniyorum;
Eğer suçsuz olsalardı çıkar çatır çatır açıklarlar ve bizi rezil ederlerdi, bunun yerine susturmak için bu kadar alçakça saldırılar tertip etmeleri de başlı başına bir delildir.
Bu Borsaİstanbul Başkan vekili olup aynı zamanda Devlet Denetlem Kuurmu Başkanı oln kişinin OHAL Komisyon başkanlığını 5 yıl boyunca yaptığını biliyor musunuz?
O zaman CB kararnamaesi ile KHK ile atılanlar önce OHAL Komisyonuna başvuracak sonra yargıya gidebileceklerdi.
Yani yargı ile aralarına bu komisyon kondu
Komisyon ne yaptı,
Komisyon, 2017'deki kuruluşundan itibaren Barış Akademisyenlerinin dosyalarını en sona bıraktı.
Akademisyenlerin idari yargıya (mahkemelere) başvurabilmesi için öncelikle komisyon karar alması gerektiğinden, dosyaların yaklaşık 4-5 yıl boyunca karara bağlanmadan bekletilmesi, hak arama hürriyetinin önünde bir "zamana yayma" ve "arafta bırakma" stratejisiydi
Bu komisyon aynı abileri gibi AYM kararlarını tanımadı. Numan Kurtulmuş gibilerin öz kardeşi bunlar.
Anayasa Mahkemesi'nin 25 Temmuz 2019 tarihli Füsun Üstel ve Diğer başvurucular için aldığı bir karar var.
AYM, barış bildirisine imza atmanın "ifade özgürlüğü" kapsamında olduğuna ve cezalandırılamayacağına hükmetti, ardından yerel mahkemelerdeki ceza davaları beraatle sonuçlandı.
Ancak bu bağlayıcı hukuki belgeye rağmen, OHAL Komisyonu Ekim 2021 itibarıyla akademisyenlerin dosyalarını incelemeye başladı ve ardışık olarak toplu ret kararları verdi.
Komisyonun Barış Akademisyenlerine yönelik ilk kararı, 28 Ekim 2021'de Ankara Üniversitesi'nden ihraç edilen akademisyen Nail Dertli'ye tebliğ edilen "ret" kararı oldu. Komisyon, görev süresi bitene kadar toplamda 380 civarında Barış Akademisyeniningöreve iade başvurusunu reddetti.
Komisyon, AYM'nin ihlal kararını ve ağır ceza mahkemelerinin verdiği beraat kararlarını göz ardı etti.
Ret kararlarının gerekçelerinde, akademisyenlerin beraat ettiği eski ceza davalarının iddianamelerindeki suçlamalar aynen argüman olarak kullanıldı. Yani mahkeme beraat vermiş bu komisyon onu atlayıp savcılık beyanını incelemiş ve aynen kabul etmiş
Üniversite rektörlüklerinin veya idari kurulların somut delile dayanmayan "kurum kanaatleri" gerekçe yapıldı.
Evet Fon yolsuzluğunu incelemesini beklediğimiz, Borsaİstanbul Başkanvekili iken bir kez bile bu manipülatif hisse işlemlerine ses etmeyen kişinin geçmiş bürokratik deneyimi bu şekilde.
Dosyayı bekletebildiğin kadar beklet
Eldeki belgeleri sorgulama kanaat yorum vs’leri esas delil ilan et mis gibi denetim.
Arada AYM kararlarını da tanıma (Zaten bu en sıradan bir şey oldu. AYM kararlarını bir yargı kurumu tanısa deprem olabilir ülkede)
Yıldıray Oğur (@yildarado) yazdı: Ankara kararsız: Ucu kime dokunursa mı, dokunan yanar mı?
https://t.co/OmU8p5UWsP
Mersin’de gözaltı talimatı verilen evlerden birine sabaha karşı giden polise kapıyı gecelikli kıyafetiyle bir kadın açtı.
Polisin gözaltı ve ev baskınları sırasında kötü muamele ve benzer iddialar için yaptığı resmi çekimi birkaç saat sonra sosyal medyada izledik.
Ama 500 bin kişinin doğrudan, en az 2 milyon kişinin dolaylı olarak dolandırıldığı Türkiye tarihinin en büyük dolandırıcılık skandalının aktörlerini şafak baskınında pijamalı kapı açarken, belediye dosyalarındaki başkanlar gibi tek sıra kelepçeli dizilmişken, Deniz Göktaş gibi arkadan kelepçelenip yürütülürken ya da uyuşturucu operasyonlarında alınan sanatçılar gibi otobüse tek sıra halinde yürürken henüz görmedik.
Tera’nın sahibi Emre Tezmen’in yüzü bile tam görülmedi. Emre Alkin’i özenle seçilmiş bir videoda arkadan gördük.
Tera YK üyesi Kerem Alkin’in hiçbir gözaltı görüntüsü düşmedi. Muhammed Yarız’ın arabalarını, jetini, teknesini gördük ama gözaltına alınışıyla ilgili tek kare görüntü görmedik.
Serdar Turhan, çok kısa resmi bir görüntüyle arabaya binerken görüldü
SPK eski başkanı, Hayati Yazıcı’nın oğlu sessizce gidip ifade verdiler.
Yine tek kare fotoğraf yok.
İfadeleri de çarşaf çarşaf yayınlanmıyor.
Fon soruşturması Stockholm Başsavcılığı standartlarında yürütülüyor.
Soruşturmadaki aşırı ketumiyet, siyasi bağlantılı isimlerin ifadeye dahi çağrılmaması bunu gösteriyor.
Fon skandalıyla ilgili şu ana kadar Betül Sayan Kaya dışında da kimse koltuğunu kaybetmedi.
SPK, BDDK ve Borsa İstanbul’da herkes koltuğunda oturmaya devam ediyor. Hatta bu isimler krizle mücadele masasındalar.
Mersin’de gecelikli kadını çekip servis eden istek ve ‘irade”, fon soruşturması için Ankara’da görünmüyor.
Meclis resepsiyonu son yılların en sönük olanıydı.
Resepsiyona gelebilen AK Partililer üzgün, tedirgin ama söyleyecek şeyleri de çok az.
“Ucu nereye giderse gitsin” cümlesini söylemek de riskli.
Ucunun nereye gideceği belirsiz çünkü.
Anayasamızda çiğnenmedik madde bırakmayan AKP Rejimi, bugün de Basın Özgürlüğünü düzenleyen 28inci maddeyi gözüne kestirdi.
17 yıllık yayın hayatında aylık 18 milyon erişim rakamına ulaşan, X hesabının 2 milyona yakın takipçisi olan, 110'dan fazla personel istihdam eden T24, bugün skandal bir kararla erişime kapatıldı. Her gün kadın cinayetlerinin işlendiği, çocukların uzun namlulu silahlarla birbirini vurduğu bir ülke yaratarak binlerce ailenin ocağını söndürenlerin eseri olan sözde "Ailem Güvende" operasyonunun tek amacı muhalif medyayı susturmaktır. Bununla medyaya verilen mesajı hepimiz görebiliyoruz: "Burası 1984 ve Büyük Birader sizi izliyor"
Ne yaparsanız yapın nafiledir. Susturmaya çalıştığınız medya, hükümetinizin bütün ayıplarını halka ifşa etmeye devam edecek. Bu ülke ve halkı, sizin Neo-İstibdat düzeninize teslim olmayacak. @t24comtr_
Malumunuz, iktidarın siyasi muhaliflerinin olur olmaz gerekçeler ve uydurmalarla hapse atıldığı bir ülkedeyiz. “Tutuksuz yargılama esastır” ilkesini savunmaktan vazgeçmedik, vazgeçmeyiz elbette. Yine de bu prensibin neden her seferinde alengirli işlere bulaşan, suç delilleri de sabit olan iktidar mahfillerine uygulanmadığının bir yanıtı verilmeli.
“Nereden edinildiği de açıklanmayan toplam 163 milyon TL’yi eşiyle tek bir hisseye yatırıp kısa sürede 2 milyar 200 milyon TL’nin üzerinde para kazandığı ortaya çıkan fon soyguncularından eski bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya neden hala tutuklanmadı” diye sormak elzemdir mesela.
Bu önemli hatırlatmadan sonra diğer konumuza geçelim.
Süzer Holding’i bilirsiniz; bilmiyorsanız İstanbul’da yaşayan herkes gibi "Gökkafes" olarak anılan Süzer Plaza’yı bilirsiniz. Belirtmeden geçmeyelim, Türkiye’deki Ritz-Carlton otel zincirinin sahibi de Süzer Holding. Holdingin yönetim kurulu üyesi ve veliaht Ali Baran Süzer, 2025 yılının sonlarında İstanbul’da, Akın Gürlek’in başsavcı olduğu sırada düzenlenen uyuşturucu soruşturması kapsamında bir grup şüpheliye birlikte gözaltına alındı. İlk etapta adliyeye sevk edilen 3 kişiden birisi tutuklanırken veliaht Süzer ve diğer şüpheli adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı diye belirtip devam edelim.
Bu Süzer Plaza çok hareketli yer. CHP’nin İstanbul kayyımı Gürsel Tekin, defaatle bu Süzer Plaza’daki “Nobu” isimli restoranda görülüyor. Hem de kimlerle hem de kayyım olmasından önce... Ama daha önemlisi var: Son günlerin olaylı kurumu SPK de Süzer Plaza’da bulunuyor. Denilen o ki soruşturmalar vesilesiyle SPK ile yakından ilgili bakan da Süzer Plaza’daki en lüks dairelerden birinde kiracıymış. Hayli yüksek bir meblağ olan kirası ödeniyor mu? Ödeniyorsa memur maaşıyla nasıl oluyor bilmiyoruz. Bir de kiracısı olduğu lüks dairenin tadilat ve dayanıp döşenmesi kısmının da Süzerler tarafından karşılandığı söyleniyor. SPK’nin, Süzer Plaza’ya taşınmasına önayak olduğu kamuoyunda yaygın olarak kabul gören AKP’li iş insanı Davut Yasin Bilen var bir de… Bu dairenin sahibinin de o olduğu iddia ediliyor. Davut Yasin Bilen ile devam edelim. Bilen, Süzer Plaza’da yaşıyor (kaynak yaşatılıyor diye aktardı) ve iddiaya göre bir takım alengirli işlerin çözülmesinde ilgili taraflara yardımcı oluyor.
83 yaşında olmasına rağmen her gün işinin başında olan baba Mustafa Süzer’in büyük bir hayali var. İstinye sırtlarında kendisine ait olan çok büyük bir araziye içinde alışveriş merkezlerinin de bulunduğu “Marmara” isminde bir konut projesini hayata geçirmek istiyor Mustafa Süzer. Ama bildiğiniz gibi bir yandan da Süzer Plaza’nın kendisi zaten kaçak. Usulsüz birçok işlemle oraya dikildi ve yıkılamadı. Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde ruhsat izni verilen inşaatın durdurulup yapılanların yıkımı için sonraki belediye başkanları Nurettin Sözen ve Recep Tayyip Erdoğan çok uğraştı. Ama dönemin ANAP iktidarında yıkımın engellenmesi için Şişli ve Beyoğlu ilçelerinin sınırları değiştirildi. ANAP’lı Şişli Belediyesi'nden gerekli izin ve onaylar alınarak projenin önü açıldı.
(Meraklısı, Gökkafes diye anılan Süzer Plazanın hikayesini şu linkten okuyabilir: https://t.co/QxRYpeKy4a)
Her ne kadar her şey kitabına uydurulmuş gibi görünse de bu konu Demokles’in kılıcı gibi Süzerler üzerinde sallanıyor. Türkiye’de geçerli rejimin bir tek kişinin dudakları arasındayken ve yargı da o dudaklardan dökülecek söze çok kıymet verdiğinden kimsenin ve hiçbir şeyin garantisi yok. Bir de oğul Süzer gözaltında iken Süzer Plaza’da Davut Yasin Bilen’in ev sahipliğinde milyonlarca doların çok sık konuşulduğu hayli hareketli günler yaşanmış. Bu hareketli günlerde Süzerlere ait Bebek’teki villalardan da konu açılmış ama nihayetinde ortalık sakinleştikten sonra Akın Gürlek Ritz Carlton’daki dairelerden birinde kiracı olmuş. Tapu kaydının Davut Yasin Bilen adına olduğu öne sürülen daire, yeni taşınacaklar için tadilat yapıldıktan sonra içi de dayanıp döşendikten sonra teslim edilmiş. Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve döşenmesi işlemleri de Süzerlere ait şirket tarafından gerçekleştirilmiş iddiaya göre. Dairenin kirasıysa 750 bin TL… Ritz Carltonda kiracı olan Gürleklerin üst kat komşusu uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan Baran Süzer, yan daire komşusu ise yine uyuşturucu soruşturması şüphelisi olan Ali Ulusoy. SPK’nin de içinde bulunması nedeniyle Elif Gülşah Gürlek, İstanbul’un trafik sorunuyla boğuşmadan evle işi arasındaki mesafeyi asansörle katediyor. Hatta yemeklerini de plazanın içindeki lüks restoranda yiyor.
Şimdi Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Davut Yasin Bilen’in veya yakınlarından birinin Süzer Plaza’da dairesi var mıdır?
2-) Akın Gürlek ve eşi Elif Gülşah Gürlek bu dairede kiracı mıdır?
3-) Dairenin aylık 750 bin TL kira bedeli ödenmekte midir? Kim tarafından? Dekontlrı var mıdır?
4-) Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve dayanıp döşenmesi maliyeti kim tarafından karşılanmıştır?
5-) Tapuda evin sahibi olarak görünen Davut Yasin Bilen‘le ne tür bir ilişkiniz vardır?
6-) Aynı zamanda SPK’nin yönetiminde olan Elif Gülşah Gürlek’in plazada bulunan “Nobu” isimli restorandaki yediği yemeklerin aylık 250 bin TL’nin faturası kendisi mi Bakan bey mi yoksa Süzer holding mi ödemektedir?
Ruşen Çakır (@cakir_rusen): "Ahmet Saymadi, 'İktidarın parçası olan herkes için tek kırmızı çizgi Erdoğan ailesine bulaşmamaktır' yazmış, çok doğru"
"Fon meselesine baktığınız zaman bu konuda sesini çıkartan herkesin Erdoğan'a dokunmama, Erdoğan'ı bu lekelerden kurtarma çabası var. Ama her şeyi bu kadar kontrol eden Erdoğan'ın, bu kadar büyük bir olayı, hiçbir şekilde bilmemesi sorusu cevaplanmayı bekliyor"
➡️ https://t.co/1PU0DvyS1y
Ben Av. Rabia Güngör. Adana Emniyetinin kötü muamelesini anlattığım twitimden sonra jet hızıyla hesabım kapatıldı. Sadece kötü muamele ile kalmayıp üstüne bunun duyurulmasını da istemiyorlar!
Twitim şuydu;
Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Behiç Aşçı, son bir yıldır hiçbir disiplin cezası almamasına ve gelişim puanı 44,06 olmasına rağmen “iyi halli değil” denilerek tahliye edilmedi. 9 yıldır hapishanede olan Avukat Aşcı için “koşullu salıverilme tarihi yaklaştığı için disiplin cezası almadığı, başkalarına zarar verme riskinin düşük olmadığı kanaatine varıldığı” iddia edildi.
Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı da iyi halli olmadığı iddiasıyla koşullu salıverilmeden yararlandırılmamıştı. Kurul, Kozağaçlı için “toplumla bütünleşecek durumda değil” demişti.
https://t.co/PaeVPz3c1p
Cinayetler işlemiş 2 mafya en yüksek düzeyde misafir edilirken kimseyi incitmemiş insanlar cezaevinde. Çiğdem’in kitabını okurken hep bunları düşündüm. Burası gerçek bir DİSTOPYA! Kobane sanıkları Gezi sanıkları .. Tuhaf, saçma, neyse değil ama. Yeter!