#SONDAKİKA
Vefat edenlerin yakınlarına yapılan cenaze yardımı ödemeleri:
🔴Milletvekili: 179 bin 608 TL
🟠Emekli vekil: 89 bin 804 TL
⚫️SGK/BAĞKUR'lu: 6 bin 398 TL
Kum taneciklerinin Fatiha okunurken oluşan frekans ile titreşime duyarlı zemin üzerinde aldıkları şekillere bakınız.
Şeytanirracim derken üçgenler ve Syonizmin şekilleri ortaya çıkarken ERRAHMAN derken Kabe şekli ortaya
çıkıyor.
🔴 Savcı Sayan : Diyorki' mehmet Şimşek İngilizlere çalışıyor .
“Mehmet Şimşek olduğu müddetçe adil paylaşımdan söz etmek mümkün değil.
Mehmet Şimşek zenginleri zengin eden, fakirleri fakir eden bir anlayışa benim işim paradır para toplarım gerisine bakmaz.
Dolayısıyla finansçı değildir.”
----
@RTErdogan@Akparti
#seçimdenöncekademe #Eğitim
Pazar Tefekkürü
Hz. Musa kavmine Allah’ın emrini bildirir:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً
“Allah size bir inek kesmenizi emrediyor.” (2:67)
Emir açıktır: Bir inek kesin!
Fakat İsrailoğulları emri hemen yerine getirmektense sormaya
başlarlar:
Nasıl bir inek?
Kaç yaşında?
Rengi ne?
Çalışmış mı?
Alacası var mı?
Her soruyla emir biraz daha daralır.
Sonunda son derece özel bir inek
tarif edilir ve
Kur’an dikkat çekici bir ifadeyle:
فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ
“Onu kestiler; fakat neredeyse yapmayacaklardı.” der.
Peki, bu kıssa
günümüzde bize ne diyor?!
Bugünün “ineği”,
mesela
“emaneti ehline vermek” olabilir.
Çünkü Allah bu konuda da aynı açıklıkla:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا
“Allah size emanetleri ehline vermenizi emrediyor.” (4:58) buyurur.
Dikkat edilirse her iki ayette de aynı ifade vardır:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ — “Allah size emrediyor.”
Birinde: İneği kesin.
Diğerinde: Emaneti ehline verin.
Emir açık.
Lakin problem, uygulamaya gelince başlıyor.
Emaneti gerçekten ehline vermek;
akrabalık, arkadaşlık, parti, grup,
bürokrasi ve çıkar ilişkilerinden oluşmuş yerleşik düzenlere ters
gelebilir.
İşte o zaman “ineğin özelliklerini” sormaya başlarız:
“Ehil derken kimi kastediyoruz?”
“Diploma mı önemli, tecrübe mi?”
“Sadakat de ehliyet değil midir?”
“Bizimle uyumlu çalışması gerekmez mi?”
“Bizim arkadaşımız da bu işi yapamaz mı?”
Bu soruların her biri kendi başına makul olabilir.
Lakin
mesele, niçin sorulduklarıdır.
Ehliyetin doğru tespiti için mi?
Yoksa
Allah’ın açık emrini mevcut düzenimizi bozmayacak şekilde
yeniden tarif etmek için mi?
Çünkü sonunda şöyle bir tarif ortaya çıkabilir:
Ehil olsun, ama bizden olsun.
Ehil olsun, ama mevcut dengeleri bozmasın.
Ehil olsun, ama yönetimi rahatsız etmesin.
Ehil olsun, ama bizim tercih ettiğimiz kişi olsun.
Neticede
baştan göreve getirmek istediğimiz kişiye uygun bir “ehliyet”
tanımı üretir ve:
“İşte şimdi doğrusunu bulduk.”
deriz.
Hatta bazen
yüz görevin doksan dokuzunda eski düzen devam eder,
bir göreve gerçekten ehil bir insan getirilir.
Sonra onu göstererek:
“Bakın, biz liyakate önem veriyoruz.”
denilir.
İşte kıssa,
bize günümüzde bunları düşündürüyor:
“Biz inek kesmeye karşı değiliz; bakın bir tane kestik. Fakat ancak bu
özellikleri taşıyan ineği kesebiliriz.”
Böylece emir görünüşte yerine getirilir;
fakat sistem değişmez.
Oysa Nisâ 58 birkaç ehil insanı görevlendirmeyi değil bir ilkeyi
ortaya koymaktadır:
Emanet ehline verilecektir.
Makam emanettir.
Yetki emanettir.
Kamu malı emanettir.
Milletin devlete teslim ettiği kaynaklar emanettir.
Dolayısıyla mesele
birkaç “sarı inek” bulmak değil, emanet sistemini
ehliyet üzerine kurmaktır.
Burada çok önemli bir zihniyet problemi ortaya çıkıyor:
İnsan bazen Allah’ın emrine
“Hayır” demez.
“Evet, ama…” der.
Ve asıl direnç bu “ama”lardan sonra başlar.
Şartlar, istisnalar, gerekçeler ve mazeretler öylesine çoğalır
ki
Allah’ın açık emri mevcut sistemi değiştiremeyecek kadar daraltılır.
Aynı durum
faiz konusunda da görülür.
Kur’an:
“Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.” (2:275) buyurur.
Elbette yeni finansal işlemleri anlamak için fıkhî ve ekonomik sorular sorulmalıdır.
Fakat bütün bu sorular
faizi ortadan kaldıracak bir sistem kurmak yerine
mevcut faizli sistemi değiştirmeden sürdürebilmenin yollarını aramaya dönüşüyorsa,
yine
“ineğin özelliklerini” sormaya başlamışız demektir.
Emanette, faizde, ölçü ve tartıda durum hep aynıdır:
Allah’ın hükmünü mevcut sisteme mi uyduracağız
yoksa
mevcut sistemi Allah’ın hükmüne göre mi düzelteceğiz?
İşte kıssadan alacağımız belki de en güçlü ikaz budur:
Allah’ın açık emirlerini inkâr etmek kadar,
onları sonsuz sorular, istisnalar ve mazeretlerle
uygulanamaz hale getirmekten de
sakınmalıyız.
Niçin Satıyoruz?
Bazı köprü ve otoyolların 30 yıllığına işletme hakkının özelleştirilmesi yeniden gündemimizde.
Şimdi en önemli soru;
“Niçin”
sorusudur.
Çünkü “niçin” sorusu,
“nasıl” sorusundan önce gelir.
Nasıl sorusunun cevabı,
“Niçin” sorusunun cevabına göre verilir.
Yeni yatırım yapmak için mi?
Eğer böyle ise
yeni yatırımların nasıl finanse edileceğine ilişkin birçok yöntem vardır.
Devlet borçlanabilir. Proje finansmanı uygulanabilir. Gelir ortaklığı modelleri kurulabilir. Kamu altyapı sertifikaları veya tokenleştirme modelleri geliştirilebilir. Tasarruf sahipleri doğrudan projelere ortak edilebilir. Yeni para üretimi ile reel varlık üretimini sıkı biçimde eşleştiren modeller kurgulanabilir.
Bakım ve işletme pahalı olduğu için mi?
Eğer böyle ise
bunun da çözümü 30 yıllık gelir hakkını devretmek değildir. Bakım, onarım ve işletme hizmetleri özel sektöre ihale edilebilir.
İşletmeyi özel sektör yapar, gelir devlete akmaya devam eder.
Dış borç ödemek için mi?
Eğer cevap buysa,
konuya bu defa finanspolitik açıdan bakmak gerekir.
Devlet köprü ve otoyol işletme hakkını satar, karşılığında birkaç milyar dolar alır ve bu parayla dış borç öder.
İlk bakışta güzel görünür:
Borç azaldı.
Fakat işlem burada bitmez.
Özelleştirme bedelinin iç piyasadan finanse edilen kısmı ekonomideki mevcut tasarruflardan çekilmişse, finans sistemindeki likidite üzerinde daraltıcı etki oluşturur. Ekonominin kredi ve para ihtiyacı devam ettiği için bu likiditenin zaman içinde yeniden karşılanması gerekir. Üstelik bunun önemli bir kısmı daha yüksek faizli kredi veya kamu borçlanması kanallarından geri döner.
O zaman bir bilanço kalemini düzeltirken diğerini bozmuş oluyoruz.
Ayrıca
30 yılı kim hesaplayabilir?
İskonto oranı ne olacağını,
doların reel değerinin ne olacağını,
Türkiye'nin risk primlerinin ne olacağını,
trafiğin ne kadar artacağını,
geçiş ücretlerinin nasıl değişeceğini,
bakım maliyetlerinin ne olacağını,
yeni yolların mevcut yolların değerini nasıl etkileyeceğini
kim ve nasıl hesaplayacak?
Bunların hiçbirini 30 yıllık ufukta sağlıklı biçimde bilemeyiz.
Bütün bunları yaparken temel bir finanspolitik ilkeyi gözden kaçırmayalım:
Tıkır tıkır çalışan, düzenli gelir üreten ve kamuya sürekli nakit akışı sağlayan stok varlıkları satmak, tek başına bir finansman politikası değildir.
Bir devletin gücü yalnız bugün kasasında bulunan parayla ölçülmez.
Gelecekte sürekli gelir üreten varlıklar da devletin finansal gücünün parçasıdır.
Bir defalık gelir elde etmek uğruna sürekli gelir üreten varlıkların ekonomik hakkını devretmek,
bugünü rahatlatırken yarını fakirleştirebilir...
Ak Partiye'ye oy verenlere sorularım:
Size, "Yap işlet devret modeli en mükemmel model, zamanı gelince bu modelle yapılan köprü ve yollar devletin işletmesine geçecek. Devlet de vatandaşı ezmeyecek" dediler, o halde zaten devletin olan ve kendi dönemleri öncesinde yapılan köprü ve yolların işletmesini neden özel sektöre satıyorlar?
Cevabınız var mı?
"Özelleştirme çok iyi bir şey. Kamu mallarını özelleştirirsek ekonomi uçacak" deniyordu, o zaman bu ekonomik kriz ne?
Cevabınız var mı?
Devlet zaten kâr eden bir müessesesini, köprüsünü ya da otoyolunu neden satar?
Cevabınız var mı?
Ak Partinin yapmadığı boğazdaki iki köprüden tek geçiş ücreti alınırken neden çift geçiş ücreti alınmaya başlandı?
Cevabınız var mı?
Konuşuluyordu...
Az da olsa konuşturuldu...
Kamuoyu hazırlandı....
Ve maalesef oldu!...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzaladığı karar ile 2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesine karar verildi.
— 15 Temmuz Şehitler Köprüsü
— Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
— KGM Avrupa Otoyolu
— KGM Anadolu Otoyolu
— İzmir-Aydın Otoyolu
— İzmir-Çeşme Otoyolu
— Niğde-Mersin-Adana (Batı) Otoyolu
— Adana (Doğu)-Gaziantep (Batı) Otoyolu
— Gaziantep (Doğu)-Şanlıurfa Otoyolu
— Toprakkale-İskenderun Otoyolu
— Bursa Çevre Otoyolu (Çağlayan kavşağı-Yenişehir kavşağı)
— Gaziantep Çevre Otoyolu
SON DAKİKA: Pfizer'in eski Başkan Yardımcısı Michael Yeadon, pandemi olmadığını, PCR testlerinin SAHTE olduğunu ve virüs hakkında yalan söylediklerini, böylece Anthony Fauci'nin 5,5 milyar insanı kasıtlı olarak zehirli bir kokteyl ile enjekte edebileceğini söylüyor.