Adana, Konya ve Sivas'ta iyi para kazananlar, zengin olanlar ve patronlar içinden tek namuslu çıkanlar, İtalyan vatandaşı Montella, Yunan futbolcu Charisis ve Brezilyalı Sitya oldu.
22 kiloluk bir çuval patates alan vatandaş, patateslerin üzerindeki toprağı temizledikten sonra geriye 13 kilogram patates kaldı.
Çuvaldan 9 kilogram toprak çıktı.
TARIM KREDİ’DE MİLYARLIK ZARAR VE YANDAŞ AĞI
2023’te 110 milyon TL kâr eden Tarım Kredi Tedarik ve Üretim A.Ş. 2024’te 3 milyar TL zarar açıkladı.
Bu zarar ne piyasa koşulunun ne tesadüfün sonucudur.
Bu zarar yandaş kayırmacılığın kötü yönetimin ve kamu kaynağının yanlış ellerde erimesinin sonucudur.
SARIMSAK DOSYASI
Tarım Kredi Suriye’nin Cinderes bölgesinden Sidre Deviren adlı kişiden 22 ton sarımsağı 50 TL kg fiyatla satın aldı.
Aynı sarımsağı Sidre Deviren’in Türkiye’de kurduğu Emiryağ İthalat İhracat Ltd Şti’ne 55 TL kg fiyatla sattı.
Yani devletin kurumu Suriye’den alıyor aynı kişiye Türkiye’de geri satıyor.
Bu ticaret bir defalık değil mütemadiyen yapılan alım satımlarla sürdürülmüş süreklilik arz eden bir ithalat vurgununa dönüşmüştür.
Her işlemde kamu zararı büyümüş aracı kişi aynı kalmıştır.
ZEYTİNYAĞI DOSYASI
Aynı kişi aynı ağ Sidre Deviren.
Suriye’den alınan zeytinyağı da yine aynı bağlantılar üzerinden Tarım Kredi aracılığıyla Türkiye’ye sokulmuştur.
Alımlar yine aynı firmaya Emiryağ Ltd Şti üzerinden yapılmıştır.
Bu da bir defalık değil süreklilik gösteren ticaret zinciridir.
Yerli üretici zeytinyağını satamazken Suriye’den gelen yağ Tarım Kredi raflarında yer bulmuştur.
Her tekrarlanan işlem kamu zararını derinleştirmiştir.
CANLI HAYVAN DOSYASI
Tarım Kredi’nin hayvan tedarikinde Çanakkale’nin Çan ilçesindeki AKP belediye başkan aday adayına ait firmaya aracılık yetkisi verildiği ortaya çıkmıştır.
Bu kişi seçim sürecinde parti kimliğiyle öne çıkarken aynı zamanda Tarım Kredi aracılığıyla milyonluk ihalelere ulaşmıştır.
Bu da tek bir alım değil dönemsel olarak devam eden ihaleler zinciridir.
Kamu kurumu siyasi bağlantılı bir isme ticari avantaj sağlamış etik dışı bir çıkar döngüsü oluşturmuştur.
ÇAY DOSYASI
Tarım Kredi Karadeniz’deki üreticiden değil AKP Rize İl Başkanı Yılmaz Katmer’in firması Pekmezli Çay Sanayi’nden milyonlarca liralık çay alımı yapmıştır.
Bu ticaret bir kez yapılmamış farklı dönemlerde aynı firmadan yinelenen alımlarla sürdürülmüştür.
Kurum üreticiyi değil siyaseten güçlü olanı tercih etmiştir.
Üretici mağdur yandaş kazanmıştır.
HUKUKİ GERÇEKLER
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’nun 8 ve 71’inci maddeleri gereğince kamu kaynaklarının verimli ekonomik ve etkin kullanımı zorunludur.
Ancak Tarım Kredi’nin bu işlemleri açık biçimde kamu zararına rekabet ihlaline ve görevi kötüye kullanma fiiline dönüşmüştür.
Kâr eden bir kamu şirketinin bir yıl sonra 3 milyar TL zarar açıklaması kötü yönetimin değil yandaş düzeninin sonucudur.
Kamu kaynağı üreticiyi korumak için değil siyaseten korunan şirketleri zengin etmek için kullanılmıştır.
MALİ VE TOPLUMSAL SONUÇ
Yerli üretici sattığı üründen kazanamazken tüketici raflarda ithal mallara yüksek fiyat ödemektedir.
Bu zarar sadece bilançoda değil sofrada hissedilmektedir.
Tarım Kredi’nin kasası boşalırken aracı ağların kasası dolmaktadır.
Her yeni işlem kamu zararını büyütmüş halkın cebinden çıkmıştır.
SONUÇ
Tarım Kredi üreticinin kurumu olmaktan çıkmış siyasetin finansal aparatı haline gelmiştir.
Suriye’den alınan ürünler Türkiye’de aynı kişilerin şirketlerine satılmaktadır.
Canlı hayvan ticareti AKP’li aday adaylarına ihale edilmiştir.
��ay alımları parti bağlantılı isimlerin firmalarına yönlendirilmiştir.
Kamu zararı 3 milyar TL’yi aşmıştır.
Bu zarar çiftçinin emeğiyle vatandaşın vergisiyle karşılanmaktadır.
Bu tablo artık gizlenemez.
Tarım Kredi zarara uğratılmış kamu kaynakları yandaşlara aktarılmıştır.
Sorumlular hesap vermeli kamu zararı derhal soruşturulmalıdır.
Aynı dönemde (1923-1926) özellikle İngilizler, Kemalist rejimin çökeceğine dair kuvvetli bir kanıya sahip. Bunu düşünmelerinin iki sebebi var:
1- Ekonomik çöküş
2- Siyasi çöküş
Bundan o kadar eminler ki Ankara'nın başkent olmasını bir iki yıl boyunca kabullenmek istemiyorlar.
Bazı dangalaklar, Atatürk'ü İngilizler destekledi, Türkiye'yi İngilizler kurdu diyor ama gerçek başka tabi. O İngilizler başkentin Ankara olarak belirlenmesini bile kabullenemedi.
Fransızlara ve İtalyanlara (hatta Japonlara) bile diplomatik baskı yaparak büyük ülkelerin de Ankara'yı başkent olarak tanımamasını tetiklediler.
Örneğin, Ankara'nın başkent ilan edildiği 13 Ekim'den sadece 11 gün sonra, 24 Ekim'de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon Büyükelçiliğin İstanbul'da kalmasını istiyor.
İngilizlerin İstanbul'daki Temsilcisi Henderson, 20 Kasım'da yazdığı raporda Türkiye'nin geleceğini karanlık olarak görüyor. Ankara'nın en az iki yıl başkent kalabileceğini ama sonra saltanatın dirilebileceğini yazıyor. Ülkenin durumunu sallantıda görüyor ve geleceğe dair tahminde bulunmanın aptallık olduğunu söylüyor.
İngilizler Kasım ayında da Fransızlarla görüşüp Ankara'ya gitmemek için karar alıyorlar. Ocak 1924'te İtalyanlar da onlara katılıyor.
Mesela Ocak ayı sonunda hazırlanan bir İngiliz raporunda şu cümle mevcut:
Fransa, İtalya, Japonya ve ABD hükümetlerine bildirdik. Amacımız Ankara’ya büyükelçi göndermeyi reddetmek konusunda müttefiklerin ortak hareketlerini sağlamaktır... Belirtmek gerekir ki, Ankara dedikleri iklimi tatsız, yolları berbat büyük bir Asya köyünden başka bir şey değildir.
İngilizlerin Ankara'yı başkent olarak kabul etmemesi diplomatik bir abluka... Peki nedeni nedir? Çok basit:
Kemalist rejimi uluslararası bir meşruiyet kazandırmama gayesi. Çünkü rejimden rahatsızlar ve çökebileceğini düşünüyorlar. Ekonomik nedenlerden ötürü...
Abluka 1924'te de aynen devam ediyor. Temmuz ayında hazırlanan başka bir raporda İngilizlerin Paris, Roma, Tokyo ve Washington'a "Ankara'ya asla büyükelçi atanmayacak" mesajı verdiğini görüyoruz. Raporda "Diğer ülkelerle birlikte baskılara direnilecek" ifadesi de mevcut.
1924 yazından sonra Fransızlar inat etmekten vazgeçip büyükelçi atamaya karar verse de Kasım 1924'te muhalefet partisi resmen kurulunca umutlar tekrar yeşeriyor. 1 Aralık 1924'te İngiliz hükümetine sunulan bir raporda "Başkentin yeniden İstanbul'a taşınması Türkiye'de yakında siyasal bir sorun olabilir" ifadesi mevcut.
Bunlar ne anlama geliyor?
İngilizler, Lozan'dan sonra da Ankara'daki rejimin çökeceğini düşünmüş, bir süre beklemek istemiş, bu süreçte Ankara'nın meşruiyet kazanmaması için çaba harcamış.
Başka kaynaklarda Türkiye'nin ekonomik açıdan çökebileceği ve Atatürk'ün kaybedeceği öngörülmüş. Bu öngörüde Kemalistlerin Batı sermayesine ihtiyaç duymadan kendi yağında kavrulma politikası büyük rol oynuyor. Yani açık açık yeni kapitülasyonlar istiyorlar, alamayınca da rejimin ekonomik açıdan iflas edeceğini tahmin ediyorlar. Bunu kolaylaştırmak için de her fırsatta Türkiye'nin istikrarsızlaştırılması için hamleler yapıyorlar. Şeyh Sait isyanı bu bakımdan dikkatle ele alınmalı mesela.
Selva Hanım'ın paylaştığı belgeye göre bu amaçlarına ulaşamadıklarını başka bir kaynaktan teyit etmiş oluyoruz. 1928 yılına gelindiğinde Türkiye'nin kendi kendine yetebilen bir ülke olduğu bir bakıma tescillenmiş. Yani İngilizler bir kez daha kaybetmişler.