Kurtarıcı rolüne girdiğiniz her ilişkinin öfke ve hayal kırıklığıyla biteceğini deneyimleyecek; sevgi, anlayış ve özverilerin psikopatolojileri iyileştiremediğini, acı verici de olsa öğreneceksiniz.
Zihnindeki hikâye örüntüsünü tamamlamak için hayatını harcayacaksın. Sonra bakacaksın ki hikâye de karakterler de senin yüklediğin anlamlardan ibaretmiş. Ve hayatın, özünde tek kişilik bir hikâye olduğunu, aradaki tüm insan kesişmelerinin bir illüzyon olduğunu anlayacaksın.
eşinin gözlerine bakıp halini hatırını sormayalı aylar geçmiş ama internette kadınların gönderilerine alev yağdırmaktan parmakları uyuşmuş modern zaman sahtekarları bunlar. sosyal medyadaki tartışma gruplarında kanaat önderi hepsi ama mutfakta bir bardak suyu almaktan aciz paşalar birçoğu.
kafasını şarj soketine zincirlemiş, gözlerini telefon camına çivilemiş, arada sırada mırıldanarak "şimdiki çocuklar çok şanslı" diye söylenen ama kendi evladının en yakın arkadaşının adını bile bilmeyen yeni çağ yabancıları gibiler.
nefesine sevgi katmadan soluk alan, babalığın ağırlığını omuzlamadan evin odalarında bir yabancı gibi dolanan bu silüetler, evlerinin kapısını sadece otel kapısı gibi görüyor olmalı.
öyle olmalı ki geçip giden zaman umurlarında olurdu belki de.
zaman gelip geri dönülmez yolların sonuna vardıklarında, harcadıkları yılları geri getirmeyecek bu hayat. "şimdi işim var" diye erteledikleri tüm anlar uçup gitmiş olacak ve büyüyen çocuklarının kırgın, uzak bakışlarından başka hiçbir şey kalmayacak ellerinde.
yokluğunu idrak edemediğimiz koca bir boşluğun içinde boğuluyoruz hepimiz.
boşluk, kendiliğinden oluşan bir şey değil ki; bakılmayan gözlerden, tutulmayan ellerden, “sonra” diye ertelenen cümlelerden yapılmış bir yığın o. zamanla ağırlaşan ve zamanla eşyaların arasına sinen bir şey üstelik.
bilmiyorum, nereden başlanır.
ama belki hâlâ vakit vardır; bir bardak suya uzanacak kadar belki. belki bir “nasılsın?”ı gerçekten soracak kadar. çocuğun adını, sevdiği rengi, korktuğu şeyi öğrenecek kadar zaman vardır belki.
ezgi akgül
6 mayıs 2026 / ankara
Eğer işiniz size heyecan vermiyorsa, kendinizi zorla motive etmeye çalışmak yerine o işi olduğu gibi, yani sadece bir "geçim kaynağı" olarak görmek en sağlıklı yol.
Kendi hayatımızın kontrolünü elimize almak için, motivasyon sektörünün dayattığı o "başarı" illüzyonundan sıyrılmalıyız. Sistemden soğumak, aslında zihninin ve ruhunun özgürleşmeye başladığının kanıtıdır.
“Sınanmış olmanın sessizliği” ve “sınanmamışlığın kibri”
Sınanmış olan, o hâlin ne olduğunu bilir ve sükut eder. Sınanmamış olansa henüz kendine uğramayan o hâli, başkasının başında gördüğünde ona dair konuşmaktan zalim bir haz duyar.
İnsanlığın böylesine berbat bir dönemine denk gelmek her canlıya nasip olmaz. Çoğumuzun Titanik’te çalmaya devam eden müzisyenler gibi hissettiğine eminim ama ispatlayamam.
İnsanlar da toplumlar da hikâyeleriyle var olur, hikâyeleriyle yaşar.
Hep bizimle olsunlar diye hikâyelerini yazmaya çalıştım. Keşke bu hayat bir film olsa.
Yufka yürekli deriz ya, işte o yufkanın hamurla ilgisi yok.
Yufka, Türkçenin en eski kelimelerinden. Orhun Yazıtları’nda yuvka şeklinde geçmiş.
Yufka, ince demek. (Bu yüzden hamurun incesine de deniyor.)
Yufka yürekli de başkasının acısını hissedecek kadar ince olandır.
Bağıra çağıra yapılan tüm gösteriler, bir olmamışlığa, eksiklik ve değersizlik duygularına işaret eder. Olmamışlık gürültülüdür, olmuşluk ise sakin ve dingin. “Eğer bir Kral ‘Ben Kralım’ diye bağırmak zorunda kalıyorsa gerçek bir Kral değildir.” sözü bu kavramı çok güzel özetler.
BM'de konuşma sırası Netanyahu'ya gelince salon boşalıyor. İsrail artık uluslararası arenada istenilmeyen, dışlanmış bir devlet konumunda.
Bunun etkisi belki zaman alacak ama öyle yada böyle muhakkak gözükecek.