“to younger idols, seventeen is the textbook example of a group.”
“keeping 13 people together for a decade isn't easy.“
yes. and the fact that it takes 13 people willing to understand, compromise, trust, and choose each other over and over again🖤
SEDIH BGT😭😭😭
Q. momen di mana kamu sebagai leader merasa paling ngerasa terpancing?
🐶: pas denger omongan "grup kalian bakal gagal"
🐶: jadi aku masih inget sampe sekarang. Pas pertama kali, kami abis debut terus pertama kalinya dateng ke MAMA, kami bener-bener gak dapet penghargaan satupun. Waktu itu tuh mental kami bener-bener lagi ciut banget kan. Tapi waktu itu seventeen hyungnim datengin kami terus bilang, "ah liat kalian tuh rasanya kayak ngeliat diri kami sendiri. Tapi kalo kalian tetep ngelakuin persis kayak sekarang ini, kalian pasti bisa jadi grup yang paling besar." mereka ngomong gitu ke kami. Dan terus, mereka dapet daesang di tahun itu
🐶: jadi dengan ingatan itu, abis acara awardsnya selesai kami beneran langsung pergi ke ruang latihan. Hari itu abis acara selesai, pas jalan ke ruang latihan, kami sesama member sempet ngomong, "ah beneran, nanti ayo kita pecahin panggungnya kayak seventeen hyungnim." jadi ingatan ini tuh bener-bener masih teringat jelas banget
Seslendirme yapmayı özlüyorum. Neden özlemeyeyim? Bu benim mesleğim. Beş yaşından beri gururla yaptığım işim. “Artık neden yapmıyorsunuz?” diye soranlar oluyor; sağ olsunlar.
Ama dostlar; artık sektörün geldiği yer insanın içini yoruyor.
Seslendirme; “üç günlük kurs aldım”, “çocukluktan beri ilgim vardı”, “boş zamanlarımda yapıyorum” denecek bir alan değil. Bu bir uzmanlık, bir oyunculuk disiplini, yılların emeği. Ben boş zamanımda diyetisyenlik yapmıyorsam, herkes de boş zamanında seslendirmeci olamaz.
Seslendirme, kanalların ekonomik sömürü alanı değildir.
Bugün yeni bir mesele öğrendim.
Bazı yayıncılar ve stüdyolar, eski uzun soluklu dizileri inanılmaz kısa sürede yeniden seslendirmek istiyormuş. Bunun için de aynı karakterleri birkaç sezonda bir farklı oyunculara konuşturarak “hızlı teslim” planlıyorlarmış. Büyük ihtimalle yıllar önce bizim konuştuğumuz işler bunlar.
Bu sadece meslek etiğine aykırı değil, seyirciye de hakarettir.
Bir karakter, seyircinin kulağında o sesle yaşar. Özellikle görme engelli izleyiciler için karakter neredeyse tamamen sestir. Eskiden bir ses değişikliği olduğunda bile sebebi açıklanır, seyirciye saygı gösterilirdi.
Şimdi ise tek kriter hız ve ucuzluk.
“Kısa sürede bitsin.”
“Yaza yetişsin.”
“Reklam gelsin.”
Sanatın, emeğin, rol devamlılığının önemi kalmasın isteniyor.
Neyse ki buna itiraz eden meslektaşlarımız, stüdyolar ve @oyuncusendika var. Ama gerçekten bir yerde durup şunu sormamız gerekiyor: Her şeyi hız uğruna değersizleştirmeye daha ne kadar devam edeceksiniz? Seyirci ne zaman tepki verecek?