Gençler şirke, masiyete, suça sürükleniyor, haramlar sıradanlaşıyor. Herkes şikâyetçi.
Ama gençlere tevhidi, namazı, ahlakı, haramdan uzak durmayı öğreten sesler tek tek susturuluyor.
Hastalıktan yakınıp hekimi zindana atmak… Bu ne yaman çelişki!
#DijitalSansüreHayır
Dijital mecralar birer vesiledir; asıl olan, hakkı ve hakikati beyan etme mükellefiyetimizdir. Hesapların kapatılması, hakikate şahitlik etme sorumluluğunu engellemez.
#DijitalSansüreHayır
7–8 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde sosyal medya hesaplarına ve internet sitelerine yönelik bir erişim engeli süreci başladı. 26 Haziran’da farklı görüş ve çevrelerden çok sayıda hesap “milli güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle erişime engellendi.
Zirve sona erdi ancak erişim engelleri sona ermedi.
Takip eden haftalarda ve aylarda farklı kişi, kurum, yayın organı ve toplulukların hesaplarına yönelik yeni engellemeler gündeme gelmeye devam etti. Eylül ve Ekim aylarında da yüzlerce hesaba yönelik yeni erişim engeli kararları kayda geçti.
Bu nedenle yaşananları belirli bir grubun, düşüncenin veya camianın meselesi olarak görmüyoruz.
Bugün bir kesime, yarın başka bir kesime yönelen bu uygulamaların giderek olağanlaşması toplumun tamamını ilgilendiriyor.
İnançlarımız/fikirlerimiz birbirinden farklı olabilir, ancak giderek yaygınlaşan kısıtlamaların normalleşmesine sessiz kalmamalıyız.
Bu mesele yalnızca bugün erişimi engellenen hesaplarla ilgili değildir.
Mesele; yarın herkes için kullanılabilecek bir yöntemin, bugün sessizlik içinde normalleşmesidir.
#DijitalSansüreHayır
2000'lerin başıydı, o zamanlar İsmailağa Medresesi’ndeydim. Bir gün bir hırsızlık olayı yaşandı; bir çocuğun telefonu çalınmıştı. Namazdan sonra herkesi topladılar ve “Telefonu alan getirsin, yoksa şişirme duası yapacağız.” dediler.
Böyle bir şeyi ilk kez duyuyordum. Benim gibi ilk kez duyan pek çok kişi vardı. Birbirimize sorup soruşturunca bunun, hırsızı bulmak için yapılan bir tür büyü olduğunu öğrendik. Söylentiler yayılınca telefonu çalan kişi telefonu geri getirdi. Ardından da o çocuğu yurttan çıkardılar.
Sözün özü, günümüz tasavvuf çevrelerinde bu tür büyü işleri eskiden beri oldukça yaygın. Üstelik bunları bir fazilet olarak görüyorlar. Cübbeli’nin, üzerinde vefk harfleriyle birlikte cinlere seslenen bir metni büyük bir gururla tutması, işin yalnızca görünen yüzü.
Şayet Azerbaycan'da kadınların mini etek veya göğüs dekoltesiyle okula girmesini yasaklayan bir düzenleme yapılsaydı, kadın hakları dernekleri, feministler ve insan hakları örgütleri bunu aylarca, belki de yıllarca protesto ederek dünyayı ayağa kaldırırlardı.
Ne var ki aynı durum başörtüsü için geçerli olduğunda ölü taklidi yapıyorlar..
Bu da gösteriyor ki insan hakları ve kadın hakları söylemi; İslami hassasiyetlere sahip olmayan 'bazı' insanların ve 'bazı' kadınların haklarını savunmak için modern dünya tarafından icat edilmiş hurafelerdir.
Beşerî Sistemlerde Adalet Neden Sağlanamıyor?
“Biri 2 milyar para götürür, sadece bir özür diler ve bundan kurtulur. Biri kahvaltılık çalar; hapsedilir, fotoğrafları ifşa edilir, her tarafa rezil edilir.”
“Bir sistem adalet üzere kurulmuşsa o sistemin normali adalet, anormali zulümdür. Bir sistem zulüm üzere kurulmuşsa o sistemin normali zulüm, anormali adalettir.”
📍 Tevhid Dergisi
Her pazar saat 09.00’da Halis Bayancuk Hoca ile tefsir dersleri devam ediyor.
“Herkes başkasının sınırını ihlal etmediği sürece özgürdür.” Böyle bir özgürlük tanımı olabilir mi?
Peki kumar oynayan bir baba, ailesinin hakkını ihlal etmiyor mudur? İçki ve uyuşturucu yalnızca kullanan kişiyi mi etkiler?
İlahiyat fakültesinden Diyanet teşkilatında imam-hatiplik vazifesine, cemaatlerin iç yüzünden tevhid akidesiyle tanışma sürecine uzanan samimi bir hidayet kıssasına şahitlik edeceksiniz. Kürsüde hakkı haykırmanın bedelini, resmi nizam ile şeriat arasındaki çelişkileri, sistem içi açmazları ve nihayetinde Allah rızası için yapılan fiili ve manevi hicreti eski bir imam-hatibin kendi anlatımıyla istifadenize sunuyoruz.
https://t.co/11K5AsPvGT
İslam tarihinde insanlar, küfür ameli işleyen toplulukların muayyen veya mutlak olarak küfre girip girmediğini defalarca ve farklı taifeler üzerinden tartıştı. Ancak tartışan her iki taife de şirk ve küfür amelini işleyenleri zemmetme, onları hakka davet etme ve onları şirkten sakındırma konusunda ittifak etti. Tarihin hiçbir döneminde şirk ameli işleyenleri bir kenara bırakıp, onları muayyen tekfir edenlerle uğraşmadılar.
Örneğin, zekattan imtina eden taifelerin yalancı peygamberlere ittiba edenler gibi mürtet mi yoksa fasık müslimler mi olduğu önce Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) arasında, sonra İmam Şafii ve Ebu Ubeyd gibi imamlar indinde tartışıldı. Fakat kimse birbirini zemmetmekle uğraşmadı. Daha ziyade bu eylemin sapkınlık olduğu ve bu eylemi yapanların zemmedilmesi üzerinde ittifak ettiler.
İbni Teymiye (rh), seleften Cehmiye itikadı izhar edenleri mutlak ve muayyen tekfir edenleri aktardı. Kendisi mutlak tekfir görüşünü tercih etmesine rağmen muayyen tekfir edenleri aşırılıkla suçlamadı; tam aksine Cehmiye inancı ve bu inançtan neşet eden sapkınlıklarla mücadele etti.
Şirk veya haram dediğiniz bir ameli işleyenleri zemmedenlerle uğraşmak, her açıdan batıldır. İnancınızın gereği olarak bu ameli işleyenleri muayyen tekfir etmeseniz dahi; bu insanları hakka davet etmek, amellerinin sonuçlarıyla yüzleşmelerini sağlamak ve onları şirkten sakındırmak için tehdit naslarıyla konuşmak zorundasınız.
Siz bunu yapmadığınız gibi yapanlarla uğraşıyorsunuz. Anlaşamadığınız konularda kimin haklı kimin haksız olduğu elbet Allah indinde açığa çıkacaktır. Bir enerjiniz varsa bunu şirke açıkça şirk diyen ve şirk işleyenleri en açık ifadelerle uyaranlara değil; itikad, ahkam ve ahlak olarak ateşe sürüklenenleri tevhide davet etmeye harcayın.
Yıllarca "tekfir davete engeldir" dediniz. Geldiğimiz noktada ülkede davet denince akla sizin zulmen "tekfirci" dediğiniz adamlar geliyor. Bu tuhaf ve gerçekliği olmayan iddianızı bir kenara bırakın.
Davet açık, net ve sınırları belli olduğunda karşılık bulur. Herkesin karnından konuştuğu, çalının etrafından dolanıp laf anlattığı bu bunalım çağında insanlar, sözü müstakim kılan ve söylediklerinin bedelini ödemeye hazır insanların sözüyle batılın farkına varıp hidayet yoluna giriyorlar.
Diyelim ki haklısınız ve size göre aşırılıkla mücadele ediyorsunuz... Aşırı dedikleriniz kaç kişi, şirke yuvarlananlar kaç kişi?
Milyonlara karşı on binlerce insan...
Hadi bunu vicdanınıza sorun; milyonlarca insana bulaşmış bir tehlikeyi görmeyip binlere bulaşan bir tehlikeyle uğraşmak din hassasiyeti mi, yoksa başka bir şey mi?
@dailyislamist Sizin gibi dinidarların dindar olması zordur zaten şeriat diye çıktığınız bu yılda şeytanın yoluna döndünüz sizden beriyiz sizden Allah cc sığınıyoruz..
“Kokuşmuş sistemlerde kanun, kanun koyucuların evine uğramaz.”
Bir tarafta, kahvaltılık çaldığı iddia edildiği için tutuklananlar; diğer tarafta ise milyarlarca liralık vurguna rağmen hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak dolaşan yöneticiler ve onların çocukları, eşleri…
İnsan, böyle zamanlarda şeriata ne kadar muhtaç olduğunu bir kez daha net bir şekilde anlıyor.