Okunacak çok kitap, görülecek çok yer, keşfedilecek çok koy, yürünecek sahiller, kim bilir hangi düşün verdiği parlaklıkla izlenecek yıldızlar, kimsenin durup da bir şiir adamadığı deniz fenerleri, denizin kendine has kokusunun gönle cemre misali düşüp de kapılacak heyecanlar var
Bir çocuğun sırtındaki çanta yardım aldığını değil, çocuk olduğunu anlatmalı. Koca logolu mavi çantalarınızdan vazgeçin; çocuklara muhtaçlıklarını hatırlatan etiketler değil, sırtlarında hevesle taşıyacakları Spider-Man’li, Hello Kitty’li çantalar verin.
"Seni gerçekten anlamayı denememiş biri için söyleyeceklerin hep fazla gelir" demişti
Filibeli Ahmed Hilmi.
Trajik bir tezatla... İnsan konuştukça, izah ettikçe daha da anlaşılmaz. Her ikna çabası ve ısrarı anlaşılmama direncini kışkırtır. Tam bu eşikte susmak en âlâ cevaptır.
Bazı insanlarda karakterlerindeki maraz ortaya çıkınca karşıdaki kişi ile hızlıca iletişimi kesip hemen yeni bir dostla, sevgiliyle sıfırdan tanışma eğilimi var. Bu defter kirlendi, yanlış yazdım, mürekkep döküldü o halde hemen temiz sayfa. Sorun şu, kalem sende, dikkatsizlik sende, ihmal sende. Başladığın tüm defterlerde bunu yaşayacaksın.
Ben anısı olan, kirlense de yıpransa da üzerine uğraşılmış, emek verilmiş, yazılmaktan rengi koyulaşmış o defterin hikayesini seviyorum.
Yeni bir defter ne zaman güzeldir? Eskisi hakikaten bitmişse. Dönüşüm defterde değil, kalemi tutan elde başlıyor.
Sevgili Dost,
Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor…
"Elimden geleni yaparım," diyorsun demek. "İnsan ancak elinden geleni yapar ama, elinden gelenin ne olduğunu bilmek gerek."
Sevgili dost,
Elini nabzına götür…
Sevgili Dost,
Yazın buharlaşmayacak,kışın donmayacak,sonbaharda yapraklarını dökmeyecek,yani hep aynı kalacak,yada artacak sevgi.Altını görünce gümüşten,gümüşü görünce bakırdan vazgeçmeyecek.Tegore gibi,"İstediğin zaman lambayı söndür.Senin karanlığınıda tanır ve severim,"diyecek