En azılı suçlular için hazırlanmış, insan hakları standartları olabildiğince esnetilmiş bir cezaevi modeli; Kuyu tipi cezaevi...
Bu tip bir cezaevinde normal şartlar altında insanlık dışı katliamlar işleyenler yatar.
Bizde böyle bir hapiste Deniz Göktaş tutuluyor. İnsanı bırakın, karıncayı bile incitmeyecek bir insana ifadeleri yüzünden yapılıyor bu. Üstelik yargılaması devam ederken, hüküm dahi verilmemişken...
Deniz burada da yatar, girdiği gibi çıkar. Gık demez, biliyorum ama Deniz'e bunu yapanları savunanlar vebal altında kalırlar.
Timur Soykan: "Gürsel Tekin Türkiye’nin gözünün içine bakarak yalan söyledi. Fatura 294 milyon değil, 294 bin lira. İftira diyor ya, kumpas diyor ya; iftiranın daha büyüğü var mı? Bir gazeteyi, bir yayın kuruluşunu bu şekilde suçlayabilir misiniz? Belgesi burada, ekranda.
Rakamlar o kadar çok ki göremiyorum” dedi ve 294 bin liralık faturayı 294 milyon diye açıkladı.
BirGün’e verilen reklamın üç, beş katı Hürriyet’e, CNN Türk’e ve TV8’e verilmiş.
Aynı reklamlar başka yayın kuruluşlarına verildiğinde sorun yok; BirGün’e verilince suçmuş gibi anlatılıyor.”
@KadirKpt@GurkanEngin_ zaten bilinen 19 verileri dışında ortaya koyduğu ciddiye alınacak bir şey yok. ortaya koyduğunu iddia ettikleri var ama onlar tıpkı resulluk delili diye sunduğu gibi zorlama ve malesef 19 sistemini sulandırıcı şeyler.
Dünya kupası vesilesi ile gündeme gelen 19 sayısı üzerine, Kuran'daki 19 sistemini tarihçesi üzerinden anlatan bir video hazırladım, iyi seyirler.
_____
Not: Futbolla 19'un ne alakası var diyecek arkadaşlar, eleştirmeden önce video açıklamasını okusun!
https://t.co/Q0n4N5BYnN
Rahman Rahim Allah'ın ismiyle...
Besmele Arapça 19 harftir ve Kuran'da 6 × 19, yani 114 defa geçer. Besmeledeki dört sözcüğün geçiş sayıları da 19'un tam katıdır.
Rahman: 57
Rahim: 114
Allah: 2.698
isim: 19
Üstelik Kuran'da Allah için kullanılan isimler arasında, ebced değeri bu dört sayıyla tam olarak örtüşen dört ibare var:
Mecid: 57
Cami: 114
Zul Fadlil Azim: 2.698
Vahid: 19
Bunun tesadüfen oluşamayacağını görmek için olasılık hesabı bilmeye gerek yok. Asıl zorlama olan bu tabloyu görmek değil, bütün bunlara tesadüf diyebilmek.
Ölü adalet: Deniz Göktaş'ı tehdit eden gerici hakkında takipsizlik
Deniz Göktaş’ı politik mizah yaptığı için tutuklayan yargı, Deniz Göktaş’ı ölümle tehdit eden gerici İhsan Şenocak hakkında jet hızıyla dava açılmasına gerek yok kararı verdi. Savcılık hakaretler için ‘eleştiri, kaba söz’ yorumu yaparken ölüm tehdidi için ‘korkutucu değil’ dedi
https://t.co/bHgr7kDVC4
Timur Soykan yazdı...
Peygamberimizin bizzat adını yazdırdığı bir kaya yazıtını 90 yıl önce Medine'de hacılar ziyaret ediyordu, fotoğraflarını çekiyorlardı. Hamidullah bu kaya yazıtını makalesinde anlatmıştı.
Üzerinde Ebubekir, Ömer, Ali gibi sahabenin önde gelenlerinden isimleri vardı. Hikaye şuydu: Hendek Savaşı esnasında askerler kayaya isimlerini kazırken Allah Rasulü benim de ismimi yazın demişti. Bunun üzerine sahabe kayaya Allah Rasulü'nün adını, "Ben, Abdullah'ın oğlu Muhammed'im" şeklinde yazmışlardı.
Ne oldu o kaya yazıtına?
Küresel ısınmadan dolayı eridi mi?
Rüzgar alıp götürdü mü?
Yanıp bitip kül mü oldu?
90 yıl önceki bu kaya yazıtı bugün nerede? Yazıtın kendisini boş verin, bu olayı neden hatırlayan yok? Neden onca kaya yazıtı fotoğrafı fotoğrafı paylaşan hesap bu olayı anlatmıyor? Neden 90 yıl önceki bu fotoğrafı paylaşmıyor?
Peki... Sizce bugün yayınlayanan kaya yazıtı fotoğraflarının, 90 yıl önceki bu fotoğrafla bir benzerliği var mı?
______
Not: Detaylı bilgi için Youtube kanalımda yayınladığım "İslam'ın En Eski Yazıtı Fotoşop Çıktı! | Erken İslam Dönemi Kaya Yazıtları Güvenilir mi?" isimli videoyu izleyebilirsiniz.
Boğaziçi’ni bölüm birincisi olarak bitiriyorsun. Bölümün yüksek lisansa kabul ediyor, adını ilan ediyor. Sonra anayasal hakkını kullanıp protestoya katıldığın gerekçesiyle tek imzayla kabulün iptal ediliyor. Eğitim hakkın, TÜBİTAK bursun ve akademik geleceğin elinden alınıyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Ben Hene Ebuzeyneb. 19 yaşındayım.
Savaştan ve göçten sağ çıkmış Suriyeli bir genç kadın olarak, Türkiye’de bir üniversite öğrencisi olmanın ve derin yoksullukla mücadele etmenin yükünü taşıyor; kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyordum.
28 Mayıs 2026'da, öğrenci-işçi olarak çalıştığım White Koala’da ellerim arkadan bağlı, asılmış halde ölü bulundum.#HeneEbuzeynebİçinAdalet
Temizlik personeli alımında da mülakat yapılmaz ki!
Diyanet İşleri Başkanlığı bin 128 personel almak için ilana çıktı.
KPSS puan üstünlüğüne göre alınacak personelin 3 katı kadar aday mülakata alınacak.
Alınacak temizlik personeli dahi mülakatla alınacak.
Diyanet İşleri Başlanlığı hiçbir şaibeye yer vermeyecek şekilde alımları mülakatsız, KPSS puan üstünlüğüne göre yapmalı.
#BilgiÜniversitesi’nin bir imzayla kapatılmasına bir yurttaşın isyanı:
"Bir ülkenin, bir okulun kaderi bir insanın iki dudağı arasında olabilir mi?
'Ben yaptım, oldu' olabilir mi?"
Bu kitabı hala bekleyen var mı?
Yaklaşık 40 yıl önce yayımlanan bu kitabın yeni bir formatla tekrar yayınlanmasını istiyorsanız lütfen beğenip paylaşın veya altına yazın.
Gönüllüler arıyorum.
Bilen bilir: Edip, döneminin meşhur din alimi Sadrettin Yüksel'in oğlu. 80'li yılların sonunda Edip dini görüşlerinde radikal değişiklik yapınca, babası da onu eleştirenler kervanına katılıyor ve hakkında yazılar kaleme alıyor.
Edip de sessiz kalmıyor elbet. O da cevap yazıları yazıyor, derken bu tartışmalar "Sakıncalı Yazılar" isimli bir kitabın çıkmasına vesile oluyor.
Bu arada bir parantez: Sadrettin Yüksel'in Edip'e karşı yazdığı bu makaleler, birkaç yazı daha eklenerek "Hadis inkarcılarına Kuran'dan Cevaplar" başlığıyla ayrıca kitaplaştırılmış. Yani bir tarafta babanın hadis ve gelenek merkezli savunusu, diğer tarafta oğlun Kuran merkezli itirazları...
Yaklaşık 2 yıl önce Edip bu kitabı bana yolladı ve yeniden yayınlamayı düşündüğünü söyledi. Kitabı okudum ve bu haliyle yayınlamasına engel oldum.
Engel oldum çünkü:
Hepi topu 100 sayfalık küçücük bir kitap olsa da derinliği epey fazla. Bir baba-oğul tartışmasından çok daha fazlası. Tartışma sadece teolojik de değil, her şeyden önce, kısa bir zaman diliminde "ehli sünnet" denilen görüşün nasıl değiştiğini gösteren bir belge niteliğinde.
Evet, bugünden bakınca kitapta başka bir Edip görüyorum. Bu süre içinde Edip de değişmiş. Bu anlaşılır ve ondan beklenen bir şey. Fakat adına "ehli sünnet" denilen din yorumunun bu kadar kısa sürede ne kadar değiştiğini görmek çok daha çarpıcı. Bugün kendini en ehli sünnet sayanların çoğu, Sadrettin Yüksel'in o gün savunduğu görüşlerin önemli bir kısmını bugün kolay kolay savunamaz.
Sırf bu nedenle bile, bu kitabın bu halde yayınlanmasını istemedim. Çünkü, Sadrettin Yüksel'in kim olduğunu, dönemindeki ağırlığını bilmeyen biri bu tür değişimleri görse de önemini hissedemeyebilirdi. Kitabın içeriğini bozmadan, tartışmanın geçtiği zamanın ruhunu yansıtmak lazımdı.
Ayrıca: Sosyal medyada Shorts kaydırmakla ilgi süresi düşmüş kişiler için, iki kişinin birbirine yazdığı uzun ve teknik konulara giren mektupları okumak da sıkıcı gelebilirdi. Bu kitabın mutlaka yeni bir formatla yeniden şekillendirilmesi gerekiyordu. Aklımda, "içeriği bozmadan" mektuplardaki tartışmaları konu konu bölmek ve bunu daha dinamik bir tartışma formatına çevirmek gibi fikirler bile vardı (riskli fikir, üzerinde günlerce çalışıp sonra "olmadı bu" deyip çöpe atma ihtimali de var tabii).
O an bu tür detayları Edip'e anlattığımda güncelleme fikri aklına yatmıştı. Haliyle bu işi üstlendim ama ne demişler bilirsiniz. "Mükemmel iyinin düşmanıdır", işlerimin yoğunluğu da malum. Üzerinden 2 yıl geçti, bende tık yok.
Kısaca sevgili arkadaşlar. Şayet, böyle bir eseri yeni bir formatta düzenlemeyle ilgili kendinizde donanım, enerji görüyorsanız lütfen bana ulaşın, şu kitabı derleyip toplamakla ilgili "çok küçük" bir ekip kuralım, şu eseri yeni bir formatta tekrar yayınlayalım.
_____________
Not: Gönüllü arkadaşlar bana [email protected] adresinden ulaşabilirler.
@edipyuksel
@sultantedescoo ulan 2 ayın içinde Konya’ya Karagümrük’e yenilmiş, Rize-Antalya-Kpaşa ile berabere kalmış bu takımların Talisca Asensio Kante Guendouzi Skriniar’ı mı var? üstüne GS den 3 yemişsin hala Tedesco🤦🏻♂️
@mahmudsamiuzum 1) teizmde, natüralizme göre “oldukça açık” bir şekilde neden daha az evrimi bekleriz ki? Teizme yakışmayan neler var birkaç madde ile sıralayabilir misiniz?
2) insanlık öncesi milyonlarca yıllık süreç gezegenin bugünü için gerekli bir altyapı ise bir hikmet var diyebiliriz gibi
Ülkemizde, IDF'ye koşa koşa hizmete gitmiş, 4 bin eli kanlı Soykırımcı İsrail Askeri elini kolunu sallayarak dolaşırken Filistinli Esra'yı mı buldunuz tutuklayacak.
Filistinli Esra 7 aydır hakim karşısına çıkmadan tutuklu yatıyor.
Zulüm!
https://t.co/aUFIrtC0VK