Ağlayarak yürüdüğüm yollar bugün çiçek açıyorsa, bunu kendime borçluyum.
Ne çok şey atlatmışım.
Kimsenin hakkına girmeden, kalbimi kirletmeden. Teşekkür ederim kendime hem de çok 🥹💖
@Nabukadnezarll@harunozceyhan Hocam genelleme yapmayalım, bizzat sürecin içindeyim. inovasyon vizyonu olmayan, sırf vergi avantajı için gelen (galerici/müteahhit vb.) yapıları kapıdan çeviriyoruz.
@harunozceyhan@Nabukadnezarll Hocam tabii ki projeniz nedir diye soracağız, (Yazılım projeleri için ayrı imkanlar var örneğin) ayrıca elbetteki projenizi aktarmak için bir evrak süreci de olacak. Eğer teknoparka girmek ve avantajlarından faydalanmak istiyorsanız elbette sorumluluklar olacak.
Yetersizlik hissi çoğu zaman başarısızlıktan değil, yanlış yerden onay beklemekten gelir. Birinin sizi görmemesi yok hükmünde olduğunuzu göstermez; sadece onun bakış açısının kör noktasında olduğunuzu gösterir.
pop-psikoloji “gölge çalışması”nı
“kötü yanlarını fark et ve affet” gibi bir kişisel gelişim mesajına indirger.
Ama Jung’un amacı iyi olmak değil, bütün olmaktır. O yüzden gölgeyle çalışmak, sadece duygusal kabul değil, psişik bütünlüğü yeniden kurma sürecidir.
Carl Jung’un psikolojisinde “gölge” dediği şey, bizim kabul etmek istemediğimiz, utandığımız, “bende böyle bir şey yok” dediğimiz yanlarımızdır. Kızgınlık, kıskançlık, bencillik, acizlik... İşte bunları görmezden gelip içimize bastırdıkça, kendimize dair sahte bir maske örmeye başlarız.
Bu maskeye Jung “persona” der. Dışa gösterdiğimiz, “ben işte böyleyim” dediğimiz yüzümüzdür. Ama bu sadece bir roldür. Sorun şu ki, zamanla bu role inanmaya başlarız. Kendimizi “her zaman iyi, her zaman güçlü, her zaman haklı” biri olarak görürüz. İşte bu, bir tür kendini putlaştırmadır.
Sonra ne olur?
Bastırdığımız hiçbir şey ölmez. Geri döner. Ansızın patlarız, sebebini bilmediğimiz öfkelere kapılırız, küçük şeylerden aşırı incinir, sürekli başkalarını eleştiririz. Çünkü kendi karanlığımızı onlarda görürüz. Jung’un muazzam tespiti budur: Kendini tanımayan, herkesi suçlar.
İyileşme, sahtelikten çıkıp hakikatle buluşmakla başlar: Kendinle dürüst olmak, “Evet, ben de kızıyorum, ben de korkuyorum, ben de bazen kötü düşünüyorum” diyebilmekle. O idealize edilmiş imgeyi kırmakla. Kendini affedip, olduğun gibi kabullenmekle.
Çünkü bütünlük, mükemmellikle değil, dürüstlükle gelir.
Ancak o zaman bütünleşirsin.
Ancak o zaman özgürleşirsin.
Bu bireyler rahatlamakta zorlanır, sürekli bir şeyleri kontrol etme ihtiyacı hisseder ve bazen ilişkilerde “her şey çok güzel” hissi bile onlara kaygı verir. Çünkü zihin, güvenliğin ardından gelen kırılmayı önceden tahmin etmeye çalışır.
🧠 Neden olur?
•Beyin, “güvende hissetme = tehdit ihtimali” şeklinde yanlış ama hayatta kalmaya yönelik bir bağlantı kurmuştur.
•Özellikle duygusal istismar, ani kayıplar ya da güven figürlerinden gelen ihanet durumlarında bu çok sık görülür.