Sizin aday olmanız Ekmeleddin İhsanoğlu vakasından bile daha büyük bir skandal olur. Artık insanların bir saçmalık daha kaldıracak gücü kalmadı. Sokağın sesine kulaklarınızı kapatmak gibi bir hata yaparsanız, ömrünüz boyunca bunun vebalini ödeyemezsiniz @kilicdarogluk
İBB Davası'nın 49. gününde savunma yapan ve etkin pişmanlık ifadesini geri çeken Elif Güven soruşturma savcısının, "İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride" dediğini aktardı.
https://t.co/3tal0cIpej
Bu nasıl tedbir kararı a ihraçları yapıyorlar, insanları işten çıkarıyorlar, parti kaynaklarını kullanıyorlar, istedikleri gibi kongre takvimi belirleyebiliyorlar ama sadece olağanüstü kurultay yapılamıyor
Onur Akın, Zülfü Livaneli, Suavi ve Rahmetli Edip Akbayramın ailesi,şarkılarını Butlan kararı ile gelen Kılıçdaroğlu ve yönetiminin kullanmasına rıza vermedi.
Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi.
Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü.
Türker şunları anlattı:
“Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler.
Çocuklarım ağlıyor. ‘Bir su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli.
Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı. En son o da kızlarımla birlikte ağlıyordu.
‘Kaşe var mı?’ dedi.
‘Ne kaşesi?’ dedim.
‘Şirket kaşesi’ dedi.
‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’
‘Arayın bulun’ dedi.
Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz de salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar.
‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler.
Ben de dedim ki:
‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz neyi delil karartacağız?’
Polis dedi ki:
‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’
Öyle olunca benim kızlarım aval aval ağlamaya başladılar.
Ben de dedim ki:
‘Ne cinayeti?’
‘Hayır’ dedi. ‘Şu an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’
Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten. O kadar tiyatro mu desem, kabus mu desem… Ama polisin gözlerindeki o ifadeyi hiç unutamayacağım.
Ama çok insani davranan bir polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına bir şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi.
‘Kızınız iyi’ dedi.
Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden.
Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. O, akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti.
Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı.
‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim.
Gene ağladılar. Pınar Hanım da ağladı.
Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi.
Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin de inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere yok. Müthiş bir ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum.
Bir kadın memur geldi.
‘Arama yapacağız’ dedi.
Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar.
Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni.
‘Soyun’ dedi.
‘Nasıl yani?’ dedim.
Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var. Çok küçük bir oda.
O memuru da nerede görsem asla unutmam. Odayı da nerede görsem asla unutmam.
‘Üstünü çıkar’ dedi.
Üstümü çıkardım.
Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın?
Yine de kontrol yaptı.
‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi.
‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim.
‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’
İndirdim.
‘Çamaşırını da.’
‘Nasıl yani?’ dedim.
‘İndireceksin’ dedi.
Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim.
‘Şimdi yere çömel’ dedi.
Ondan sonra da:
‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi.
Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum.
‘Cinsel organını aç’ dedi.
‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’
Sonra:
‘Tamam’ dedi.
Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz.
Bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum.
Bir de bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi bir şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette.
Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum.
Çünkü biz tutuklandık. Her şey film gibi.
O an bir avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”
"DİRENME" kavramları etrafında, CHP'yi parçalanmaya taşıyan anlamsız, gereksiz, yersiz ve talihsiz sert bir kavga yürütülmektedir.
Şu cümleyi nasıl kurabilirsin ya nasıl nasıl nasıl?
Muharrem İnce'nin açıklamasında ilginç vurgular:
-Ne yazık ki CHP, Saray rejiminin kurduğu tuzağa düşmüştür. "ARINMA" ve "DİRENME" kavramları etrafında, CHP'yi parçalanmaya taşıyan anlamsız, gereksiz, yersiz ve talihsiz sert bir kavga yürütülmektedir. Kavgayı kızıştıran, Partiyi ayrıştıran eylem ve söylemlerin, CHP'nin ve Türkiye'nin aleyhine olduğunu görmemek için siyaseten kör olmak gerekir. Siyasette küskünlük ve kırgınlık olmaz. Siyaset uzun süreli ve uzun soluklu bir mücadele alanıdır, vazgeçmemek gerekir. Türkiye'nin ve Partinin menfaati neyi gerektiriyorsa o yönde serin kanlılıkla hareket etmek gerekir.
-Hiç kimsenin partililiği tartışılmamalı; kimse ağır
hakaretlerin hedefi haline getirilmemelidir.
-Süreçte hayal kırıklığı yaşayan arkadaşlarımızın süreci soğuk kanlılıkla takip etmeleri, asla mücadeleyi ve Partiyi bırakmamaları, ayrı parti kurma gibi yollara tevessül etmemeleri gerekir. Bir dönem, CHP'den ayrılma deneyimini yaşamış ve geri dönmüş biri olarak CHP'den ayrılmanın ve yeni bir parti kurmanın doğru bir yol ve siyasi karar olmadığını bütün samimiyetimle yol arkadaşlarıma söylemeliyim.
-AKP İktidarlarının olağan hale getirdiği siyaset üzerinden zenginleşme ve kamu kaynakları üzerinden ideolojisine bağlı sermaye sınıfı yaratma anlayışı CHP'de nefes alamamalı ve hayat bulmamalıdır. CHP'nin gerçek sahibi üyeleridir.
-Hiç itiraz etmeden acil bir Tüzük kurultayı toplanmalıdır.
-Tüzük AKP Tüzüğünden aşırılan maddelerden temizlenerek, genel başkan, parti meclisi, milletvekili, belediye başkanı ve meclis üyelerinin Parti üyeleri tarafından seçileceği demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır.
-CHP ikiye bölünmüş; butlan ile gelenler "ARINMAK", butlanla gidenler "DİRENMEK" kavramlarını politikalarının temeline yerleştirerek giriştikleri mücadelede Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu partisi CHP'nin Genel Merkezine polisle girildiği ve CHP Genel Merkezinin polisle boşaltıldığı görüntüleri dünyaya izletmişlerdir.
-Bu itibarla CHP'nin görevi, yalnızca iktidarı değiştirmek değil, Türkiye'nin yönünü değiştirmektir. Bunun için CHP'nin parçalanması değil, bütün kadrolarıyla kol kola, sımsıkı, omuz omuza ve başı dik bir şekilde ayakta durması gerekmektedir.
SON DAKİKA | Ekrem İmamoğlu, İBB Davası’na verilen arada salondan ayrılırken izleyicilere “Tam yol ileri” diyerek merdivenden indiği sırada, konuşmasını kısa tutmasını isteyen jandarma personeli, İmamoğlu’nu salon dışına yönlendirirken ellerini kullandı.
Bunun üzerine İmamoğlu kısa süreliğine dengesini kaybederek sendeledi. Yaklaşık bir basamak aşağı giden İmamoğlu, duruma sert tepki göstererek görevli jandarma personelinden “Beni hanginiz itti?” diye bağırdı.
Ekrem İmamoğlu, “Bir daha yapmayın, suç duyurusunda bulunurum” diyerek tepki gösterdi ve salondan ayrıldı.
İBB Davası'nda bir itirafçı daha itirafını geri çekti!
Tutuklu iş insanı Serdar Öztürk, ifadelerine yorum katıldığını belirterek, "Hemen çıkmak için okumadan imzaladım" şeklinde konuştu...
İşte nafaka mağduru minnoş, zavallı bir erkek daha. “Deli karı” hem parasını almış, hem çocukları. Niye öyle olmuş ki acaba? Kıyamam ya çok mağdurlar, çok masumlar🥺
Özgür Özel’i dinlemeye gelenler Çorum’da alana sığmayınca Çorum Alevi Kültür Merkezi Derneği balkonlarına taştı.
Canlar bir ola, dirlik daim ola; mertlik meydanında Şah-ı Merdan pir ola!