bayramda aile evine gitmemenin iyi tarafları
-> regresyon yaşamamak. aile evine cebinizde kendinizle gidersiniz onlar da en istemediğiniz eski kendinizi cebinize doldurup geri yollarlar, kendiliğiniz çalınmıştır. toparlanılması en aşağı 2-3 hafta sürmektedir
Newroz kutlamalarının ardından birçok şehirde gerçekleştirilen ev baskınları ve yüzlerce kişinin gözaltına alınması, temel hak ve özgürlükler açısından ciddi ihlallere yol açmıştır.
İstanbul Yenikapı’da düzenlenen Newroz kutlamaları sonrasında ilk olarak 26 kişi gözaltına alınmış; 23 Mart gecesi yapılan ev baskınlarıyla 38 kişi daha gözaltına alınmıştır. Ardından 27 Mart tarihinde aynı gerekçelerle düzenlenen ev baskınlarında 26 kişi daha gözaltına alınmış, aralarında 4 çocuğun da bulunduğu 18 kişi tutuklanmıştır.
Binlerce kişinin katıldığı ve herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan sona eren Newroz kutlamalarına katıldıkları gerekçesiyle, günler sonra ev baskınlarıyla kişilerin gözaltına alınması toplantı ve gösteri yürüşü hakkının açıkça ihlalidir.
Gözaltına alınan kişilere Yasak olmayan slogan, kıyafet ve fotoğraflarlarla resim çekilmesinin suç olarak isnat edilmesi; demokratikleşme ve çözüm sürecinin ruhuna aykırı bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
Öte yandan, özellikle ev baskınları sürecinde işkence ve kötü muamele uygulandığına dair iddialar basına yansımıştır. Gözaltına alınan bazı kişilerin vücutlarında darp ve yaralanma izleri bulunduğu görülmüştür. İşkence ve kötü muamele, hiçbir koşulda kabul edilemez; hem ulusal hukuk hem de uluslararası sözleşmeler uyarınca mutlak olarak yasaktır.
Kimliği ve adresi belli olan kişilerin gece saatlerinde ev baskınlarıyla gözaltına alması ve bu tür uygulamanın sürekli hale gelmesi toplumda korku ve baskı ortamı yaratmakta, temel hakların kullanımını imkansız kılmaktadır.
İnsan Hakları Derneği olarak, başta çocuklar olmak üzere tüm tutukluların derhal serbest bırakılmasını; işkence ve kötü muamele iddialarının ivedilikle ve etkin biçimde soruşturularak sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemlerin yapılmasını talep ediyoruz.
Diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir, dedi Şeyh Maksut Direnişçileri. Şeref onlarındır, onur onlarındır...
Utanç ise bizim boynumuzdadır. Çemberleri yaramadık, dünyayı yakamadık, zorda olana ulaşamadık...
Halep'te, mahallelerini savunan Kürtler ve hakikat üzerine bir kaç söz...
3 gün boyunca direnen, iki mahallenin milis güçleri, büyük bir katliamın önüne geçtiler...
Her türlü olanağa ve desteğe sahip HTŞ'nin cihatçı güçlerine karşı önemli bir savunma gerçekleştirerek, tüm dünyaya Kürt güçlerinin direnme iradesini yeniden gösterdiler.
Kürtler, kenetlenmiş bir görüntü vererek, ortak bir ruhun parçası olduklarını da yeniden hissettirdiler.
Halep'in direniş durağında, Kürt mahallesinin asayiş güçlerinin, 3 gün boyunca direnerek tüm dünyaya gösterdiği bu iradenin, geniş çaplı bir güç olan SDG'nin Suriye politikasının en önemli parçası olduğu da görülmüş oldu.
Halep'in iki Kürt mahallesi, SDG'nin kontrolünden, 1 Nisan anlaşmasıyla çıkmış ve iç
İşleri bakanlığı ile yerel güçlerin denetimine açılmıştı.
Genel SDG politikasının içinde bu iki Kürt mahallesi, masada en kolay çözülecek yerler olarak işaretlenmişti muhtemelen ama HTŞ, bu iki mahalleyi sanki her şeymiş gibi müdehale ederek, SDG'yi sıkıştırmak ve buranın üzerinden bir güç gösterisi yapmak istedi ki bu zaten çok bariz görünüyordu.
Öte yandan, HTŞ iki mahallenin etrafına tank vb güç yığarak, cihatçı grupları milislere karşı savaşa sokarak hem Paris anlaşmasıyla İsrail'in denetimine teslim ettiği güney Suriye'yi göz önünden çekmiş hem Şara'ya dönük Saray içinde yapılan saldırının etkisini düşürmüş hem de cihatçıları Kürt karşıtlığında konsolide etmiş oldu.
Elbette bu aklın sahibi Ankara'ydı.
Ankara'da güç gösterisinden payını almak isteyecek elbette. Fidan, rakiplerini böyle susturacak aynı zamanda. Herkes kaptığını alacak özetle...
(Lakin pahalıya malolacak bir Pirus zaferi bu...)
Tekrar konuya dönersek;
İran, büyük gösterilerle çatırdarken, hızlı sonuçlar almayı ve attırılacak geri adımlarla, SDG'nin pozisyonunu bozmayı hedefleyen akıl, Halep planını hem örgütledi hem de sahayı yönetti.
Çünkü İran'da altüst oluş gerçekleşirse, Kürtlerin pozisyonu çok güçlenebilir ve bu tüm bölgeye sirayet edebilirdi.
Tam bu noktada, Kürt mahallerinde kurulan direniş hattı, bunun kolay olmayacağını gösteren bir rol üstlendi.
Ankara'nın SDG'yi çekmeye çalıştığı büyük savaş konseptine, 3 gün boyunca direnen Kürt milisleri uluslarası tepkinin oluşmasını sağlarken, demokratik gösterilerin dahil olmasıyla, bir uzlaşı zeminine çekildi. (Direniş ve diplomasi stratejisi hep sahada oldu.)
Bu hasıl olacak bir gerçeklikti diyebiliriz.
Önemli olan tepkilerin olgunlaştırılması ve küçük bir milis gücünün bile neler yapabileceğinin gösterilmesi ve uzun zamandır edilgen olan Kürt refleksinin yeniden haraketli bir güce dönüştürülmesiydi ki bu başarıldı.
Şimdi, Halep direnişi, yeni pozisyonların mihenk taşı olacak.
Uzun döneme yayılmış bir zafer stratejisinin parçası olarak aldığı sorumluluğun bedelini öderken, Kürtler olmadan yeni bir Suriye'nin kurulamayacağına dair verdiği mesajla kazanan olarak tarihe geçecek.
Büyük resimde, küçük görünen bu iki Kürt mahallesinin ortaya koyduğu direniş, büyük parçanın kıymetini de açığa çıkardı diyebiliriz...
Yakın zamanda, bu üç günün sis bulutu dağıldığında, HTŞ içinde baş gösterecek yeni güç çatışmalarını göreceğiz muhtemelen.
Geçici Şam hükümetinin, Suriye'nin güneyini İsrail'e teslim etmesinin yansımalarını, içeride nas��l kaşıntılara yol açacağına tanıklık edeceğiz.
Ve Şara'nın, SDG'ye nasıl mecbur kalacağına...