TOPLUM OLARAK YİTİRDİĞİMİZ HASLETLERDEN İSÂR
Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber’in huzuruna bir adam gelerek: –Açlıktan takatim kesildi, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem , eşlerinden birine haber gönderdi. O da: –Seni Hak Peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, sudan başka bir şeyim yok, dedi. Sonra bir diğerine haber gönderdi. O da evvelki gibi cevap verdi, hanımları hepsi benzer cevabı verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber : –Bu gece bu adamı kim misafir edecek, buyurdu. Ensardan biri: –Yâ Resûlallah, ben misafir ederim, dedi, onu alıp evine götürdü ve hanımına: –Peygamber’in misafirine yemek hazırla, dedi. Diğer rivayete göre eşine: –Yiyecek bir şeyler var mı, dedi. –Hayır, yalnızca çocukların yiyeceği şu kadar bir şey var, dedi. –Öyle ise onları bir şeylerle avut, akşam yemeği isterlerse onları uyut. Misafirimiz eve girince kandili söndür; ona, kendimiz de yiyormuş gibi yapalım, dedi. Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu, onlar geceyi aç geçirdiler. Sabah olunca ev sahibi Hz. Peygamber’e gitti. Resûlullah kendisine: –Bu gece misafiriniz için yaptığınız, Allah’ın hoşuna gitti, dedi.
(Müslim, Eşribe, 172; Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 10)
“Rabbimiz Allah’tır.” deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar,işte onların üzerine melekler şu müjdeyle inerler:“Korkmayın, kederlenmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin!”
(Fussilet Sûresi, 41/30)
Bugün gelen haber, bir ölüm haberinden fazlasıydı. Bir isim daha eklenmişti şehitler kervanına. Küfre karşı mukavemetimizi pekiştiren bir sima daha eksilmişti aramızdan.
Bir nesil için Ebu Ubeyde, sadece bir şahıs değildi. Bir duruş, bir kıyam ve direniş sembolüydü zulme karşı..
Yükü ağır; yüzü görünmeyen ama sadasının yankısı dünyayı sar(s)an bir kahramandı Müslümanlar nezdinde.
Bugün bu şehadet haberiyle bir hakikat daha kazındı zihnimize:
Dâvâlar şahıslarla kaim değildir; şahıslar dâvâların emanetçileridir.
Bir isim gider, emanet kalır. Bir omuz düşer, bir başkası yükü devralır.
Şehitler kervanı tükenmez bir silsiledir, bitmez; sadece el değiştirir.
Resûlullah -aleyhissalâtü vesselâm-ın Mute'de olan biteni daha haber gelmeden ashabına anlatırken gözlerinin dolması geliyor aklımıza:
"Sancağı Zeyd aldı ve şehit oldu.. Sonra Cafer aldı ve o da şehit oldu..
Ardından İbn Revâha aldı ve o da şehit oldu.. Sonra Allah’ın kılıçlarından bir kılıç sancağı aldı; nihayet Allah onlara fetih nasip etti." [Buhârî, 4013]
Bu rivayet konumuz açısından bize şunu öğretir:
Bugün de Ebu Ubeyde, bir şahıstan ibaret değildi. O; Kudüs’ün muhafazası uğruna verilen direnişin, oradaki mukavemetin ve ümmet adına taşınan ağır yükün bir yüzüydü.
Peçeli simasıyla cihadı resmeden bir numune-i imtisal olmuştu bir nesil için..
O yüz, İslâm âlemine bir isimden çok daha fazlasını fısıldıyordu:
Umudu, direnci ve cihad ruhunu.
Bu yüzden Ebu Ubeyde denildiğinde bir kişi değil; bir timsal, bir sembol, bir duruş hatırlanıyordu. Şimdi yeni simalarla temsil edilecek aynı mana, aynı duruş..
Bir de şu hadis düşüyor insanın içine, ağır ağır:
"Siz hurmanın en kötülerinden ayıklanması gibi mutlaka elenip ayrılacaksınız; en hayırlılarınız gidip yok olacak, en kötüleriniz kalacaktır." [İbn Mace, 3279]
İşte bu yüzden bu kayıp bu kadar yakıcı. Zira bugün biz sadece bir şahıstan değil bir tarzdan, bir vakardan, bir ölçüden haber aldık.
Rabbim şehadetini makbul eylesin. Temsil ettiği ulvî değerleri elden ele bir sonraki nesillere ulaştırabilecek dirayeti hepimize ihsan eylesin.
Regaip, istemek demektir.
ahlaklı eş + helal kazanç + bereketli ömür + aklı selim dostlar + kibirden arınmış kalp + güzel ölüm + göz aydınlığı evlatlar.. nasip et rabbim.