Söylemediğim sözlerin bana mal edilmesiyle maalesef çok sık karşılaşıyorum. Piyasada bulunan en eski kitabım olan Yatırım Fonları'nda ve YouTube kanalımdaki ilk videomda da belirttiğim gibi, genelde %7 veya %8 değerlerini kullanırım. Son 20 yıldır bu aralığı hiç değiştirmedim. İlgili kısımdan aynen alıntılıyorum:
@degeryatirim Kiraları istedikleri rakam olmadığı sürece boş kalmasına razılar,satış konusunda ise hangi enstrüman artarsa fiyatı en az o kadar artırıyorlar. Satış gibi bir dertleri yok,9 a geçen ay satılmayanı 11 yapıyorlar.Portföylerinde çeşit olarak kalmalarına razılar ,eğer çok iyi para…
@degeryatirim Serkan hocam , “ülkemize özel , insanların konut alması evi olmayanlar için maalesef dengeleyeci bir faktör olamıyor” . Evlerin kimin elinde olduğuna göre denklemler tutarsız hale geliyor. Dolar-kkm-faiz sıralaması ile bir kesim ekonomik olarak inanılmaz fark attı. Bu insanlar
Nüfus ve Vatandaşlık işleri - "3'ü 1 Arada" projesi; SGK - Biyometrik Kimlik Doğrulama projesi; TCDD yolcu bilet satış platformu gibi projelerle kısa zamanda önemli başarılara imza atan Pasifik Teknoloji; siber güvenlikten yazılıma, sistem entegrasyonundan Ar-Ge faaliyetlerine, akıllı şehirlerden biyometrik sistemlere ve blockchain teknolojilerine, IT ve donanımdan servis desteğine kadar, sunduğu yenilikçi ürünler ve güvenilir hizmetlerle Türkiye'nin önde gelen bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından biri.
-
Having achieved significant success in a short period of time through projects such as the General Directorate of Population and Citizenship Affairs’ “3-in-1” Project, the Social Security Institution’s Biometric Identity Verification Project, and the Turkish State Railways (TCDD) Passenger Ticketing Platform, Pasifik Teknoloji has become one of Türkiye’s leading information technology solution providers. From cybersecurity to software development, system integration to R&D activities, smart cities to biometric systems and blockchain technologies, and from IT infrastructure and hardware to support services, the company delivers innovative products and reliable services across a wide range of fields.
#PasifikTeknoloji #BilgiTeknolojileri #DijitalDönüşüm #SiberGüvenlik #SistemEntegrasyonu #ARGE #İnovasyon #InformationTechnology #DigitalTransformation #CyberSecurity #SystemIntegration #Innovation
Geçen yıl Bodrum’da küçük bir hayalimizi hayata geçirdik. Şimdi tam hayal ettiğimiz noktaya yaklaşınca paylaşmanın zamanı geldi.
Meşealtı Otantik Restoran, Kadıkalesi’nde (Turgutreis ile Gümüşlük’ün tam ortasında) yeşillikler içinde bir kebap restoranı. Sebzeler yandaki tarladan, diğer ürünler ise Güneydoğu’dan yerinden geliyor. Babam bütün yıl orada (yaz kış açığız), ben de yazın fırsat buldukça kaçıyorum. 🙂
Fiyatlar konusunda da özellikle hassasız. Bodrum’daki genel fiyat seviyesini düşününce menüye bakıp şaşıran çok oluyor.
Yolu düşen olursa bekleriz.
LGS’de kimsenin konuşmadığı veya fark etmediği bir gerçek var.
Çocuklar bir yıl boyunca MEB’in yayımladığı örnek sorularla hazırlanıyor.
Öğretmenler derslerini buna göre anlatıyor.
Yayınevleri denemelerini buna göre hazırlıyor.
Kurslar programlarını buna göre yapıyor.
MEB’in denemeleri çözülüyor.
Milyonlarca öğrencinin hazırlık süreci aynı referans üzerinden ilerliyor.
Sonra sınav geliyor.
Ve binlerce öğrencinin ağzından aynı cümle çıkıyor:
“Bu sorular örnek sorulara ve MEB denemelerine benzemiyordu.”
Peki neden?
Çünkü örnek soruları hazırlayan ekip başka.
Sınav sorularını hazırlayan ekip başka.
Öğrenciye yıl boyunca yön veren ekip başka.
Öğrenciyi sınav günü değerlendiren ekip başka.
Sorun sınavın zor olması değil.
Sorun, öğrencinin bir yıl boyunca hazırlandığı anlayış ile sınavda karşılaştığı anlayışın aynı olmaması.
Bir tarafta rehber var.
Diğer tarafta sınav var.
Ama ikisi her zaman aynı dili konuşmuyor.
Aradaki farkın bedelini ise 13-14 yaşındaki çocuklar ödüyor.
Eğer örnek sorular gerçekten rehber olacaksa, o rehberi hazırlayan ekip ile sınavı hazırlayan ekip arasında tam bir uyum olmak zorundadır.
Aksi halde her yıl sınavdan sonra aynı tartışmayı yaşamaya devam ederiz. #LGS2026
Taksi plakası şu millete yapılmış en büyük kötülükler arasındadır. Araba fiyatlarına öyle bir vergi uygulanıyor ki dar gelirlinin arabaya ulaşması imkansız, zaten ülkede toplu ulaşım rezalet taksiye muhtaç kalıyorsun çoğu zaman mecburen. Taksi işi çifte tekel olmuş. hem binmeye mecbursun hem de bineceğin arabalar kısıtlı. doğal olarak taksicinin iyi hizmet umrunda değil. rekabet yok. Yolcuya da trafiğe de terör estiriyor.
Bu işi plaka tekelinden çıkar. Uber, martı tag vb tüm hizmetler serbest olsun. Bir sürü genç işsiz var. hem bu gençler burada sürücü olsun istihdama katılsın, hem rekabet fiyatları düşürsün hem de rekabet kalite yarışı yaratsın sürücünün puanını gör ona göre bin güzel hizmet al.
Ülke turizm ülkesi olsun istiyoruz her gün taksicilerin dolandırdığı turist haberiyle dolu gündem. Turist uygulamasını indirsin, nereye kaç euroya gideceğini baştan görsün içi rahat etsin.
Ama maalesef kanayan taksi konusuna plaka rantı yiyenlerin düzeni bozulmasın diye çözüm getirilmiyor. Rantlar bozulmasın diye millet çile çekiyor.
Koç Holding'in neredeyse hiçbir iştirakine müşteri değilim ve hiçbir şekilde Koç'tan ne para kazandım ne de menfaat elde ettim ama 2 gündür Rahmi beyi savunmak zorunda hissediyorum kendimi. Şu "kürt alınganlığı"ndan gına geldi.
Laz fıkrası, karadeniz fıkrası anlatılırken en çok biz karadenizliler güleriz ve aklımıza bizi aşağışıyorlar, iffetimize namusumuza laf ediyorlar gelmez, biz kendimizden eminiz ve özgüvenliyiz çünkü. İki de bir bu mağdur edebiyatını yapmayı bırakın, hakikaten çok tatsız, çok irite edici.
Gayrimenkul yalnızca zenginlerde olduğu için, fiyat;
Altın artınca alınabilir hale geliyor artıyor,
Faiz artınca sermaye maliyeti ile artıyor ,
Faiz düşünce alım gücü nedeni ile artıyor,
Petrol artınca enflasyon ile artıyor.
ekonomik teoriler değil,malın kimde olduğu önemli.
İtibar tam olarak böyle bir şey işte, sen fonundaki hisseyi tüm x fenomenlerine pazarlatırsın tahta %3 yapmaz, adam %10u geçtim diye bildirim yapar tahta tavan olur.
📍Burası İspanya
Tüm plaj ücretsiz denize girmek, kumsalda vakit geçirmek için giriş ücreti ödemenize gerek yok.
Otellerin, lokantaların vs. plajı kapatacak şekilde inşa edilmesi de yasaklanmış.
Sanayisi olmayan, buğday bile üretemeyen, sıtmadan veremden hastalıktan kırılan, okuma yazma bilmeyen, nüfusun kırıldığı, milletin tükenmiş halinin kaldığı topraklarda hangi serveti transfer etti Atatürk ve çevresi? Fabrikalar açtı, hastalıklarla mücadele etti, eğitim reformu başlattı Atatürk ve arkadaşları. Anadolunun nüfus artışı cumhuriyet ile başladı. Atatürk ve çevresi servet transferi, yoksuzluk yapmadı bizzat bu topraklarda serveti, kalkınmayı yaratan kahramanlardı.
İngiltere, Galler ve İskoçya'nın bulunduğu Büyük Britanya adasının toplam yüzölçümü yaklaşık 209.331 km²'dir.
Türkiye'nin toplam yüzölçümü 783.562 km²'dir.
Türkiye'nin yüzölçümü Büyük Britanya adasını yüzölçümünden 3,74 kat büyüktür.
Britanya Adası'nda konutların %80'i müstakil veya bitişik nizam müstakildir.
Türkiye'de bu oran %24 ve bunların yaklaşık %80'i de derme çatma köy evi.
Koca ülkemiz boş.
Tamam eskiden yol yok iz yoktu.
Ama artık bu konuyu öne çekme zamanı geldi.
Bu pejmürde şehirlerimizi düzeltmek gerek. Uzun yıllar süreceği belli. Bir yerden başlamak lazım.
Belirli ölçülerdeki Müstakil evini yapmak isteyenlere büyük kolaylıklar sağlanmalı.
Neden?
Çünkü işin aslını hepimiz biliyoruz.
İlk itiraz hep şudur;
"Yatay yerleşim altyapıyı pahalılaştırır. İnsanları geniş alana yayarsan yolu, suyu, elektriği, kanalizasyonu daha uzun mesafelere döşemek gerekir; dikey yapı ise altyapıyı tek noktada toplar, ucuza getirir." İlk bakışta mühendislik gibi duran bu argüman, kazındığında altından mühendislik değil rant çıkıyor.
Önce teknik yanılgıyı görelim. Dikey yapının altyapıyı ucuzlattığı doğru değildir, sadece görünmez kılar. Bir parsele sekiz kat dikildiğinde o noktanın su, kanalizasyon, elektrik talebi tek bir eve göre kat kat artar; mevcut şebeke bu yığılmayı çoğu zaman taşıyamaz, basınç düşer, kanalizasyon yetmez, trafo kapasitesi aşılır. Görünürdeki "kısa boru" tasarrufu, sonradan yapılan pahalı takviyeler, tıkanma, sel baskını ve kesintilerle fazlasıyla geri alınır. Maliyet ortadan kalkmaz, ileriye ve topluma ötelenir. Üstüne, yatay yerleşim "dağınık" olmak zorunda değildir: İngiltere örneği, sıkı örülmüş sıra evlerde altyapının tek bir hattan onlarca haneye dağıldığını, bunun bir bloktan daha pahalı olmadığını gösteriyor. Demek ki altyapı maliyeti dikeyleşmenin sebebi değil, sonradan bulunmuş bir kılıftır.
Kılıfı kaldırınca gerçek sebep ortaya çıkıyor: biz dikey yaşamı altyapı ucuzlasın diye değil, arsa rantı öyle dayattığı için seçtik.
Bir arsanın değeri, üzerine kaç metrekare satılabilir alan kurulabileceğiyle ölçülür. İmar hakkı ne kadar yüksekse, yani parsele ne kadar çok kat çıkılabiliyorsa, getiri de o kadar büyür. Müteahhit için tek katlı bir ev ile sekiz katlı bir blok arasında uçurum vardır; aynı zemine sekiz kat dikmek, sekiz kat satış demektir. Arsa sahibinin hesabı da aynıdır, kat karşılığı verdiği arsadan alacağı daire sayısı doğrudan kat sayısına bağlıdır. Böyle bir denklemde yataya yayılmak kimsenin işine gelmez. Dikeyleşme, coğrafyanın dayattığı bir zorunluluk değil, imar rejiminin kârlı kıldığı bir tercihtir.
İşin asıl çarpıcı yanı, bu tercihin bedelini topluma ödetmesidir. Parselde yükselen kuleye su, kanalizasyon, elektrik, yol, okul, hastane bağlanırken oluşan yük; trafiği kilitler, altyapıyı taşınamaz hale getirir, yeşil alanı yok eder. Kazanç birkaç parsel sahibinde ve müteahhitte toplanırken, sıkışmanın faturası şehirde yaşayan herkese yayılır. Az önceki "altyapı pahalılaşır" itirazının ironisi de burada: dikeyleşmenin asıl pahalıya patlattığı altyapı maliyetini zaten toplum ödüyor, kârı ise birkaç kişi cebine indiriyor. Kâr özelleşir, maliyet kamulaşır. Mesele bu yüzden "müstakil ev mi, apartman mı" ikilemi değildir; düşük yoğunluklu ama planlı doku ile yüksek yoğunluklu plansız blok arasındaki tercihtir ve bu tercihi belirleyen mühendislik hesabı değil, parselden çıkarılacak ranttır.
Coğrafya bahanesi tam da burada işe yarıyor, çünkü ekonomik bir tercihi doğal bir kadere benzetmek sorumluluğu ortadan kaldırıyor. "Ülke dağlık, başka çaremiz yok" cümlesi, aslında "parselden azami rantı çıkarmak istiyoruz" cümlesinin kibar kılığıdır.
Yani aslında "ülke boş ve kullanmıyoruz".
Onun yerine hep birlikte rant peşinde koşmaya devam.
Hem de en kirlisinden.
Samsung şirketi piyasa değeri 1.5 Trilyon dolar oldu.
Türkiye GSYH'sına yakın.
Tarih boyunca millet olarak aldığımız toplam Altın 600 milyar dolar.
Tüm nesiller boyu topladığımız altından bir kaç kat fazla değeri var artık.
Sadece Samsung bu.
Diğerleri ayrı.
Bizim şirketlere ve bizim uğraştığımız şeylere bakınca şunu söylemem size biraz ters gelecek ama biraz düşünürseniz hak vereceksiniz:
Yeni nesil genç arkadaşlar, aman bir yere gideyim demeyin artık dünyada bu kadar bakir fırsatların olduğu, bu kadar eskide kalmış nesil pek kalmadı. Onlardan para kazanacak o kadar çok yol bulacaksınız ki.
Ne yapsanız olur.
Çünkü bu eski nesil doğru dürüst bir şey gerçekleştiremeyip, ruhsatsız çatı katı yapmayı dünyanın en zeka dolu olayı sanan, belediyede adamını bulup toplumun hakkını yemeyi bir halt zanneden, doğru dürüst sıraya girmeyi, hatta kırmızı ışıkta durmayı bile bilmeyen bir nesil. Yeni dünyada bu kadar bakir, boş, her türlü düzgün, zeki işe aç bir nesil artık çok zor.
Bir fikir de benden olsun;
Açın bir kuyumcu.
Vergi falan zaten yok.
Mahalleden de zaten gelir size aman altınlarıma al diye.
Onları da alırsın.
Ayar meselesine hiç girmiyorum.
Bakın dünyada böyle kolay para yok artık.
Ama inovasyon ve yüksek teknolojiye önem vermeyi unutmayın. Basın şöyle vitrine 50 tane kuvvetli led.
Parlasın şöyle.
Bakın bu fikrimin de kıymetini bilin. Yapay zeka değil bizim ki Doğal zeka.