1/ Sevdiğiniz insan gözünüzün önünde ölmek üzereyken aklınıza hastanenin hizmet dökümünü kontrol etmek gelmiyor değil mi?
Doktorlara güveniyorsunuz.
Hastaneye güveniyorsunuz.
Size verilen bilgiye güveniyorsunuz.
Ama son bir haftada yaşadıklarımızdan sonra söyleyebileceğim bir şey var:
Özellikle Maslak Acıbadem gibi özel hastanelerde, hastanızın tedavisini takip ettiğiniz kadar, yapılan her işlemin kaydını ve hesabını da takip edin. Mutlaka edin.
#Maslakacıbadem #acıbademhastaneleri #maslak #acıbadem #onkoloji #özlemsönmez #doktorözlemsönmez #medikalonkoloji
Onlarca yol gidip onlarca satır arasında kaybolduktan sonra, arayıp da bulduğun bir anlam bazen tüm yaşamını çepeçevre etkiliyor. Kendini yeniden yapılandırmana, bambaşka bir senin ortaya çıkmasına neden olabilir. Belki de püf nokta, “aramak.” Kendinden irtica edecekleri bulursun
Her şeyle mücadele edemezsin. Her şeye diklenip alt edemezsin. Bazen kendi adına duyduğun en büyük zafer; ağız dolusu gülebilmek. Dünya sadece önünden geçtiğin bir han. Sadece gülebildiğin günlerdir sana kalacak olan. Gülersen etrafındakiler de sana benzer. Kahve gibi,tadı gibi✨
Hayatın zorlu yollarında geçmişin özlemiyle oyalanmak, yalnızca bugününü ve yarınını tüketir. Üzüntüyü alışkanlığa dönüştürmek yerine, zamanı güzel anlarla doldurmak gerekir. Çünkü hayat kısa; insan bir kez geliyor ve ne kadar zamanının kaldığını bilmiyor. Her şeye rağmen de ...
Hayat, çoğu zaman hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkan küçük ayrıntılarla değişir.
Duyduğumuz bir söz, gördüğümüz bir davranış ya da okuduğumuz bir cümle, içimizde büyük bir hissin kapısını aralayabilir.İnsan, neşeyi de yıkıcılığı da neye baktığıyla ve önemsediğiyle bulur.
Bir hissi söylemek bazen zordur hele şiire dökmek daha zor. Ve evrensel bir histir şiir öfkesiyle veya sevgisiyle. Bu yüzden herkes şiire adayamaz kelimelerini. Şiir meydan okumaktır ayrıca. Bazen kısadır ama çok şey anlatır. Hissini hissesine feda etmez. Şiir herkese gitmez ....
Zaman geçtikçe anlıyorsun herkesle sohbet etmenin gerekmediğini ve mecburi olmadığını. Kendinle etmen gereken sohbeti başkalarına sarf ettiğinde sana bir şey kalmıyor. Kendine söylemen gereken sözleri başkalarından duymak seni iyi etmiyor. Zaman kısa, kimseyle konuşmakicn zorlama
Hayat hiç beklemediğin yerden hiç beklemediğin bir şeyler fısıldar. Bazen görsel olarak sunar sana bazen dışarıdan gelen bir ses olarak. Yıkıcılığına, neşesini de hangisine takıldığını belirleyerek anlar insan. Birazcıklar biraz olur ve devam eder. Hayat gülmek ve şiir kadar kısa
Birgün ışığın sönene kadar parla. Gerekirse yan. Feda edebildiğin kadar varsın biraz kendi içinde. Bilirsin her zaman cam kenarında seyredemezsin hayatı. Bazen çizgilerini ezberlediğin duvarlarında olmalı. Aşina olduğun bir duvar önüne çıktığında tanımlayabilmelisin. Kırılmadan..
İnsan, hayatın iki perdesi arasında büyüyor. İlki, zamanın değerini bilmeden yaşadıklarımız; ikincisi ise susmanın, geri çekilmenin ve kendini korumanın olgunluğu. Çünkü hayat kısa, en güzel cümleler ise bazen yalnızca anlayanlara ve anlaşıldığın yerlerde söylenir. Zorunlu gibi..
Olabilir..Seni ziyan edecek fikirlere de sahip olabilirsin. Tüm sonuçların üzerine yük olduğu bir yaşam da sürebilirsin. Seçtiğin bir seçim sonucu da duvara çarpmış gibi hissedebilirsin. Hayat bu belki de birazcık düşmelisin. Ama Yansan da, kırılsan da hâlâ toparlanacak güçtesin.
Olan oldu demeyi bilmek gerek. Tüm olmuşların kıyısında durma cesaretini göstermek gerek birazda. Bundan sonrası için diye konuşmaya başlamak icap etmeli. Zor ama yapabileceklerimiz de sınırlı. Sihirli bir değneğimiz yok elimizde dokunup değiştirecek. Kabullenmek ve gülmek mesele
Her sessizlik anlatılamayan bir yük taşır. Hâlden anlamayan kalabalıkların arasında, zorunluluktan kurulan ilişkilerin farkı daha da anlaşılır. Zamanla insan, boş konuşmaktansa kıymetli bir sessizliğin daha değerli olduğunu öğrenir. Yıllarca edilen sözlerden daha çok şey anlatır
Düşeceksin.Ruhunu ne kadar güçlendirsen de bir yerde sekteye uğrayacaksın, uğratacaklar. Ama günün sonunda kendine kaldığın sen ile devam edeceksin. Kimisi tecrübe kimisi kazık dese de, böyle böyle düşerek öğreneceksin yaşamı…Japonların güzel bir deyimdir; “Nana korobi ya oki.”
Geçmiş ve dün, masamda kalan eski bir tarihî obje gibi artık; sadece tozlanıp duruyor orada. Artık onabir kadavraya bakar gibi bakıyorum. Eskisi kadar önem de vermiyorum. Titizlikle silip temizlemiyor, dönüp dolaşıp kendimi oraya hapsetmiyorum. Şimdi yeni şeylere yer açmak gerek.
Bazen hayatında yapman gereken tek şey; ufak bir değişiklik. Masanda yıllardır duran bir kalemliği bile değiştirmen bambaşka bir ortama sokuyor seni. Hayattaki gibi. Adım atabildiğin, yerini değiştirebildiğin her neyse bambaşka olursun. Bu yüzden çokta küçümsememek gerek, küçüğü.
Hassas olduğunuz konuları önemsiz ve saçma bulan herkesi hayatınıza dahil etmeyi bırakın. Kendinizi zorla bir yere sokmaya çalışmayın. Bu sadece kendinizi yorar... Kimsenin yokluğu, kimsenin sonu olmaz. Ve bazı şeylerin yokluğu ruhunuzda rahatlatıcı bir boşluk yaratır. Deneyin...
İnsan, kendini sorgulamayı bıraktığında empati yerini egoya; iletişim ise sessiz kopuşlara bırakıyor. Yanlışları düzeltmek yerine insanları silmek ve haklı çıkmaya çalışmak sıradanlaşıyor. Öylegariptir ki Değer, başkalarını küçülterek değil; insan kalabilmeyi başararak kazanılır.
Kırmamak için her şeye tamam demenin hazin yokluğunu fark ettiğin o an... İnsan afallamayı da öğreniyor. Bazen yok diyebilme cesaretini göstermek; seni yok olmaktan kurtarıyor. Bu bir belki. Bu belkiye inanan riski olsa da bazen inanmak gerekiyor. Kendin için bir risk. Belki ...