Sezai Karakoç, çocuklar düşüp ölmesin diye evleri balkonsuz yapacak mimarların alnından öpmeye koştuğu şiirinin bir yerinde "Gelecek zamanlarda / Ölüleri balkonlara gömecekler / İnsan rahat etmeyecek / Öldükten sonra da." diyordu. Öyle anlaşılıyor ki o acı gelecek Avcılar'a uğramış bile!
Ve hayatta iken kendileri de bir anlamda onun büyük şairliği sayesinde arkadaş şair olarak geçinebilirken ölümüyle artık şairliğin öldüğünü de imleyen, adına yazdığı o güzelim şiirde dedikleri:
"Dönülmez dizeler içinde / Onunkiler gül açılır / Öldüğü gün / Hepimizi işten attılar."
İstiklal Caddesinden çektiğimdir.
İstanbul'un en eski apartmanlarından biri hatta kimine göre ilki:
Botter Apartmanı.
Mimarî önemi yanında benim için güzel bir tarafı da Ferit Edgü'nün bir zamanlar kurduğu Ada Yayınlarının ve ofisinin bu apartmanda olmuş olması.
Necati Tosuner'in muhtelif metinlerinde denk geldiğim kimi yalnızlık tarifleri:
"Sobaya kabuk atıldığında... Şimdi nane limon kaynatanın da yoktur senin." (Güneş Giderken)
"Gözüne kirpik kaçtığında bir üfleyenin bile yok senin, oysa." (Susmak Nasıl da Yoruyor İnsanı)
Bir gün Dublin yıkılırsa benim yazdıklarıma bakılarak yeniden inşâ edilsin diyen James Joyce'tan mülhem bunu yazmış İlhan Berk. O da çok sevdiği Beyoğlu'nun namıdiğer Pera'nın yarın bir gün yok olması durumunda şu sokak sokak, cadde cadde yazdığı kitap sayesinde yeniden inşâ edilmesini istermiş.
Hoş, kitabın girişinde James Joyce'ın bu sözü yer alır hatta.
Şiirleri, romanları bir yana yazılarının da çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Sağ-sol, doğu-batı, dünya hâlleri...
Düşüncelerine şüphesiz "iman" etmiş bir düşünür olmamasından ve bunları ayırmadan "sağım solum sobe" diyerek sorgulamasından ortaya çıkan, zihnimi hareketlendiren hatta yer yer sarsan yazılardan mürekkep bir kitap benim için.
İyi ki yazmış.☘️
(Yazılar 1970'li yıllardan, kitap ise 1985)