Diyarbakır' ın havası ve suyu ağırdır, Türkiye' nin en fazla politize olmuş şehridir, her insan kaldıramaz, başka illere de benzemez.
Bu şehire gelen bürokrat ağlar,
Bu şehirden giden bürokrat ağlar.
Diyarbakır nezle olursa,
Türkiye grip olur..
@RTErdogan@ikalin1@hasandogan
Bazı şehirler ve kurumlarla kurulan bağ, mesafelerle zayıflamaz. Şehrim Diyarbakır ve mezun olduğum Dicle Üniversitesi de benim için tam olarak böyle bir anlam taşıyor.
Daha önceden belirlenmiş programım sebebiyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezuniyet Töreni’nde bulunamasam da, duygu ve düşüncelerimi paylaştığım video mesajımın bu anlamlı günde yer almış olması benim için ayrı bir mutluluk ve büyük bir onurdu.
Nazik davet ve vefaları için Dicle Üniversitesi yönetimi ile Dicle Mosaic öğrenci ekibine teşekkür ediyor; bu güzel organizasyonda emeği geçen herkesi gönülden tebrik ediyorum.
Diyarbakır, sıradan bir şehir değil; binlerce yıllık geçmişiyle yaşayan bir açık hava müzesidir. Bu nedenle tarihi yapılara verilen her küçük zarar, aslında şehrin ortak hafızasına ve kültürüne verilen zarardır.
Hasanpaşa Hanı ve Kırık Pencere Teorisi…
https://t.co/IvTIvSKhHk
Hasanpaşa Hanı sadece taşlardan yapılmış bir yapı değil, Diyarbakır’ın hafızasıdır. Çocukluğumuz, tarihimiz, ecdadımızın bize bıraktığı emanettir.
Bu yüzden hanın duvarına çakılmış tabelaları gördüğümde gerçekten üzüldüm. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde böylesine kıymetli tarihi yapılara zarar verilmesine göz yumulmaz.
Durumu Türk Kızılayı Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz hocamıza fotoğrafla ilettim. Başkanımız büyük bir duyarlılık göstererek neredeyse bir saat içerisinde tabelanın kaldırılmasını sağladı.
Bu hassasiyetinden dolayı Sayın Fatma Meriç Yılmaz hocamıza gönülden teşekkür ediyorum ve bu davranışın örnek teşkil etmesini diliyorum.
Diyarbakır’ın tarihi sadece bize değil, bizden sonraki nesillere de emanettir.
İnsanların yemek yediği mekanda bir köpeğin ortalığa idrarını yapmasını normalleştirdiler artık…
İşin en ironik tarafı ne biliyor musunuz?
Köpeğe “çocuk” diye hitap eden bu güruh, aynı yerde 3-4 yaşında bir çocuk tuvaletini tutamayıp altına yapsa, o çocuğun anne babasına dönüp “medeniyet dersi” vermeye kalkar.
Sözde hassasiyet, sözde duyarlılık… Ama konu gerçek düzen ve sorumluluk olunca ortada kimse yok.
Bu mesele hayvan sevgisi meselesi değil, kamusal alan ve sağlığının saygı görmesi meselesi.
Bu, insanların hijyen içinde, insanca yaşama hakkı meselesi.
Bir toplum kendine bu kadar mı saygısız olur?
Bir devlet bu düzensizliği, bu denetimsizliği vatandaşına nasıl reva görür?
Bu tabloyu hiç kimse kabul etmek zorunda değil…
Diyarbakır’da bayram, yalnızca bir sabahla başlamaz; arefe gününün telaşıyla, mutfaklarda yoğrulan hamurla başlar.
Tezgahlar unla kaplı, eller hamurla yorgun, kalpler ise bayramın gelişiyle hafiflemiştir.
Bayram telaşının en güzel ritmi, Diyarbakır çöreğinin yoğrulurken çıkardığı sessiz hikayedir.
Hamur, sabırla yoğrulurken içine katılan mayana, o anda kendini mutfağa yayılan derin, sıcak ve ferah kokusuyla hissettirir. Bu kokuya mahlebin zarif ve bademsi aroması ile sadece bir fısıltı kadar eklenen tarçının sıcak gölgesi ve envai çeşit baharat eşlik eder.
Üzerine serpilen çörekotu ve susam ise bayramın habercisidir.
Evlerin duvarları, perdeler, sofralar, hatta insanın hafızası bile Dicle Nehri gibi ağır ağır yayılan bu kokuyla kaplanır.
Bu çörek yalnızca bir lezzet değil, kadim bir kültürün hafızasıdır. Kapısı herkese açık evlerin, “buyur” diyen gönüllerin bir simgesidir.
Diyarbakır’ın eşsiz ruhu nasıl ki taşında, toprağında saklıysa; çöreğinde de sabrın, emeğin ve paylaşmanın izi vardır.
Bu koku Diyarbakır’ın bayram hafızasıdır.
11 ilde, binlerce kilometrekarelik bir coğrafyada yaşanan büyük yıkımın ardından 455 bin konutun deprem sonrası 3 yıldan kısa bir sürede inşa edilmesi, yalnızca bir yeniden yapılanma değil; tarihsel bir organizasyon ve dayanışma örneğidir.
Enkazın bu kadar geniş bir alanda kısa sürede kaldırılması, tüm ekonomik maliyetine rağmen sürecin kararlılıkla yürütülmesi; sahada emek veren işçiden mühendise, planlamacıdan yerel yönetimlere kadar herkesin özverisinin sonucudur.
Bu sürece irade koyan, kararlılığıyla yön veren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve çalışkanlığıyla gece gündüz bölgede olan Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Murat Kurum, bu büyük yeniden ayağa kalkışın mimarları arasında yer almıştır.
Ülkemizle ne kadar gurur duysak az.
@servangokhan Sevgili hocam; kimse sağlık boyutunu düşünmüyor maalesef sonrasında da efendim rahatsız olduk ve nasıl iyileşeceğiz endişesine düşmektedirler, akıl tutulması yaşıyoruz ne acıdır ki😔
Mersin–Adana–Osmaniye–Gaziantep Hızlı Tren Hattı’nda %85 ilerleme sağlanması önemli bir gelişme.
Proje tamamlandığında Mersin–Gaziantep arası 2 saat 15 dakikaya inecek.
Bu, sadece bir ulaşım yatırımı değil; üretimin, ticaretin ve sosyal hareketliliğin hızlanması demek.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun açıkladığı bu proje, doğru planlanan altyapının bir bölgenin kaderini nasıl değiştirebileceğini gösteriyor.
Ancak bir temennimiz de şu ; Bu hattın Şanlıurfa ve Diyarbakır’ı da kapsayacak şekilde uzatılması gerekiyor.
Bu illerimizde yaşayan gençlerimiz, esnafımız, sanayicimiz ve öğrencilerimizin de bu hızdan, konfordan ve fırsatlardan faydalanması bir çok açıdan faydalı olacaktır.
Refah harita üzerinde eşit dağıtılmalı ve kalkınmaya her şehir dahil olmalıdır.
Ulaşımda eşitlik; bölgeler arası farkın azalması, umutların büyümesi, ekonomide güç, gelecekte birlik demektir.
@baskanzorluoglu@AliYerlikaya@RTErdogan Hayırlı uğurlu olsun sayın Valim, sırları surlarında saklı olan, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve İslamiyeti ilk kabul eden böylesi kadim bir kente Vali olarak atanmanızı tebrik eder, başarılar dilerim.
Ak Parti Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Galip Ensarioğlu ile birlikte İŞKUR İl Müdür Yardımcımız Muhammed BEYBUR’un kıymetli evladı Muhammed Enes ile Merve çiftimizin nişan merasimine katıldık.
Beybur ve Bilmez ailelerimizi tebrik ediyor, kıymetli evlatlarına bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.
Evlilik yolunda ilk adımlarını atan genç çiftimizi tebrik ederim.