🚨🗣️New: Lionel Messi on why he started crying after receiving the silver medal despite the World Cup final defeat to Spain:
“I wasn’t just thinking about losing a final. I was thinking about everything that brought me here… every sacrifice, every difficult moment, every time people doubted us, and every time this shirt gave me the strength to continue.
“When I heard the Argentina fans chanting my name after the defeat, that was the moment that broke me. We had just lost the biggest game, but they didn’t turn their backs on us. They didn’t see a silver medal… they saw the journey. They saw the heart, the fight, and the pride we gave them.
“I looked into the stands and I saw families who travelled thousands of miles, people who dreamed with us, people who cried with us. That love is bigger than any trophy. Football gives you many victories, but moments like that remind you why you play.
“I cried because I felt the weight of the shirt, the love of my country, and the responsibility of wearing this badge. A medal can be silver, but the memories, the connection with the people, and the pride of representing Argentina… those things are priceless.
“Sometimes football gives you the perfect ending, and sometimes it gives you a painful chapter. But I learned that greatness is not only measured by lifting trophies. It is also measured by how you stand when your heart is broken.
“And hearing Argentina sing my name after losing a World Cup final… that was a victory of another kind. I will carry that moment with me forever.”
—🎙️Mixed Zone
Piyasalar neden düşüyor? Sebebi ABD değil Japonya.
Piyasalar günlerdir düşüyor.
Altın, borsa, kripto, hepsi aynı anda aşağı.
Herkes aynı yeri işaret ediyor.
Fed faizi indirmiyormuş, Trump şöyle demiş, veriler böyleymiş.
Hepsi doğru ama hepsi yüzeysel.
Çünkü bütün bu varlıkları aynı anda aşağı çeken şey, Amerika'da bugün çıkan bir haber değil.
Yıllardır işleyen, kimsenin bakmadığı sessiz bir mekanizma. O mekanizmanın merkezi de Washington'da değil, Tokyo'da.
Bunu anlatabilmek için sizi önce 1980'e götürmem gerekiyor. Çünkü piyasaların bugün neden düştüğü, kırk yıl önce bir otel odasında verilen bir kararda saklı.
1980'lerin başında dünyanın fabrikası Japonya'ydı.
Arabada, elektronikte, çipte, robotta. Hemen her alanda Japonya öndeydi. Üstelik hem daha ucuza hem daha kaliteli üretiyordu.
O dönem Japonya, bugünkü Çin'den bile güçlüydü. Dünyanın en büyük çip üreticisi olmuştu. Amerika ve Avrupa şirketleri Japon rakipleriyle baş edemiyordu.
Amerika'nın ihracatı çöküyordu. Fabrikalar kapanıyordu.
Senatörler kürsüde bağırıyordu. "Japon mallarına gümrük vergisi koyun, bunlar bizi bitiriyor."
Sonunda Reagan yönetimi Japonya'nın önüne sert bir teklif koydu.
Ya paranızın değer kazanmasını kabul edersiniz, ya da bütün mallarınıza ağır gümrük vergisi bindiririz.
1985'te beş ülke New York'ta bir otel odasında, Plaza Otel'de toplandı.
Amerika, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere. Masada tek bir karar vardı. Doları zayıflatmak, yen'i değerlendirmek. Japonya çaresiz teklifi kabul etti.
Yen değerlenince Japon malları hem Amerika'da hem Avrupa'da pahalandı. Rekabet gücü bir anda gitti. İhracat düşmeye başladı.
Japonya telaşa kapıldı. İhracatı kurtarmak için faizleri indirdi, piyasaya bol para saldı.
Ama o para üretime gitmedi. Borsaya ve gayrimenkule gitti. Dev bir balon şişmeye başladı.
Tokyo'daki araziler akıl almaz fiyatlara ulaştı. Kâğıt üstünde Japonya'nın toprağı neredeyse bütün Amerika'dan değerli sayılır oldu. Borsa görülmemiş seviyelere çıktı. Japonya yavaş yavaş üreten bir ülke olmaktan çıkıp, parayla para kazanan bir finans ülkesine dönüştü.
Sonra balon patladı. Japonya bir daha o eski günlerine dönemedi.
Ekonomiyi canlandırmak için faizi defalarca indirdi, sonunda neredeyse sıfıra getirdi.
Hiçbiri işe yaramadı.
Ama bu kadar ucuz para dünyanın gözünden kaçmadı.
Yatırımcılar şunu fark etti. Japonya'dan neredeyse bedavaya yen borçlanırım, bu parayı getirisi yüksek başka yerlere yatırırım, aradaki farkı cebime atarım.
Çoğu da bu parayı dünyanın en büyük pazarına, Amerika'ya yatırdı.
Yıllar içinde bu yöntemle trilyonlarca dolar döndü. Japonya'nın ucuz parası, sessizce bütün dünyayı, en çok da Amerika'yı besledi.
İşte bugün piyasalarda gördüğünüz yükselişin altında, çoğu zaman bu görünmeyen Japon parası vardı.
Şimdi bugüne gelelim.
Japonya yıllarca bir şeyi istemişti. Enflasyon.
Yani fiyatların sağlıklı şekilde artmasını. Çünkü onlarca yıl tam tersiyle, düşen fiyatlarla boğuşmuştu.
Sonunda enflasyon geldi. Ama istediği kapıdan değil.
Bu enflasyon, Japon halkı çok harcadığı için gelmedi. Tamamen dışarıdan geldi. Pahalanan enerjiden ve değer kaybeden yen'den.
Çünkü Amerika ile Japonya arasındaki faiz farkı açıldıkça açıldı. Yatırımcılar, faizi düşük yen'i bırakıp faizi yüksek dolara koştu.
Yen o kadar düştü ki, dolar karşısında neredeyse kırk yılın en dibine indi.
Japonya bunu durdurmak için piyasaya girdi. Tek ayda rekor 73 milyar dolar harcayıp yen aldı. Tarihindeki en büyük müdahaleydi.
Boşa gitti. Yen birkaç gün toparlandı, sonra yine düştü.
Peki bu kadar para neden yetmiyor?
Şöyle düşünün.
Su alan bir tekneniz var. Bir kovayla suyu dışarı atıyorsunuz ama teknedeki deliği kapatmıyorsunuz. Ne kadar boşaltsanız da delik açık kaldıkça su geri doluyor.
Japonya'nın müdahalesi tam olarak bu. Dolar satıp yen alıyor, suyu bir anlığına boşaltıyor. Ama deliği, yani faiz farkını kapatmıyor. O yüzden yen birkaç günde geri düşüyor.
Deliği kapatmanın tek yolu var. Faizi artırmak.
Ama Japonya için faiz artırmak en korkulan şey. Çünkü bütün ekonomisi otuz yıldır o ucuz paranın üstüne kurulu. Yine de yen'i durduramayınca, sonunda o düğmeye basmak zorunda kalıyor.
İşte asıl sarsıntı orada başlıyor.
Japonya faizi artırdığı an, otuz yıllık ucuz para devri biter.
Japonya'dan bedavaya borçlanıp dünyaya yatıran bütün fonlar aynı anda kapıya yönelir. Borçlarını kapatmak için ellerindeki her şeyi satar. Altını, borsayı, kripto parayı, Amerikan tahvilini.
Hepsi aynı anda satışa çıkınca piyasalar düşer.
İşte piyasaların bugünkü düşüşü tam buradan besleniyor. Üstelik Japonya kendini kurtarmak için harcadığı o 73 milyar doları havadan bulmadı. O parayı, elindeki en değerli varlığı, Amerikan tahvillerini satarak buldu.
Şunu görmek lazım.
Japonya, dünyada en çok Amerikan tahvili tutan ülke. Yani Amerika'ya en çok borç veren ülke.
O ülke şimdi o tahvilleri satıyor. Amerika'ya yıllarca borç veren el, yavaş yavaş geri çekiliyor.
Şimdi geri çekilip büyük resmi görün.
Japonya ile Amerika aslında aynı ipin iki ucu.
Biri otuz yıldır ucuz parayı veren, diğeri o parayla ayakta duran.
Şimdi o ip geriliyor. Japonya ipi kendine doğru çekiyor. Ama ipin öbür ucu Amerika'nın beline bağlı.
Dünyanın en büyük alacaklısı, kendini kurtarmak için alacağını satmaya başladıysa, bu artık tek bir ülkenin meselesi değildir. Bütün sistemin ilk çatlağıdır.
Herkes düşüşe bakıp Amerika'yı konuşuyor.
Oysa o düğmeye kırk yıl önce, bir otel odasında basıldı.
Onu bugün geri çeken de Amerika değil, Japonya.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizi bilgilendireceğim.
Pep Guardiola on Japan's first-half performance against Brazil:
🗣️ “I don't know what Hajime Moriyasu has done with this Japanese team, but what I'm watching is extraordinary. People spent weeks talking about Brazil's stars, yet for forty-five minutes it's Japan who have looked like the real giants on this pitch.”
“Brazil have world-class players in every position. Alisson, Marquinhos, Gabriel, Casemiro, Bruno Guimarães, Vinícius Júnior... these are names that strike fear across world football. But today, Japan have completely ignored reputations and played with courage, intelligence and absolute belief.”
“Nakamura, Kamada, Sano and Doan have been fearless. Every attack looks dangerous, every press is coordinated, and every player is fighting as if this is the biggest moment of their lives. That mentality is worth more than any transfer fee.”
“What impresses me most is the discipline. Tomiyasu, Taniguchi and Ito have made Brazil's attack look ordinary. When you can silence players like Vinícius Júnior and Matheus Cunha on the biggest stage, you're doing something very special.”
“This is why football is the greatest sport in the world. Expensive squads don't win matches teams do. Right now Japan look hungrier, sharper and mentally stronger than Brazil.”
“If Brazil don't change something immediately, this could become one of the biggest World Cup shocks we've seen in years. Japan aren't just competing anymore... they're making Brazil suffer.”