Bir süredir Kocaeli’de firmalar Afgan, Pakistanlı ve İranlı personel alımı yapıyor
“Yıllardır sığınmacılar ucuz iş gücü olarak kullanılıyor” diyeceksiniz. Ancak burada durum farklı.
Bunlar sığınmacı değil; firmalar tarafından doğrudan getirilen, havaalanında karşılanan ithal iş gücü.
Yani mevcut sığınmacıların üzerine bir de ithal iş gücü göçü başladı.
Elbette bunun da bir sektörü oluştu: aracılar, komisyoncular ve ucuz iş gücü peşindeki sermaye sahipleri...
Peki bu düzenin bedelini kim ödüyor? Türk işçisi.
@zaferpartisi@umitozdag@AvEnderOuz1@zgrklz@ErtuganMusa@cezmi_polat@fatiheryilmaz0@AzmiKaramahmut@levenLsarikaya #ZaferPartisi
Recep Tayyip Erdoğan: (Öcalan’a özgürlük hk.)
“Ak Parti olarak bize soruyorsanız, böyle bir şey olamaz. Ama ana muhalefet hem Öcalan için hem de Selo için olabileceğini söylüyor.”
(Arşiv)
🔴 "İslam dünyası uyanıyor" diyen AKP'li Öznur Küçüker Sirene'nin bir Fransızla kilisede evlendiği öğrenildi.
Kendisini ifşa eden içerik üreticisi Distaste (@Gozaltina_31)'i ise engelledi.
Herkes YENİ PARTİ ne diyecek diye tartışıyor
Oysa 2023 seçimlerinde söylediklerinin tam tersini yapan iktidar asıl tartışılmalı. Çünkü o iktidar bugün yaptıklarının tam tersini söyleyerek oy alıp ülkeyi yönetiyor.
"Siz Yunanistan’ı yendiniz, İngiltere’yi değil! Bunu unutmayın!” dedi Lord Curzon, Lozan görüşmelerinde.
İsmet Paşa “Hayır” dedi. “Yalnız Yunan’ı yenmedik, güneyde müttefikiniz Fransızları yendik, onun silahlandırdığı Ermenileri yendik.
Müttefikiniz İtalyanları Anadolu’dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız Doğu Ermenilerini ve Pontus çetelerini yendik.
Sizin İstanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz Kuva-yı İnzibatiye’yi yendik.
En son olarak da maşanız Yunan ordusunu yenip denize döktük. Mondros’u yendik, Sevr’i yendik, Üçlü Antlaşma’yı yendik.
Bunların hepsinin arkasında siz vardınız; hepsinin ipleri, dümeni, düğmesi sizin elinizdeydi. Biz asıl sizi yendik!.."
Lozan kahramanlarına sevgi, rahmet ve minnetle...
Mekanları cennet olsun.
https://t.co/k7EozW7YpA
İYİ Partili Av. Eda Doruk Çivici:
- “Barış gelmesin mi?” diyenlere yasa metninin okumasını tavsiye ederim. Yasada barış falan yok.
- Peki komşunuzun bomba yapmayı bilen, gözünü kırpmadan bebek öldüren ve asla da pişman olmayan bir terörist olmasına razı mısınız?
Mehmet şimşek.
Savaş olmasaydı yıllık Enflasyonumuz % 20 civarında Olacaktı demişti
✔️Savaşan israil enflasyonu %1.9
✔️Savaşan ABD enflasyonu %3.8
✔️Savaşan Rusya Enflasyonu %5.6
✔️Savaşan Ukrayna Enflasyonu %8.2
➖Savaşmayıp şahlanan
Türkiye enflasyonu % 32
Meclisi mutat mesaisi dışında zoraki çalıştırarak, malum yasayı Sevr’in yıldönümü olan 10 Ağustos’a yetiştirme ısrarınızın kaynağı nedir?
Kime mesaj veriyorsunuz?
Siz bu milleti ölüm uykusuna yattı mı zannediyorsunuz?
"Bize şunu, bunu derler" veya "Bize filanca küser" diyerek siyaset yapılmaz !
Kılıçdaroğlu 13 yıllık genel başkanlığında aynen böyle yaptı. Sonuç ortada.
Yeni Parti ilkesel siyaset yapmalıdır.
Çerçeve yasaya HAYIR oyu vermelidir.
Cam tavanı kırın !
@yenipartiyiz
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Yeni Parti’nin çerçeve yasa tasarısına imza vermeyip, komisyonda onaylaması ve genel kurulda onaylayacağını işaret etmesi, “yeni” değil, eski CHP tarzıdır.
Bu “dengecilik” iktidarı ıskalar, yine muhalefete yapıştırır partiyi.
Tüm partilerin tabanında çerçeve yasa tasarısına ciddi itiraz varken, Yeni Parti’nin “yeni anasaya cephesine” kuyruk olması, yeni bir kitleyle buluşmasını da önler.
Konu Türkler açısından da Kürtler açısından da demokratikleşme konusu değildir, hatta tersine yeni anayasa ve sınırsız başkanlık amacı ile antidemokratikleşmenin konusudur.