Hoje eu li algo que dizia assim: 'Em um ambiente tóxico a pessoa mais sã é a que causa mais conflito porque ela não normaliza o absurdo, não aceita o desrespeito como rotina e nem se cala para manter uma falsa paz. No fim, o incômodo que ela causa não vem do erro, vem do fato de expor tudo o que os outros preferem fingir que não veem.'"
Başkalarının acısını çok derinden hissettiğinizde,
empati bir bağ olmaktan çıkıp iç içe geçmeye dönüşür.
Nerede onların duygusu bitiyor, nerede siz başlıyorsunuz ayırt etmek zorlaşır.
Bu noktada sorun duyarlılık değildir.
Sorun, acıya temas ederken kendinizi geri çekememektir.
Ve sınırlar unutulduğunda, yardım etmek değil;
kendinizi tüketmek başlar.
Gerçek şefkat, başkasının acısını taşımak değildir.
O acıya eşlik ederken
kendi yerinizi koruyabilmektir.
Vasat bir çevre içinde iseniz, sürekli sınava tabi olursunuz.
Haddini aşan,
Değersizleştirmeye çalışan,
Emek sömürgenleri ve daha fazlası.
Ve yine;
Vasat bir çevredeyseniz;
Bilginiz küçümsenir,
Kişiliğiniz ötelenir,
Sözü değil sesi güçlü olana yenilirsiniz..
Serhat Yabancı
Türk sinemasının en gerçekçi sosyolojik röntgenidir Kapıcılar Kralı.
Ünvanı, makamı veya konumu ne olursa olsun...
İnsanın kendi üstündeki hiyerarşiye değil, kendinden alt seviyede gördüğü insanla kurduğu iletişim tarzına şahit oluyoruz.
Asıl kültür ve üslup, sadece gücünün yettiği yerde değil, sorumluluk sahibi olduğun her alanda karşı tarafa ne kadar saygı duyduğunla ölçülür.
Çünkü bir insanın gerçek duruşu, elde ettiği imkanlarla ve yetkilerle diğer insanlara nasıl davrandığında saklıdır.
Evliliğinizde de arkadaşlıklarda da aşkta da azla yetinmeyin; çünkü hayat, sırf yürüsün diye yarım yamalak ilişkilere göz yumulmayacak kadar kısa ve kıymetlidir. Kalbinizi koyduğunuz her yerde anlaşılmayı, çabasız olmayan bir sevgiyi, hürmeti ve koşulsuz desteği talep etmek en doğal hakkınız. Yanınızdaki insanın varlığı size huzursuzluk değil ferahlık vermeli, sizi olduğunuz gibi kabul ederken daha iyi bir versiyonunuza dönüşmeniz için ilham olmalı. Buna da şükür diyerek katlandığınız her eksik ilgi, geçiştirilen her duygu ve bastırılan her beklenti zamanla ruhunuzu eksiltir. Bu yüzden size kendinizi değersiz hissettiren hiçbir masada oturmayın ve hakkı verilmiş bir bağın peşinden gitmekten asla vazgeçmeyin.
Hayatta başarının sırrının özgüven, rahatlık ve korkusuzluk olduğunu düşünüyorum. “Ne yaparsan yap, beni en ufak bir şekilde geri adım attıramazsın, manipülasyonu keser ve son sözü ben söylerim” mantığından söz ediyorum. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük iktidar verir.
Elinizden geleni yapmanıza rağmen bazı ilişkiler iyileşmez.
Anne baba da olsa herkes sizin iyiliğinizi istemez.
Her anne babanın iyi olduğu da hiçbir kitapta yazmaz.
Bizi dünyaya getirmiş olmaları onlardan koşulsuz sevgi, anlayış, şefkat ya da sağlıklı bir ilişki göreceğimiz anlamına gelmez. Bunu kabul etmek, sürekli onları suçlamak yerine kendini artık incitmemeye başlamaktır.
Hasta ya da düşkünken yakınlarından şefkat görememek herkesi acıtır ama çocukluğunda terk/ihmal/istismar edilmiş, küçük yaşta ebeveynleştirilmiş olanı daha çok acıtır.
Örüntü kavramını iyi öğrenin. Kişi, kendi örüntüsünün farkına varmaz, yüzleşmez, kabullenmez, suçluluk, pişmanlık veya utanç duymazsa milim kıpırdamaz, kesinlikle değişmez. Örüntü devam ediyorsa yapılacak en doğru şey kişiyi değiştirmek için çabalamak değil, oradan uzaklaşmaktır.