“Bu babamla ilgili son çağrım: Onu kurtarın!”
📣 Gazzeli kahraman Doktor Hussam Abu Safiya’nın oğlundan babası için SON çağrı!
▪️Babam artık nefes almakta zorlanıyor.
Konuşamıyor
.
▪️Yüzü, gördüğü işkence yüzünden tanınmaz halde.
▪️Ne acı ki, büyük bir yalnızlığa terk edildik.
İki milyardan fazla Müslümana, yirmi ikiden fazla Arap ve İslam ülkesine seslendik. Ama siz duymazdan geldiniz.
▪️Size bir kez daha yalvarıyor, çağrıda bulunuyor, yardım istiyoruz. Çok geç olmadan babamın hayatını kurtarın.
▪️Belki de bu, son yardım çığlığımız olacak. Belki bir daha babamdan haber alamayacağız.
Burası sizin babanızın at çiftliği değil… Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti… Siz halk plajından sırf kendi yobazlığınız yüzünden bir diğer vatandaşı kovamaz,hakaret edemez, ona bu şekilde saldıramazdınız…
Bu ne cüret ?
Özgürlük yürüşüne çıkanlar nasıl da gerçek yüzlerini kendi kendilerine ele veriyorlar…
Kendine Özgürlük olarak değiştiriyorum sizin sloganlarınızı..
Bu arada annemizin hanımefendiliği peki…
Vücudundaki bazı problemler…
sandığından daha basit şeylerle tetiklenebilir ya da rahatlayabilir ⚠️
Uçuk, kepek, dolaşım, mide yanması…
Her biri farklı sinyal verir.
Şehidimiz Celalettin Uyanık, Kur'an'ı Kerim okurken bir video kaydetmişti..
"Şehit olursam paylaşın" dedi.
Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'e saldırılan şu günlerde Şehidimizin vasiyetini yerine getirelim..🤲🏻🇹🇷
Biz bir savaş mı kaybettik? İşgal mi edildik? Parçalandık mı? Federasyon mu olduk? “Resmi dilimiz Türkçedir’ cümlesi Anayasamızdan çıkarıldı mı??? Sormanız gereken soru: kimin parmakları bu kuklaları oynatıyor??
Gözümüzün önünde bir halk yok ediliyor, tam 1000 gündür bu soykırıma şahitlik ediyoruz.
Taş taş üstünde kalmadı, her sokaktan feryatlar yükseliyor.
Sessiz kalan her vicdan bu zulme ortaktır.
İstanbul’da faaliyet gösteren ve çökertilen uluslararası dolandırıcılık şebekesine bakın!
İstanbul'un göbeğinde kocaman plaza ofisi tutmuşlar rahat rahat çalışıyorlar. Tipler ise her gün metroda gördüğümüz tipler!
KORKUNÇ İDDİA!
ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Tim Barnet
Genetiği ile oynanmış hastalık taşıyan milyarlarca keneyi tarım alanlarına gökyüzünden atıldığını ifşa etti.
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
( BİTKİ ÇAYI KARACİĞERE ZARAR VERMİŞ. YA PEKİ REÇETENİZ!)
Bitki Çayı İçince Zehir, Reçeteyle Yazılınca Bilim
Bir hasta bitkisel karışım içer, karaciğeri bozulur. O anda bazı meslektaşlarımızın içindeki toksikoloji profesörü uyanır:
“Gördünüz mü? Doğal olan masum değildir. Bitkiler öldürür. Aktarlar kapatılsın. Halk bilinçsiz.”
Haklı tarafı var. Bitkisel ürünler masum değildir. Doz, tür, kontaminasyon, ağır metal, mikotoksin, ilaç etkileşimi, yanlış bitki, yanlış hasta; hepsi önemlidir.
Ama aynı hassasiyet reçete kağıdına gelince nedense buharlaşır.
Bir çocuğa birkaç gün içinde antibiyotik, grip ilacı, sprey, antiseptik, iğne antibiyotik, steroid, antiviral, ateş düşürücü, NSAİİ ve nimesulid verilir. Sonra kusma, bilinç bozulması, nöbet, yoğun bakım, ağır ilaç yükü, GGT’nin binlere çıkması, safra yolu çamuru, kolanjit, karaciğer biyopsisinde süpüratif kolanjit…
Ama burada dil değişir.
Bitki içince: “Zehirlenmiş.”
İlaç alınca: “Kompleks klinik süreç.”
Bitki içince: “Kim verdi bunu?”
Reçete edilince: “Multifaktöriyel.”
Bitki içince: “Halk cahil.”
İlaç yazılınca: “Nadir yan etki.”
Oysa karaciğer molekülün nereden geldiğine bakmaz. Aktardan mı, eczaneden mi, kongre sunumundan mı, reçete kağıdından mı geldiğini bilmez. CYP sistemi ruhsat numarası okumaz. Mitokondri, prospektüs görünce saygı duruşuna geçmez. Safra kanalı, “doktor yazdıysa bana dokunmaz” demez.
Nimesulid bunun en öğretici örneklerinden biridir. Karaciğer güvenliği nedeniyle Avrupa’da ciddi biçimde kısıtlanmış, İrlanda’da sistemik ürünleri ciddi hepatik yan etkiler nedeniyle askıya alınmış, EMA belgelerinde karaciğer riski açıkça tartışılmıştır. EMA, kullanım süresinin en fazla 15 günle sınırlandırılması ve karaciğer hastalığında kullanılmaması gerektiğini vurgulamıştır. ([EMA](https://t.co/PDMKhvYQwL))
LiverTox, nimesulidin ABD’de bulunmadığını ve akut karaciğer hasarı, akut karaciğer yetmezliği, acil karaciğer nakli ve ölümle ilişkilendirildiğini yazar. ([LiverTox](https://t.co/uOOsqPAgwV))
Hindistan ise 2011’de 12 yaş altı çocuklarda nimesulidi yasaklarken gerekçeyi açık yazdı: çocuklarda kullanılmıyor, hepatotoksik kabul ediliyor ve çocuklar bu toksisiteye daha duyarlı. ([PIB India](https://t.co/TdjEAlfJAS))
Ama bizde hâlâ bazen reçeteye girer. Sonra da bitki çayı içen hastaya gösterilen öfkenin binde biri reçeteli hepatotoksisiteye gösterilmez.
Bu bilim değil.
Bu seçici öfke.
Bitkisel ürünleri sorgulayalım. Elbette sorgulayalım.
Kantaronu, yeşil çay ekstresini, zayıflama karışımlarını, ağır metal bulaşmış supplementleri masaya yatıralım.
Ama aynı masaya nimesulidi de koyalım.
Amoksisilin-klavulanatı da.
Valproatı da.
İzoniazidi de.
Terbinafini de.
Oral ketokonazolü de.
Ketamin ilişkili kolanjiyopatiyi de.
Üst üste yazılan ateş düşürücüleri, NSAİİ’leri, steroidleri, antibiyotikleri, antiviralleri de.
Çünkü mesele bitki-ilaç kavgası değil.
Mesele hastanın karaciğeri.
Mesele çocuğun beyni.
Mesele annenin “keşke” diye başlayan cümlesi.
Gerçek bilim şunu sorar:
Hangi molekül?
Hangi doz?
Hangi gün?
Hangi hastada?
Hangi enfeksiyon sırasında?
Hangi ilaçlarla birlikte?
Karaciğer değeri önce nasıldı?
GGT ne zaman yükseldi?
İlk kusma ne zaman oldu?
İlk bilinç değişikliği ne zaman başladı?
Steroid ne zaman yapıldı?
Nimesulid ne zaman verildi?
Parasetamol ve ibuprofen kaç doz alındı?
Antibiyotikler üst üste mi geldi?
Bu soruları bitkisel ürünlerde sorup reçeteli ilaçlarda sormuyorsak, orada toksikoloji değil, mesleki körlük vardır.
Karaciğer hasarında hiçbir molekül dokunulmaz değildir.
Doğal olan masum değildir.
Ama reçeteli olan da kutsal değildir.
Cihat Yaycı ’nın Gerçekleşen Suriye Öngörüsü
🇹🇷 “Entegrasyon, bütünleşme değildir. Entegrasyon; çay ile suyun yan yana getirilip birlikte ikram edilmesidir. Bütünleşme ise çay ile suyun birbirine karıştırılmasıdır” demiştik.
🇹🇷 “Entegrasyon masalının sonunun SDG’nin özerkliğinin tanınması olacağını söylemiştik. SDG, PKK’dır. Bunun, PKK/KCK’nın özerkliğinin tanınmasına dönüşeceğini ifade etmiştik ve bugün gelinen nokta budur. Mart ve 15 Nisan 2026 mutabakatlarıyla fiilen özerk bölge oluşturuldu. Böylece Türkiye sınırında iki özerk yapı ortaya çıktı. Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu Karakozak bölgesi de PKK’nın kontrolünde kaldı.”
🇹🇷 “PKK’nın karşımıza Suriye Ordusu olarak çıkacağını da önceden söylemiştik. SDG/PKK, tugay yapılanmasını ve komuta zincirini koruyacak, sadece üniformasını değiştirecek demiştik. Bugün karşımızda Suriye Ordusu şapkası giymiş teröristler bulunmaktadır.”
🇹🇷 “Suriye’de Hizbullah’a karşı kullanılacak güç de SDG/PKK olacaktır. Bunu Suriye Ordusu kimliği altında yapacaktır. Ayrıca petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 40’ı SDG/PKK’nın kontrolüne bırakılacaktır.”
🇹🇷 “Suriye Milli Savunma Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakan Yardımcısı ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı görevlerine, Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı teröristler getirildi. Buna rağmen kimse bunun farkında değil, kimse bunu konuşmuyor.”
🇹🇷 “Tarihte ilk kez PKK, Türkiye’nin hemen yanı başında fiilî bir yönetim alanına kavuştu. Bu yapı zamanla Irak’ın kuzeyindeki oluşum ve PJAK ile bütünleşecek, ardından Türkiye’nin içine sirayet etmeye çalışacaktır. ‘Büyük Kürdistan’ olarak pazarlanan proje gerçekte Büyük Siyonistan projesidir.”
🇹🇷 “PKK/KCK/SDG’nin Kürt kökenli vatandaşlarımızla da İslam ile de hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarları doğrultusunda hareket eden vekil yapılardır.”
🇹🇷 “Bu sürecin Suriye’den başlayacağını söylemiştik; nitekim öyle oldu. Bu yapı önce Hizbullah’a karşı, gerektiğinde ise Şam yönetimine karşı kullanılacaktır. Asıl amaç, İsrail’in bölgedeki nüfuz alanını genişletmektir. Karşımızda, sözde Kürt kimliği taşıyan; gerçekte ise siyonist stratejilere hizmet eden ve dış destekle yapılandırılmış bir örgüt bulunmaktadır.”
YAYININ TÜMÜ👇
https://t.co/AEyrEDydeO
🚨⚠️SE ESTÁN LLEVANDO A LOS NIÑOS que sobrevivieron en Venezuela que se han perdido o han perdido a sus padres.
Los pederastas y las mafias que secuestran niños se están aprovechando en medio de la catástrofe que atraviesa Venezuela, ya se han reportado casos de extraños que intentan llevarse a niños.
¡DENÚNCIALO! Graba video, foto, datos, no lo permitas! DENUNCIA LO MÁS QUE PUEDAS ESTOS M0VIMIENTOS DIÁB0LICOS.
CUIDEN PROFUNDAMENTE A LOS NIÑOS, SON NUESTRA POBLACIÓN MÁS VULNERABLE.
🇹🇷 Cihat Yaycı :
‼️ BU GÖRÜNTÜLER NORMAL DEĞİL, NORMALLEŞTİRİLEMEZ!
Bu görüntüler başka bir ülkede değil, binlerce şehidimizin kanıyla sulanmış aziz Türk vatanında dün çekildi.
Meydanlarda Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerince hüküm giymiş bir terör örgütü elebaşının posterleri taşınıyor; onun serbest bırakılması isteniyor. Bölücü semboller ve sözde “Kürdistan” paçavraları açılıyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okuyan sloganlar atılıyor.
Şimdi hep birlikte şu soruları sormak zorundayız:
Bu mudur hukuk devleti?
Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan bir terör örgütü elebaşının serbest bırakılmasını istemek nasıl sıradan bir siyasi talep olarak görülebilir?
Dünyanın hangi hukuk devletinde buna göz yumulur?
Amerika Birleşik Devletleri’nde, Fransa’da, Almanya’da veya başka bir hukuk devletinde; binlerce insanın ölümünden sorumlu bir terör örgütünün hüküm giymiş lideri için meydanlarda özgürlük gösterileri düzenlenmesine, posterlerinin taşınmasına ve propagandasının yapılmasına aynı müsamaha gösterilir miydi?
Mesela ABD’de, Usame bin Ladin için bırakın bu büyüklükte bir yürüyüşü, en küçük bir destek gösterisini dahi hayal edemezsiniz.
ABD, terör örgütlerine destek olarak değerlendirdiği faaliyetlere karşı yalnızca kendi ülkesinde değil, uluslararası alanda da son derece sert bir tutum sergilemektedir.
Peki Türkiye Cumhuriyeti’nde, mahkemelerce hüküm giymiş bir terör örgütü elebaşının serbest bırakılmasını isteyen gösterilerin sıradan bir siyasi faaliyet gibi sunulması nasıl izah edilebilir?
Bu, ifade özgürlüğü değildir.
Bu, demokratik hak kullanımı değildir.
Bu; kesinleşmiş mahkeme kararını tartışmaya açmak, terör örgütü elebaşını siyasi bir figür hâline getirmeye çalışmak ve hukuk devletinin temelini oluşturan yargı kararlarını fiilen tartışmalı hâle getirmektir.
Özgürlük; hukuku yok sayma özgürlüğü değildir.
Demokrasi; terörü meşrulaştırma zemini değildir.
Hiç kimse, binlerce şehidimizin canı pahasına korunan bu vatanda, terörü ve terör suçundan hüküm giymiş bir kişiyi sıradanlaştırma, kahramanlaştırma veya siyasal meşruiyet kazandırma hakkına sahip değildir.
En acı olan ise, bu görüntülerin zamanla kanıksatılmaya çalışılmasıdır.
Millet olarak buna alışmamız, bunu sıradan görmemiz isteniyor.
Asıl tehlike de budur.
Çünkü bir millet, terörü normal görmeye başladığı gün; sadece güvenliğini değil, hafızasını, adalet duygusunu ve devletine olan güvenini de kaybetmeye başlar.
Devletin görevi hukuku tavizsiz uygulamak, milletin görevi ise şehitlerinin hatırasına, devletine ve Cumhuriyetine sahip çıkmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti; binlerce şehidimizin emanetidir.
Bu devlet; terörün, bölücülüğün ve terör örgütü elebaşlarını meşrulaştırma girişimlerinin değil, hukukun, adaletin ve milli iradenin devletidir.
Sessiz kalmak, normalleştirmektir.
Normalleştirmek ise yarın ödenecek bedeli büyütmektir.
İsrail kahpeliğinin hapishanelerinde ölmeyi bekliyor Dr. Ebu Hüsam.
Beni hatırlayan var mı diye soruyor ?
Öyle acı ki..
Gazze sahipsiz bir mezar gibi kaldı,
İzzeti gömülmez
Onu da çalamayacaksınız..
Hussam Ebu Safieh, "İsrail'in rehineler için ölüm cezası" ile öldürülecek olan Filistinli doktorlardan biridir (diğer 95 doktor arasında).
Onu öldürmelerine izin verme.
Bunu yeniden yayınlayın.
@hasanayddin Kolluk güçleri bunları görmezden gelir ama normal vatandaşları uygulama ayağına taciz ederler, iki kişi bir köşede arabasında bira içse ya ceza keser yada kovalarlar. Ama bunlar her yerde açıkça asilik ederler hiç kimsenin sesi çıkmaz. Devlet gücünü sıradan vatandaşlara gösterir.
... İkindinin Düşündürtmeee Sorusu ..
11 Ülke Aynı Anda 16 Yaş Altı Sosyal Medya Yasası
Çıkarmışsa Halkına Sormamışsa
Halkının Ne Düşündüğü Önemsenmeden Hükümetlere
Bir Genelge Gönderilmiş Gibi Bu Ülkeler Bu Yasayı Kabul Ediyorsa
Yerel Halkların Özgür Olduğu Söylenebilirmi ?