İktidar tarafından CHP’ye atanan yönetimin düzenlediği rozet törenine ve ardından yaşananlara bakıyorum, bakıyorum, bir daha bakıyorum. Şaşkınlık içindeyim. Birgün muhabiri Ebru Çelik’in haberi her açıdan sağlam. Tartışılacak tarafı yok.
Gerçi siyasette parayla şakşakçı ilk kez tutulmuyor. Başka örnekleri de var. Ama butlan CHP’sinin bu haftasonu verdiği fotoğrafta tek sorun ajans marifetiyle salona getirilen figüranlar değil.
Ben sevgili Ercan Kesal’ın Nasipse Adayız filmini izlemeyi asansör sahnesinde bırakmıştım. CHP adına utanmıştım o sahneden. Bir başka partiden onlar adına utanır mı insan? Utandım, ne yalan söyleyeyim. Filme konu olan olayları Ercan Kesal’in kendisinden dinlerken de yine utanmıştım.
İşte bu hafta sonu yine aynı duyguyu yaşadım görüntüleri izlerken. Karmaşa, bağrış çağrış, olup bitenlere aldırış etmeden kesintisiz gülümseyen bir lider…
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
soL Haber'in X hesabı hakkında erişim engeli kararı verildi. Kurum, kararın kendilerine tebliğ edilmediğini belirtirken, "Geri adım atmadık, atmaya da niyetimiz yok" açıklaması yaptı.
https://t.co/nag59Qfgex
Cumhuriyetçileri, yurtseverleri, NATO’ya karşı ses yükseltmeye çağırıyoruz!
Savaşa, yıkıma ve emperyalist planlara karşı sahipsiz ve çaresiz olmadığımızı göstermek için buluşuyoruz!
İstanbulluları 27 Haziran’da 19.30’da Kadıköy Caferağa Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek “NATO onursuzluk ve ölümdür! Yaşasın Yaşam Bağımsızlık ve Sosyalizm” etkinliğine davet ediyoruz.
Emperyalizm Yenilmez Değildir, Sıra NATO’yu Kovmakta!
Bugün, ABD ve İsrail’in aylardır bölgede sürdürdüğü askeri operasyonlarla, suikastlerle ve ablukayla İran’a dayattığı savaşın sona erdiği, İran tarafından ilan edildi.
Savaşın ilk gününden itibaren dile getirdiğimiz gerçek, bugün bir kez daha görünür hale geldi: Askeri ve teknolojik üstünlüğüne, NATO ateş gücüne ve desteğine rağmen emperyalizmin yenilmez olmadığı bu savaşla bir kez daha kanıtlandı.
Dünyanın ve bölgemizin kaderinin yalnızca uluslararası güç odaklarının masalarında ya da işbirlikçi iktidarların siyasi hesaplarında şekillendirilemeyeceği görülmüş oldu.
Emperyalizme boyun eğmeyen İran halkına selam olsun!
Bölgedeki emperyalist varlığa, İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere ülkemizdeki üslere karşı durmaya ve NATO’yu kovana dek mücadeleye devam edeceğiz!
Bu vesileyle halkımızı bir kez daha, 5 Temmuz’da Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek NATO karşıtı mitingimize davet ediyoruz.
Sosyalizmin bayrağını mahalle mahalle, ilçe ilçe yükseltmeye devam ediyoruz.
Gaziosmanpaşa ilçe binamız, TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel'in katılımıyla bugün açıldı.
Semt evimize ulaşmak ve haberdar olmak için⬇️
📍Adres: Merkez Mahallesi, Salih Paşa Caddesi, No:54 Kat:3 Gaziosmanpaşa/İstanbul
☎️Telefon: 0551 221 5332
CHP’ye yargı müdahalesi kabul edilemez
İktidar CHP yönetimini değiştirdi!
Kimse “ama yargı kararı” demesin. İktidarın, seçme ve seçilme hakkını kısıtlama doğrultusundaki adımlarına, partilerin içişlerine doğrudan müdahale de eklenmiş oldu.
CHP’nin son üç yılda gerçekleşen kongre ve seçilen yönetimlerini “geçersiz” olarak ilan eden ve partiye Genel Başkan atayan siyasi iktidarın bunu hangi hesaplarla yaptığını biliyoruz. Bu kararın aylar önce alındığını, uygun bir anın kollandığını ve ayrıntılar üzerinde çalışıldığını da. İktidarın bu hamlesini değerlendirirken, CHP’nin iç meseleleri, yerel yönetimlerde yaşananlar, CHP’nin içine doldurulduktan sonra ama tehditle ama isteyerek iktidara sığınanlar hiçbir biçimde gündem edilmemelidir. Bunlar ayrı konulardır, ayrıca tartışılmalıdır. Şu an ise vurgulanması gereken bellidir: CHP’ye dönük “yargı” müdahalesi hiçbir biçimde kabul edilemez.
Siyasi partilerin iktidar tarafından dizayn edilmesi ne “yolsuzluklarla mücadele” gerekçesiyle meşrulaştırılabilir ne de partilerin iç işleyişlerinin bu konuda tanımlanmış kurumlar dışında mahkemeler marifetiyle denetlenmesi kabul edilebilir.
Her tarafı arızalı siyasi partiler ve seçim kanununun toptan tasfiyesi anlamına gelen bu hukuksuzluğu Türkiye Komünist Partisi hiçbir biçimde tanımamaktadır.
CHP yönetimi ile bu kararla parti yönetimine getirilenlerin bir uzlaşmayla süreci yönetip yönetmeyecekleri CHP’yi ilgilendirir. TKP açısından ise kritik olan, onca iç sorun ve hiziple boğuşan iktidar partisinin başka partileri yönetmeye kalkmasıdır. Bu kabul edilemez.
Devlet kurumlarından laiklik düşmanlarını söküp atacağız!
Kızılay Kayseri Şube Başkanı @caferbeydilli’nin paylaştığı video bir kez daha kamu kurumlarına çöreklenen yağmacı ve dinci gerici zihniyetle yüzleşmemizi sağladı.
Yapay zekanın zekasızlık örneği olarak da kullanılabileceğini bizlere gösteren, laiklik ve kadın düşmanı bu videonun depremde vatandaşa çadırı parayla satan @Kizilay’ın şube başkanı tarafından paylaşılmasına şaşırmıyoruz. Bu zihniyette daha pek çok kurumda pek çok “yetkili” olduğunu maalesef biliyor ve mücadeleyi bu karanlığı memleketten sökmek için yükseltiyoruz.
Çağrımızdır: Cafer Beydilli derhal istifa etmeli ve paylaşımı dolayısıyla yargılanmalıdır!
Patronların Ensesindeyiz Panista İşçileri Dayanışma Ağı kuruldu.
❗️ALIN TERİMİZİN GASPEDİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ! DORUK UN’DAN TÜM HAKLARIMIZI ALACAĞIZ
Bizler Panista işçileri olarak; ücretlerimiz, mesai ücretlerimiz, yıllık izin ücretlerimiz, kıdem tazminatlarımız ödenmeden yaklaşık 1 yıl önce işten çıkarıldık.
Doruk Un patronları ayak oyunlarıyla haklarımızın üzerine çökmeye çalışıyor. Şirketlerin adını değiştiriyor, firmaları kendi içerisinde devredilmiş/satılmış gösteriyor, hukuki olarak hakkımızı aramamızı engelliyorlar. Komşu fırın gidiyor, Panista geliyor, bu markaların bağlı olduğu firmaların içi boşaltılıyor. Göz göre göre işçilerin hakları gasp ediliyor.
Ayak oyunlarına karnımız tok. Yıllarca çalışıp, kazandığımız tek kuruşu patronların cebine bırakmaya niyetimiz de yok.
Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı’yla bir araya geldik. Kendi dayanışma ağımızı kurduk. Temsilcilerimizi belirledik.
🚩Şimdi mücadele zamanı! Haklarımızı alana kadar mücadele etmeye kararlıyız.
❗️Doruk Un patronlarını uyarıyoruz: haklarımız ödenene kadar ensenizdeyiz!
Panista şubeleri ve Doruk Un iştiraklerine ait tüm yerler mücadele alanımızdır.
Pazar günü saat 10:00’da Akatlar Panista Şubesi’nde hakkımızı aramak için buluşuyoruz.
Doruk Un patronlarını ayak oyunlarına son vermeye ve haklarımızı derhal ödemeye çağırıyoruz
📣Bir çağrımız da Doruk Un’un mağdur ettiği tüm emekçi kardeşlerimize: Gelin birlikte mücadele edelim.
Bize ulaşmak için👇
☎️0541 940 05 14
Yaptığımız paylaşımlar gerekçe gösterilerek Türkiye Komünist Gençliği X hesabımıza geçtiğimiz günlerde erişim engeli getirildi.
Gençlik örgütlerimiz 3. kez bu hukuksuz uygulama ile karşı karşıya kaldı ve bunun da son olmayacağını biliyoruz.
Bu tür uygulamalarla geri adım atacağımızı düşünenler çok yanılıyorlar. Attıkları her adımda karşılarına dikilmeye, din istismarcılarını, tarikat ve sermaye uşaklarını, cumhuriyet düşmanlarını teşhir etmeye devam edeceğiz!
Bu ülkenin çocukları, gençleri, kadınları, emekçileri bu karanlığa mahkum değil. Biz eşit ve özgür bir ülke için, sosyalizm için mücadele ediyoruz ve memleketin dört bir yanında bu mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz!
Sizleri de yeni X hesabımıza destek verip takip etmeye davet ediyoruz.
Takip et: @TKGSosyal
Şişlili kadınlar olarak sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi tartışmak için bir aradaydık. Katılan, katılmak isteyip de çeşitli nedenlerle aramızda olamayan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz.
Şişli HTM olarak kamusal alanı talep etmeye, dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.
TKP 1 Mayıs için çağırıyor
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, dört ayrı merkezde miting düzenlemeye karar vermiştir. İşçi sınıfının kapitalist sömürü ve emperyalist barbarlık karşısında devrimci ve cumhuriyetçi bir meydan okuyuşun öncü gücü haline gelmesi bugünün ertelenemez temel görevidir.
1 Mayıs emekçi halkın bu görev doğrultusunda irade gösterdiği, enerji ve umut çoğalttığı, örgütlendiği bir gün olmadığı sürece anlamsızlaşmaya mahkumdur.
Ne yazık ki, Türkiye’de 1 Mayıslar anlamsızlaşma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Sendika konfederasyonlarının uzun yıllar boyunca 1 Mayısların kutlanması için gösterdiği çabayı yok saymak, hükümetlerin baskısı karşısında gösterdikleri kararlılığa karşı haksızlık yapmak niyetinde değiliz. Ancak bu emek ve mücadeleye gölge düşüren tutum ve davranışlar da yıllar içinde ne yazık ki kalıcılaştı ve 1 Mayıslarda belirleyici olması gereken işçi sınıfının bağımsız ideolojik ve siyasal kimliği iyice silikleşti.
Konfederasyon ya da bağlı sendika yönetimlerinin siyasal tercihlerine kimse karışamaz. Ancak birleşik ve kapsayıcı bir 1 Mayıs düzenlemek doğrultusunda irade ortaya koyanların 1 Mayıs’ın evrensel ilkelerine uygun bir içerik hazırlamaları ve katılımcı örgütlere eşit mesafede durmaları gerekmektedir. Bütün çağrılarımıza, açıklamalarımıza, görüşmelerimize rağmen 1 Mayıslarda CHP ve bazen de DEM’li siyasetçilere konuşmacı olarak yer açılması, bazı kentlerde miting düzenleyicilerinin CHP seçim otobüslerini kürsü ve propaganda aracı olarak kullanması basit bir özensizliğin ürünü değil, Türkiye’de sendikal hareketin içine düştüğü durumla ilgilidir. Türkiye Komünist Partisi’nin CHP’nin 1 Mayıslara katılımından rahatsızlık duymadığı herhalde açık olmalıdır. Tersine, partimiz CHP’nin 1 Mayıslara daha büyük bir kitle ile katılmasını arzu etmektedir. Ancak TKP büyük bir ciddiyet, kararlılık ve yüksek katılımla parçası olduğu işçi sınıfının mücadele gününde, hangi gerekçeyle olursa olsun, kapitalist sömürü düzeni ve emperyalizmle sorunu olmayan siyasetçileri dinlemek ya da onların sahne şovlarını izlemek zorunda değildir. 1 Mayısların düzen partilerinin işçi sınıfının çıkarlarıyla ilgisi olmayan gündemlerine bağımlı hale getirilmesinin bir diğer sonucu Taksim Meydanı ile 1 Mayıs arasındaki tarihsel ilişkinin değer yitirmesidir. Taksim, Türkiye’de 1 Mayıs’ın ilk kez kitlesel ve merkezi olarak kutlandığı alandır. Bu alanda yüz binlerce emekçi toplanmış işçi sınıfının taleplerini dile getirmiş, halaylarla, türkülerle umut tazelemiştir. Diyarbakır'dan, Çukurova’dan, Trabzon’dan, İzmir ve Ankara’dan saatlerce yolculuğu göze alarak toplanan işçilerin oluşturduğu güçlü irade bir yıl sonra burjuvazinin kalleşçe provokasyonu ile kana bulanmış ve işçiler bu katliama 1978’de daha büyük bir kararlılıkla ve birleşik bir 1 Mayıs için Taksim’e akın ederek yanıt vermiştir. Bunun ardından gelen yasaklama ve baskı dönemlerinde Taksim doğal olarak bir mücadele alanına dönüşmüştür. Partimiz yıllar boyunca Taksim’in 1 Mayıs Alanı olarak işçi sınıfına açılması için sürdürülen mücadelenin parçası olurken, birkaç kez iktidarların yasakçı tutumunun örgütlü bir iradeyle delinebileceğini göstermiştir.
Öte yandan 1 Mayıs’ın bir alan inatlaşmasına indirgenmesi, tam da iktidarların istediği bir olgudur. 1 Mayıs, işçi sınıfının enerji topladığı, çoğaldığı, kendine güven tazelediği ve toplumun diğer kesimlerinin işçi sınıfı gerçeğini bir kez daha gördüğü bir gün olmak durumundadır. Taksim gündeminin bağlamından kopması, giderek kimi popüler kişilerin “görüntü verme” işlemine dönüşmesi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma ruhunu güçlendirmemektedir. Her yıl ortaya atılan ve sonrasında hakkı verilmeyen “Taksim kararlılığı” bir noktadan sonra inandırıcılığını yitirmekte, daha da önemlisi başka alanlarda düzenlenen eylem ve etkinlikleri peşinen değersizleştirmektedir. Taksim Meydanı’nın işçi sınıfına açılması konusunda iktidar üzerinde kurulacak sistematik baskı kadar, işçi sınıfının bu talebin karşısında durulamayacak bir siyasal ve toplumsal ağırlık kazanması da önem taşımaktadır. Taksim Meydanı, 1970’lerde, İstanbul’un değil, Türkiye’nin 1 Mayıs Alanı’ydı. Bugün bu yaklaşımın terk edilmesi, “teknik” zorluklarla değil siyasal ve ideolojik gerilemeyle açıklanmalıdır. Bu anlamda, 1 Mayıslarda önceliğimiz işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden birleşik ve bağımsız bir kuvvetin vücut bulmasını sağlamak olmalıdır. Taksim’in bir daha sermaye tarafından işçi sınıfına kapatılamayacak bir biçimde yeniden kazanılması da ancak bu çabanın sonucu olarak mümkün olacaktır. Böylesi bir birlik ise, protokol açıklamalarla, “biz Taksim’deyiz, herkese çağrımızdır” diye ilan edip 1 Mayıs’a kısa bir süre kala başka bir alanı miting adresi olarak göstererek sağlanamaz. 1 Mayıslar işçi sınıfın sözünün ve eyleminin sömürücü sınıflar dışında bütün topluma umut verdiği bir gün olmalıdır. TKP’nin bütün çabası bu yöndedir. Partimizin önümüzdeki yıllarda işçi sınıfının örgütlenmesine, siyasal ve toplumsal gücüne katkı koyacak, düzen partilerinin gölgesinden kurtulmuş ve alınan kararların arkasında durulacak birleşik ve kapsayıcı 1 Mayıslar için elinden gelen katkıyı koymanın yollarını arayacağından kuşku duyulmamalıdır.
2026’da ise TKP, Türkiye’nin devrimci, yurtsever, cumhuriyetçi birikiminin ve en önemlisi işçi sınıfının öncü kesimlerinin 1 Mayıslarda boynunun bükük durmaması, tersine 1 Mayıs’ın hemen ertesinde daha büyük bir umut ve kararlılıkla mücadeleye devam etmesi için sorumluluk almaktadır. Benzer kaygı ve yaklaşımlarla hareket eden siyasi ve sendikal yapıları bu sorumluluğu paylaşmaya, dört merkezde düzenlenecek 1 Mayıslara aktif bir biçimde katılmaya çağırıyoruz.
📍TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan: Burada toplandık. NATO’ya karşı bir irade ortaya koyduk. NATO zirvesi yapılana kadar her gün yeni insanlarla görüşelim. Ankara NATO’ya karşı mücadeleye önderlik etmek zorunda.
@AnkaraTkp
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği hakkında başlatılan soruşturma kapsamında, Dernek Başkanımız Avukat Müjde Tozbey İstanbul Bakırköy adliyesinde savcılığa ifade verdi.
İfade işlemlerinin ardından adliye önünde bir açıklama yapan Tozbey, derneğin yürüttüğü haklı mücadelenin hedef alındığını belirtti.
"Biliyorsunuz, bir süre önce müvekkillerimiz Fatma Nur ve Hifa’yı kaybettik. Cenazelerinde ve sonraki süreçte hem ölümlerinin üzerindeki şüphenin aydınlatılması için hem de yaşadıkları dönemde neden gerekli tedbirlerin alınmadığına dair açıklamalarda bulunmuştuk. Çünkü Fatma Nur ve Hifa yaşarken sadece sosyal çevrelerinden dışlanmadılar. Aynı zamanda gerekli kurumlardan eğitim ve sağlık alanlarında yeterli desteği alamadılar. İlgili bakanlıklar tarafından Hifa için sağlık tedbiri uygulanmadı ve biz uygulanması için mücadele ettik.
Diğer taraftan Adalet Bakanlığı'na defalarca seslendik. Fatma Nur kocası tarafından tecavüze uğradı, Hifa babası tarafından cinsel olarak istismar edildi. "Baba tutuklanmalı, yargılama bağımsız ve objektif yürütülmeli" dedik. Aynı zamanda cinsel istismar mağduru Hifa’nın gerekli sağlık desteğini alması gerektiğini her defasında belirttik. Ama maalesef Fatma Nur ve Hifa'nın şüpheli ölümleriyle karşılaştık.
Bugün Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatları olarak müvekkillerimizin ölümünün acısını yaşarken bir taraftan da bizler hakkında soruşturma başlatıldığını öğrendik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hakkımızda suç duyurusunda bulunulmuş. Bakanlığın Hifa ve Fatma Nur için yaptıklarından değil, yapmadıklarından bahsetmişiz ve halkı kin ve düşmanlığa itmişiz. Bakanlık öyle söylüyor suç duyurusunda. Peki gerçekten halkı kin ve düşmanlığa mı ittik? Ortada iki ölüm, iki can var. Çocuk ve kadın öldürüldü veya öldü.
Biz avukatları olarak Fatma Nur'un ve Hifa'nın acısını yaşarken, bu şüpheli ölümün aydınlatılması gerekirken, istismarcı ve tecavüzcü babanın cezaevine atılması gerekirken; bugün Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak bizler yargılanıyoruz.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nin başkanı olarak savcılığa ifade verdim. Bize sordukları soru şuydu: Hifa ölmeden önce sağlık tedbirinin uygulanmasını engellediniz mi? Hifa ölmek üzereyken, çok ağır sağlık sorunları varken neden engellediniz?
Düşünebiliyor musunuz? Hifa'yı cinsel olarak istismar eden babaya bu sorular sorulmuyor. Hifa'yı cinsel olarak istismar eden baba bugün sokaklarda elini kolunu sallayarak özgürce dolaşabiliyor. Ancak derneğimiz her açıdan destek sunduğu, Hifa ve Fatma Nur’un yanında olduğu için hakkımızda soruşturma başlatıldı ve bugün ifade vermek için geldik.
Tabii ki şunu söylüyoruz: Türkiye Cumhuriyeti'nde biz nasıl ki cumhuriyeti ve laikliği savunmaya devam edeceksek, aynı zamanda her zaman kadının ve çocuğun yanında olacağız. İstediğiniz kadar bizi şikayet edin. İstediğiniz kadar savcılıklarda hakkımızda soruşturmalar başlatın, davalar açın. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bizim hakkımızda yapacağınız hiçbir şikayet tarihe yazılmayacak. Ama bugün bizim dik duruşumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine yazılacak ve asla unutulmayacak. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Fatma Nur ve Hifa'nın yanında olduğu için asla unutulmayacak. Ama Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak unutulacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde asla isminiz yer almayacak. Bizler her zaman kendimizle gurur duyacağız. Peki ya sizler?"
Artık dinlemek için değil, anlatmak ve çözüm üretmek için bir araya geliyoruz. Şişlili tüm kadınlar davetlidir.
Şişli'de Kadın Olmak
📍 Merkez Mah. Harzemşah Sk. No:20/A Şişli
🗓️ 11 Nisan
🕒 15.00
Bu akşam #KomünistBakış'ta:
📌Erdoğan bir kez daha kazanır mı?
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın gündeme ilişkin Nevzat Evrim Önal'ın sorularını yanıtlayacağı programı takip etmek ve bildirim almak için @soLTVkanal'a abone olabilirsiniz.