55milyon oy kullanan seçmenden yaklaşık 1milyon250bin kadarımız Atatürk Türkiyesi istemiş
Kendi ülkemizde azınlığın azınlığı kalmışız
Anadolu toprağında Türk kalmamış
Atatürk ise sadece susmuş sessiz kalan dillerde gönüllerde..
Anlaşılan bu millet başka Atatürk istemiyor.
Yazık..
Irmak öğretmenimizi tokatlayarak ölümüme sebep olan bu diplomasız ahlaksız kadın tutuklanana kadar paylaşmaya devam edeceğim
ASİL TÜRK MİLLETİ
UNUTMA
UNUTTURMA
Hak ettiğin cezayı alana kadar unutturmayacağız..
#melahati̇leritutuklansın#irmaköğretmeniçinadalet
Son dönemde bazı belediye başkanlarının seçildikleri partilerden istifa ederek AK Parti saflarına katıldıklarını görüyoruz.
Bu gelişmeler, Türk demokrasisi ve seçmen iradesi açısından çok ciddi ve çok yıpratıcı bir süreçtir.
Belediye başkanları, görevlerine yalnızca kendi şahsi kimlikleriyle değil; seçmenlere verdikleri sözler, temsil ettikleri siyasi program ve mensubu oldukları partilerin desteğiyle gelmektedir.
Türk milletinin vermediği belediye başkanlıklarını, düşman ceza hukuku ile almak ise siyasi bir gücün değil, siyasi bir etik yoksulluğunun göstergesidir.
Bu istifalar ve katılımlarda rol alanlar; çocuklarına ve torunlarına miras olarak bir övünç değil, bir utanç bırakacaklardır.
Seçim döneminde bir siyasi partinin politikalarını savunarak vatandaşlardan oy isteyenlerin, seçim sonrasında farklı bir siyasi çizgiye geçmeleri etik açıdan tartışmalıdır.
Seçmen, sandıkta tercih yaparken yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda bir siyasi anlayışa ve programa da oy vermektedir. Bu nedenle, seçim sonrasında gerçekleşen parti değişiklikleri seçmen iradesinin zedelenmesine yol açmaktadır.
Demokratik siyasetin temelinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve seçmene sadakat bulunmaktadır. Eğer bir belediye başkanı seçildiği siyasi görüşü artık temsil etmediğini düşünüyorsa, en doğru ve demokratik yöntem milletin hakemliğine yeniden başvurmak, yani seçim sürecini işletmektir.
Siyasi ahlakın korunması, demokratik kurumların sağlıklı işlemesi için vazgeçilmezdir.
Bu vesileyle, seçmen iradesine saygının ve siyasi etik ilkelerinin tüm siyasi aktörler tarafından gözetilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Parti değiştiren belediye başkanlarını istifaya zorlayanlar ve saflarına katılmaya ikna edenler bu süreçten güçlenerek değil, halk iradesine saygı duymadıklarından dolayı zayıflayarak çıkacaklardır.
Zafer Partisi olarak devlet ve demokrasi için mücadelemiz kararlılıkla ve kesintisiz olarak devam edecektir.
Türkiye’nin çok acil olarak Devr-I Sabık yaratmaya, nereden buldun yasasını çıkarmaya ve devletten, milletten, her birimizden çalınan her kuruşu Hazineye geri kazandırmaya ihtiyacı var.
Bu nedenle büyük Türk milletinin amasız ve fakatsız birleşerek en erken genel seçimi büyük farkla kazanmaya ve tekrar parlamenter demokrasiye, kuvvetler ayrılığına ve hukukun üstünlüğüne yani Atatürk Türkiyesi’ne geri dönmeye ihtiyacı var.
Ardahan Üniversitesi mezuniyet töreninde bir kaç APOCU öğrencinin Am*dspor pankartı tören sırasında kaldırıldı.
Apocular bulundukları yerin huzurunu bozar, bulundukları yeri karıştırır!
Apocuların eğitim hakkı elinden alınmalıdır!
Ümit Özdağ'a Şeyh Said’in hatırasına hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada hapis cezası verildi. Verilen hapis cezası para cezasına çevrildi...
Şeyh Sait cumhuriyete karşı ayaklanmış, isyanıyla bize Musul-Kerkük'ü kaybettirmiş, çağının FETÖ'sü bir vatan hainidir!
🛑NEDEN MECLİS'TEKİ PARTİLER ERDOĞAN'IN SAHTE DİPLOMA KONUSUNDA SESSİZ?
Çünkü gerçek ortaya çıkarsa:
❗AKP dönemi TÜM SEÇİMLER GEÇERSİZ SAYILIR! ❌
❗VEKİLLİKLER DÜŞER, MAAŞLAR GERİ ÖDENİR! 💸
❗BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) TÜM KAZANIMLARINI KAYBEDER! 🌍
ERDOĞAN’IN DİPLOMASI SAHTE Mİ? ADIM ADIM DELİLLER!
Bir vatandaşın videosu, Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasının neden sahte olduğunu hukuki ve kronolojik delillerle adım adım ortaya koyuyor:
1. Marmara Üniversitesi 30 Mart 1983’te kuruldu. 1981 Şubat’ta “mezun” olduğu iddia edilen belge nasıl düzenlenebilir?
2. Sunulan diplomada iki imza var: Dekan + Rektör. Oysa o dönemde diploma tek imza ile (yükseköğretim kurumu müdürü) düzenlenirdi. Dekan ve rektörün yetkisi yoktu → belge resmen sahte.
3. Diploma numarası uyuşmuyor: 8081 mezun listesinde 8345 numara ile listelenmiş.
4. Geçici mezuniyet belgesinde tarih (gün/ay/yıl), ıslak imza ve fotoğraf eksik. Belgede “fotoğrafı yukarıda onaylanmış bulunan” yazıyor ama fotoğraf yok!
5. 2 Haziran 1979 tarihli 147 sayılı Kanun’a aykırı. Kurumlar üniversite statüsüne geçmeden diploma verilemez.
6. Transkript ve öğrenci kayıtları yok. YSK mahkeme kararıyla üniversite sicilinden istemeliydi.
7. Orijinal diplomada pul, mühür ve “incelendi” notu bulunur. Sahte belgede bunların hiçbiri yok.
Sonuç:
YSK bu sahte belgeleri kabul ederek TCK 204. madde gereği resmi belge sahteciliği suçuna ortak oldu (2-5 yıl hapis).
Anayasa md. 6 ve md. 101 ihlali: Yüksek öğrenim şartı kanıtlanamıyor. Bu belgelerle üçüncü kez adaylık da suçtur.
Bu sahtecilikle nasıl “Cumhurbaşkanı” olundu?
Hukuk devleti nerede?
#ErdoğanDiploması #SahteDiploma #YSKSuçOrtağı #TCK204 #Anayasa101 #HukukDevleti #AdaletArayışı #HalkMeclisi
Bizim görünmeyen çocuklar ne yaptı?
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen DRONEDEF’de bizim görünmeyen çocukların kurduğu sistem sahada test edildi.
Senaryo gereği askeri üsse sızmaya çalışan bir test dronu radarla tespit edildikten saniyeler sonra İHTAR ile sersemletildi; ardından GÖKBERK Lazer Silahı ve EJDERHA elektromanyetik sistemiyle tam isabetle havada imha edildi.
Bizim görünmeyen çocuklar, hem av hem de avcı olarak sahada Türkiye’yi dünyanın lider ülkelerinden birisi haline getiriyorlar.
Bu genç mühendislerimizin adlarına formalar yapılmıyor ama onların başardıklarıyla Türkiye milyon değil milyar dolarlık sözleşmelere imza atıyor.
Bizim görünmeyen çocuklar işlerini iyi yaptıkları için biz güvenlik endişeleri taşımadan siyaset ya da futbol konuşabiliyoruz.
Bugünün dünyasında bu büyük bir lüks aslında...
-Özay Şendir/Milliyet
Türkiye'nin 50.5 dereceyi görmesi sadece bir rekor değil, biyolojik bir kırılma noktası.
Bilimsel olarak bu sıcaklıklar toprağın içindeki tüm organik mikroorganizmaları öldürerek toprağı resmen "ölü kum" haline getiriyor.
İşin asıl şüphe uyandıran kısmı şu: Anadolu’nun yerli ve milli tohumlarını bu aşırı suni sıcak dalgalarıyla kurutup, bizi laboratuvarda üretilen ve "50 derece sıcağa dayanıklı" denilen küresel şirketlerin patentli GDO'lu tohumlarına mahkum edecekler.
Tarımı tamamen teslim alma operasyonu bu, sıcaklık sadece bir kılıf!
Suudi Arabistan şirketlerine;
Bedelsiz arazi tahsisli,
KDV - ÖTV vesaire vergi muafiyetli,
30 yıl dolar bazlı enerji alım garantili,
Uluslararası tahkim imtiyazıyla,
Yerli firmaların rekabetine kapalı,
Kapitülasyon anlaşması..
Üstelik te pusula sahtekarlığıyla!
Buyrun izleyin 👇🏽
10 gün oldu..
Ben bu ifadeyi unutamadım...
Türkiye'yi kaplayan bu sessizlikten utanç duymaya devam ediyorum...
Sessiz kalmayacağım... Siz de kalmayın
Akp'nin ananıza, bacınıza, yol arkadaşlarınıza yaptığı zulmü asla unutmayın...
📌Türk Tanrısı Odin'in evlatları, vatanına, bayrağına, Milletine, köklerine bağlı Şerefli ve Namuslu bir mücadele veriyor ve hakettiği şekilde emeklerinin karşılığını alıp bir üst tura yükselme sevincini vatandaşları ile paylaşıp birlikte tarihi ritüellerini (row) canlandırıyorlar.
Görünen o ki Dünya Kupasında yoluna devam eden Türk Soylu tek takım Norveç olacak.
Villa ve prim karşılığı değil milli forma için, reklam filmi çekmek için değil vatanları için mücadele eden Turan kökenli Bozkurt Odin'in evlatlarını destekliyorum...
#FIFAWordlCup #FifaDünyaKupası #NORvSEN #NORSEN #Norveç
KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
Sivas'ta 50 TL'ye lahmacun sattığı için şikayet edilen işletmede yapılan denetimlerde uygunsuzluk bulunamadı:
"Meslektaşlarımın şikayet ettiğini düşünüyorum. Ben bu şekilde para kazanıyorsam onlar nasıl para kazanıyor bilmiyorum."
Nerede okuduğu belli olmayan , nasıl öğretmen ve nasıl müdür olduğu şüpheli olan, uyguladığı mobbing, baskı, hatta tokat atmaya kadar varan eylemleriyle densizleşen sözde okul müdürünün, babası intihar eden kızın ailesine söylediği söze bakın:
"Kızınıza sahip çıksaydınız!"
Arkadaşlar, bu kadını sürekli ifşa edelim, gündemden düşürmeyelim!