Türk halkının proteine erişiminin kasıtlı olarak imkansızlaştırıldığı bir süreçteyiz. Çünkü et yemeyen, beslenmesi kontrol altına alınmış bir toplumu yönetmek, çok daha kolaydır
Bu bir "beslenme krizi" değil, tam kapsamlı bir "sosyal uysallaştırma" operasyonudur. Protein kaynaklarına erişimi kesilen, biyolojik olarak zayıflatılan kitleler,algı yönetimine ve dayatılan zorlamalara daha açık hale getirilir. Peki bu iş nasıl başladı?
1950 - 1980:İlk operasyon algı yönetimiyle başladı. Anadolu’nun doğal mirası küçükbaş hayvancılık, "koyun eti kokar" propagandasıyla itibarsızlaştırıldı. Amaç; coğrafyanın ucuz proteinini devreden çıkarıp, endüstriyel sığır odaklı bağımlı bir sisteme geçmekti.
1980 - 2000'lerin Başı: İthal ırk tuzağı devreye girdi. Yerli genetik ırklarımız tasfiye edildi. Yüksek verim vaadiyle getirilen yabancı ırklar; ithal yem ve ilaç bağımlılığıyla yerli besiciyi çökertti. Yerli üretici bittiğinde, sofralara hükmetmek çok daha kolaylaştı.
2006:Operasyonun yasal sacayağı atıldı. AB uyum süreçleri bahane edilerek domuz eti "kasaplık et" statüsüne alındı. Hemen ardından
2005-2008 yıllarında Kuş Gribi ile milyonlarca yerli tavuk itlaf edildi; halkın kendi proteinini üretme yetisi bitirildi.
2010 ve Sonrası:"Fiyatları düşüreceğiz" vaadiyle ithalat kapıları açıldı. Yerli besici ahırını kapatırken, Türkiye etin dünyada en pahalı tüketildiği ülkelerden biri haline geldi. Et, lüks bir tüketim maddesi yapılarak halkın gıda egemenliği elinden alındı.
2020 ve Günümüz: Covid, dolar kuru ve İklim krizini bahane ederek geleneksel hayvancılık baskılandı. Batırılan üreticilerin yerini büyük firmalar aldı. Laboratuvar eti ve böcek unu, "geleceğin gıdası" etiketiyle halkın gözü boyanıyor. Amaç biyolojik olarak haram ve pis ve sentetik gıdalarla halkın fıtratını bozmak.
Unutmayın gıdasını kontrol eden, toprağını ve toplumunu kontrol eder. DemirPusula olarak uyarıyorum
Kendi etinizi üretemezseniz, beslenme geleceğinizi başkalarının elinde olursa, otta yedirir, böcekte yerdirir, plastikte yerdirirler. Hemde kendi isteğinizle . Temiz, helal olmayan gıda hele et yemeyen toplum köle olmaya mahkumdur @DemirPusula
Her türlü pislik serbest ama yerli tohum üretip satmak yasak…
Bugün bir çiftçiye fide sattığı için 350 bin TL ceza kesildi. Bu kaçıncı paylaşımım artık bilmiyorum.
Yerli tohumu yasaklayıp, Rockefellerin GDO'lu tohumlarını bu müslüman topluma dayatıyorlar.
Hemde Türkiye'deki tohum bankalarının yönetimini Pagan, Pedofili Sapık Rockefeller ailesinin bir kuruluşu olan CGİAR kuruluşuna vererek yapıyorlar. (Araştırın)
Toprağa üretim için emek veren insanlar cezalandırılırken, halkın sağlığını ve geleceğini tehdit eden nice düzen göz ardı ediliyor.
Üreten değil, bağımlı hale gelen toplum isteniyor.
Halkın yaşam refahına uygulanacak her yasak, bir sonraki yasağı meşrulaştırmak içindir.
Bugün fideye, yarın üretime, sonra sofranıza ve hayatınıza müdahale edilir.
Özgürlükler bir anda değil, adım adım elinizden alınır.
5G gerçekleri. "Oksijen azalır. nefes alamazsınız." Bu sözleri söyleyen bir bilim insanı; Prof. Dr. Selim Şeker.. Teknik açıklamalar yapıyor 5G ile ilgili ve hepsi çok korkutucu; https://t.co/auVdtsCXVb Kim koruyacak bizi? Birlik olmamız şart. Direnelim.
Un vídeo viral destapa la farsa de la OMS: mientras médicos italianos del Piamonte aparecen cubiertos en trajes de protección especial, guantes azules y visores como si estuvieran en Chernóbil, un tipo de civil en camiseta negra permanece sentado con los brazos cruzados, sin mascarilla, sin EPI y sin la menor preocupación, justo al lado de la “crisis” que según la tele local tenía “casi finitos los puestos en terapia intensiva”, desatando una oleada de memes contra la OMS y sus nuevos intentos de imponer un miedo colectivo que ya la gran mayoría ignora.
¡Se les cayó el montaje!😅
Atlanta'da hantavirüs hastasının hastane'ye acil sevk görüntülerinde birşeyler dikkatinizi çekti mi?
2 kişide maske bile yok,virüsü taşıyan adam kadraja girene kadar tekerlekli sandalyeye bile oturmuyor,
Tiyatro acemice oynanıyor...
Nafiz Deniz Seçer #Ağaçadam
ile tanışın:
Bazı insanlar vardır; doğayı sadece izlemekle kalmaz, onunla bir bağ kurar, sorumluluk hisseder. Nafiz Deniz Seçer de bu isimlerden biri.
13 yıldır Türkiye’nin dört bir yanında, çoğu insanın “boş” gördüğü arazilere fidan diken, toprağı yeşertmeyi bir gönüllülük değil adeta bir yaşam biçimi haline getirmiş birinden bahsediyoruz. İstanbul’da kurumsal bir işte denetmen olarak çalışmasına rağmen, boş zamanlarını ekran başında değil, dağda, bayırda, yangın alanlarında geçiriyor. Bu tercih bile başlı başına bir duruş.
OGM gönüllüsü olarak eğitim almış, yangın söndürme çalışmalarına katılmış, belgesellere konu olmuş biri… Ama en önemlisi, bunu bir “proje” gibi değil, bir “borç ödeme bilinci” gibi görmesi. Kendisi de zaten bunu açıkça söylüyor: “Doğaya borcumuz var.”
Bugün geldiği noktada ise hedefi büyük: 1 milyon zeytin ağacı. İnternet üzerinden sahiplenilen fidanların, ihtiyaç sahibi çiftçilerin arazilerine dikilmesiyle yürüyen bir sistem kurmuş. Her ağacın yeri belli, kaydı belli, protokolü var. Yani iş sadece dikmek değil; takip edilen, sürdürülebilir bir yapı kurmaya çalışıyor.
Bunu sadece bir ağaçlandırma faaliyeti olarak görmek eksik olur. Aynı zamanda kırsal üretimi, kadın emeğini, tarımı ve yerel ekonomiyi de içine alan bir modelden söz ediyoruz. Zeytin ağacı üzerinden bir yaşam alanı kurma fikri var.
Bir diğer dikkat çekici yönü ise yangınlara bakışı. Uzaktan izlenen felaketlerin, içeriden görüldüğünde ne kadar büyük bir yıkım olduğunu bizzat yaşamış biri. “Milyarlarca can bir günde yok olabiliyor” derken aslında meseleyi romantikleştirmiyor; çıplak gerçeği söylüyor.
Özetle şunu söylüyor: Hayat kısa. Ama dikilecek çok fidan var. Ve bu toprak, ancak sahip çıkıldıkça nefes alır.
Bazen büyük değişimler, büyük kurumlarla değil; tek bir insanın ısrarıyla başlar.
Instagram hesabı https://t.co/fcyZHYNqCD
... Çok Önemli Hükümet Belgesi ... Lütfen Rt yapın
1990’ların başlarında Hükümet Sağlık Departmanı’ndan
Hantavirüs Bilgi Formu
AÇIK bir şekilde Hantavirüs’ün
Bulaşıcı OLMADIĞINI belirtiyor
Herkese bunu Aktarın
Psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu:
"LGBT lobisini eleştirdiğim için Eczacılar Birliği suç duyurusunda bulundu.
Türk adaleti bana 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi”
Bu nasıl rezalettir!
Bu ülke sahipsiz mi arkadaş?
📌HANTA virüs dolandırıcılığına, eğer kimse inanmazsa, gerçekten bir virüs yayma konusunda küresel şeytani çeteyi hafife almayın.
📌Bir defa daha belirtiyoruz ''BİLL,FAUCİ,SCWAP'' gibi insan olmayan yaratıklar devletlerin istihbaratları çalışmasıyla yok edilmelidir...! aksi halde
📌İnsanlığı biraz daha sıkmaya kalktıklarında dünya insanlığı meşru müdafa hakkını kullanacak ve dünya insanlığı kendi elleriyle bu sürüngenleri yok edecektir..!