ikbal ölümü hak etmiş densin diye kızın surlara gittiği videonun her anını detay detay paylaştınız şimdi bu çocuklara ne diyeceksiniz kendi ayaklarıyla OKULA gittiler mi? meşrulaştırdığınız her şey çığ gibi büyüyor ve her gün canlarımızı yitirmeye devam ediyoruz
Bölge kaynıyor… İsrail, Yunanistan ve GKRY, askeri ve ekonomik anlaşmalara imza atıp burnumuzun dibinde tatbikat üzerine tatbikat yaparken, ülkemizin başkentine kadar sızan insansız hava araçları ve Rusların karadenizde vurduğu 4 ticaret gemimizin görüntüleri, grup seks magazinleri arasında kendine yer bulmaya çabalıyor. Tüm bu hengame arasında, Türk askerinin Libya’daki görev süresinin uzatılmasından saatler sonra, Libya heyetini taşıyan uçak ülkemizin kalbinde, yani Ankara’da düşüyor. Kaza mı, bela mı henüz bilinmezken, Yunan tarafı düşen uçakla ilgili alaycı başlıklar atıp ülkemizi aşağılamaya yelteniyor, İsrail basını da “daha bu ne ki” dercesine tehdit dolu yayınlar yapıyor. İşin özü, dünya yarın için pozisyon alıp farklı dillerde aynı cümleleri kurarken, biz haaala dün ile boğuşuyoruz. Ülkeler yarın için başka ülkelerle dostluk pekiştirirken, biz bizimle bile yan yana durmayı beceremiyoruz. En yakın zamanda, bu vatanın sadece senden ya da şahsen benden ibaret olmadığını hatırlamamız dileğiyle… Zira batının efeleri, kuzeyin uşakları, güneyin yörükleri, bozkırın yiğitleri, doğunun beyleridir Türkiye.
Seni beni bırakıp, artık “biz” olabilmek ümidiyle…
Dünden beri Whatsapp gruplarında "iddianame - tek parça.pdf" isimli bir dosya geziyor.
Soruşturma numarası, imza vs. olmadığı için bunun gerçekten bir "iddianame" olup olmadığından emin değiliz.
Bu belgede, gizlilik kararı bulunan bir dosya (İBB soruşturması) kapsamında yargılanan kişilerin kişisel verileri (TC Kimlik numarası vb.) yer alıyor.
Yani şüphelilerin kişisel verileri milyonlarca kişiye açılmış bulunuyor.
Mevcut durum, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi md. 8 ve Anayasa md. 20'deki özel hayatın gizliliği güvencelerini tehdit etmektedir.
Bu sızdırma işlemi hakkında etkili bir soruşturma yapılmalıdır.
***
İtalya'da 1990'lu yıllardaki yolsuzluk operasyonu sırasında, şüphelilerin özel yaşamına dair bilgiler içeren bir sızma yaşanmıştı. Sızdırmanın savcı tarafından mı yoksa kalem personelinden mi ileri geldiği net değildi. Mesele netleştirilemeyince ve konunun üstü örtülünce İHAM aşağıdaki saptamayı yaparak ihlal sonucuna ulaştı.
Aynen çeviriyorum:
"Basının bu tutanaklara nasıl eriştiği konusunda Mahkeme, başvurucunun iddia ettiği gibi, savcının bunları kaleme sunarak kamuya açıklamayı seçtiği görüşünü kabul etmemektedir. İlgili iç hukuk hükümlerinden açıkça anlaşılmaktadır ki, İtalyan hukukunda bir belgenin mahkeme kalemine sunulması, onu kamuya değil, yalnızca taraflara açık kılar.
Bu koşullar altında Mahkeme, görüşmelerin basına sızmasının savcının eyleminin doğrudan sonucu olmadığı, büyük olasılıkla kalemdeki bir işleyiş bozukluğundan veya basının, taraflardan biri ya da avukatları aracılığıyla bilgi edinmesinden kaynaklandığı sonucuna varmaktadır.
Bununla birlikte Mahkeme hatırlatır ki, 8. maddenin temel amacı bireyi kamu otoritelerinin keyfî müdahalelerine karşı korumaktır. Ancak bu madde Devletin yalnızca böyle müdahalelerden kaçınmasını değil, aynı zamanda özel hayata etkili biçimde saygı gösterilmesini güvence altına almak için bazı pozitif yükümlülükler üstlenmesini de gerektirir. Dolayısıyla Mahkeme, ulusal makamların başvurucunun özel hayatına ve haberleşmesine saygı hakkını etkili biçimde korumak için gerekli önlemleri alıp almadığını incelemelidir.
Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayan türde özel bilgilerin yayımlanmasını önleyecek uygun güvencelerin mevcut olması gerektiğini belirtir. Ayrıca böyle bir açıklama gerçekleşmişse, özel hayata saygı gösterme gerekliliklerinden ileri gelen pozitif yükümlülük, mümkün ölçüde durumu düzeltmek amacıyla etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü de içerir.
Mevcut davada, Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağdaşmayan özel nitelikli ifşalar gerçekleşmiştir. Bu nedenle, tutanaklar mahkeme kaleminin sorumluluğuna bırakıldığında, makamlar başvurucunun özel hayatına saygı hakkını korumak için güvenli saklama yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Ayrıca Mahkeme, gazetecilerin başvurucunun görüşme tutanaklarına hangi koşullarda eriştiğini ortaya çıkarmak ve gerekirse sorumlu kişileri cezalandırmak amacıyla etkili bir soruşturma yürütüldüğüne dair herhangi bir bulguya rastlamamaktadır. Gerçekte, İtalyan makamları etkili bir soruşturma başlatmadıkları için, başvurucunun özel haberleşmesinin nasıl kamuya sızdığını makul biçimde açıklama yükümlülüklerini de yerine getirememiştir.
Bu nedenlerle Mahkeme, davalı Devletin başvurucunun özel hayatına ve haberleşmesine saygı hakkını güvence altına alma yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir."
Craxi/İtalya (No.2), 25337/94, 17/07/2003, §§ 71-78.
Bir hukukçu olarak çok tehlikeli bir gelişmeye dikkat çekme gereği duyuyorum:
Anayasa Mahkemesinin dün Resmî Gazete’de yayımlanan ve sessiz sedasız şekilde arada kaynayan kararı, anayasal düzen açısından kritik bir kırılmadır.
Mahkeme, “eylemli içtüzük değişikliği” konusundaki en ilerici içtihatlarından birinden vazgeçmiş bulunuyor.
Burada teknik ayrıntılarına girmek mümkün değil ama şunu herkes bilmelidir:
Dünk�� kararla birlikte, Türk anayasa hukuku tarihinde emsali görülmemiş bir denetimsizlik alanına kapı aralanmıştır.
Bundan sonra TBMM'deki çoğunluk, adını “parlamento kararı” koyduğu işlemlerle — neredeyse her şeyi — yapabilir. Ve hiçbir mahkeme bu işlemlere dokunamaz.
OHÂL KHK'larını adeta anayasa hükmünde kararname kılan bu sorunlu yaklaşım, şimdi olağan zamana teşmil edilmiş bulunuyor.
İnanılmaz bir keyfîlik dönemindeyiz.
Hukuk camiasının umursamazlığı de en az kararın kendisi kadar ürkütücü.
Avukat Mehmet Pehlivan, sadece yalancı olduğu açıklanan bir iftiracının beyanıyla 134 gündür Çorlu Kuyutipi Cezaevi'nde esir tutuluyor! 2 yaşında minicik kızı bu zulüm yüzünden babasız büyüyor! Kendisi “beni de tutuklayabilirler” demişti. Ben de kendisine “eğer öyle bir şey olursa asla unutturmayacağım” demiştim. “Hayırlı cumalar” mesajı atıp vicdan rahatlatanlar; yapılan hukuksuzluğu görün!
Hep beraber söyleyelim:
#MehmetPehlivanYalnızDeğildir
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı meşruiyetini Türk Milleti’nden alır. ABD Büyükelçisi, Trump’ın Erdoğan’a meşruiyet verdiğini söylüyor. Bu açıklama derhal kınanmalı ve ABD Büyükelçisi izaha çağrılmalıdır. Aksi takdirde Erdoğan, bu aşağılanmayı kabul etmiş sayılır!
Özgür Özel'den tarihi konuşma:
"Ayağa kalkın bu partiyi iktidara taşıyın! Kalkın ayağa kalkın! Millet ayaktadır! Bu partiyi ayağa siz kaldırdınız, iktidara siz taşıyacaksınız! Size güveniyorum, size inanıyorum, sizi seviyorum.
Partinize sahip çıkın çünkü Cumhuriyet Halk Partisine sahip çıkmak, Cumhuriyet'e sahip çıkmaktır!"