📌22 yıldır medya camiasının içerisindeyim...
*
Erol Olçok'un şehit olduğu 15 Temmuz 2016'dan beri, AK Parti taarruzu bırakıp savunmaya geçmiş...
*
Psikolojik üstünlüğü muhalefetr kaptırmıştı.
*
Akın Gürlek'in, Adalet Bakanı olmasıyla birlikte psikolojik üstünlük yeniden iktidara geçti.
*
Recep Tayyip Erdoğan, kabinede yaptığı küçük bir revizyonla oyunu yeniden kurmuş oldu.
*
Devlet yok Ahbap var " diyenler, şimdi birbirlerini yemekle meşguller...
Yusuf Tekin:
"Ben diyorum ki Osmanlı ile Cumhuriyet'i barıştırmamız lazım.
Ben diyorum ki eski Türk devletleriyle Cumhuriyet'i barıştırmamız lazım.
Çocuklarımız Osmanlı'yı da ataları olarak bilmesi lazım. Osmanlı'ya da sahip çıkması lazım.
Bunun için tarih müfredatında değişiklikler yapmamız lazım diyorum ben ve bunu yapıyorum."
📄 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz’dan 15 gün sonra yaptığı tarihi konuşma:
"Ülkemizde oynanan oyunu bir kez daha bozduk.
Bundan sonra inşallah Suriye'deki oyunu da bozacağız
Irak'ta oynanan oyunu da bozacağız
Libya'da oynanan oyunu da bozacağız”
Sn. Cumhurbaşkanı
24 yıl oldu. 94’ten sayarsak 32
Siyasette yükselişler olur, düşüşler. Takdirler, eleştiriler…
Fakat bir kez olsun ona güvenenlerin başını eğdirecek, yüzünü kızartacak, umudunu yıkacak
Bir işin içinde olmadı
İşte tüm mesele bu
Sahtekâr ahbapçılara ne desen kâr etmez ama 99 depremi ve 2023 depremi karşısında hükumetlerin yaptıkları kıyaslanamaz, bugünkü hükumetin bu konudaki hizmetleri inkâr edilemez. Hükumet ve dindar stklar ellerinden geleni yapmıştır. Allah razı olsun. Eleştirilecek şeyler olabilir, eksikler olabilir, ama 99 depremini hatırlayanlar o günün Ecevit hükumetinin ne kadar aciz kaldığını iyi bilir. Gece uykusundan bile uyandırmamışlardı başbakanı. 28 şubatın hırsızları devleti soymuş soğana çevirmişlerdi...
Devlete güvenmedik, başka alternatifimiz yok o yüzden dolandırıldık yazıyorlar. Niye yok? Bir tane şarkıcının derneği harici hayır kuruluşunuzun olmaması ayıp değil mi? Onlarca islami stk vardı mesela. Hepsi sahadaydı. Hiç biri de dolandırıcı çıkmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Özellikle mehterden, yeniçeriden rahatsız olanlara şunu söylüyorum: İster kabul edin ister etmeyin. Artık reddi miras yapan bir Türkiye yok."
Allah gerçekten büyük ya. 5 kuruşluk yardımını oy vermedi diye helal etmeyeceğini biliyor. Gönülden yapılmayan yardımı garibanın boğazından geçirmiyor. Garibanı nasipsize borçlu kılmıyor. Allah gerçekten çok büyük
Trump’un danışmanı Miller:
“Erdoğan’dan zekice silah hamlesi!
NATO’ya katılan liderlere içinde mermi bulunan silah hediye etti fakat Avrupalı liderler bu silahları ülkesine sokamadı.
Daha bir silahı bile ülkesine sokamayan liderler savaş zamanı ne yapabilir?
Erdoğan tek hamleyle bunu dünyaya gösterdi.”
Külliyeyi yıkacağız dediler. Halbuki kütüphanesinde binlerce öğrenci var. Konferansında binlerce etkinlik var. Bugün NATO zirvesi görkemli bir şölende icra ediliyor. Yaşlandığının farkında herkes. Hatasıyla sevdik. Teşekkür bir borçtur.
"İnsanların felaket zamanlarında bile eğlenceli ve güldürücü sözleri çokça konuştuklarını görürsen, bil ki yoksulluk onların üzerine çökmüştür. Onlar gaflet ve boyun eğmişlik içindeki bir topluluktur; tıpkı sarhoş halde ölüme sürüklenen kimse gibidirler."
||İbn Haldun||
16 yaşındaki kızın defterinde kalpler, aşklı meşkli sözler olurdu... Kitabının arasında kurumuş güller, çiçekler saklanırdı... Şimdi ise motor resimleri, kask çizimleri, atarlı giderli sözler, sert ve isyankâr tavırlar öne çıkıyor. Geçen gün Instagram’da sözde çarşaflı bir ergen motor üzerinde fotoğraf paylaşmış, altına da “Bütün sülaleye rağmen...” yazmıştı. Hayatlarının bir daha geri gelmeyecek en anlamlı yıllarını sosyal medyada yuvalanan kimliksiz bir kültürün peşine takılıp tüketiyorlar ve farkında değiller.
Toplumumuz maalesef ergen psikolojisini bilmiyor. Eskiden ergenlik yok değildi ama sorumluluk ve hayat telaşıyla geçtiği için kısa ve hafif geçerdi. Geleneksel aileler yoğunlukta olduğu için çocukluktan yetişkinliğe geçişte kimlik arayışına girilmezdi. Toplum, doğal yapısı içinde ergeni yetişkinliğe hazırlar ve kısa sürede yetişkin zümresine dâhil ederdi.
Bugün ise gerçek hayattan kopuk, sorumsuzca geçirilen uzun çocukluk evresi; fizyolojik değişimlerin ruh dünyasında oluşturduğu baskı ve yetişkinliğe geçiş dürtülerinin kontrolsüz kalması gençleri savrulmaya açık hale getiriyor. İçlerinde güçlü bir enerji var ama bunu sarf edecek sağlıklı alanlar yok. En canlı duygularını en anlamsız ve en absürt şeylere bağlıyorlar. Emek, aidiyet ve üretim duygusunu; gösterişe, tüketime ve marjinal kimlik arayışına harcıyorlar. Bedenleri narin bir çiçek gibi serpilecek yerde, soğuk bir yağlı boya tablosuna dönüşüyor. Çeyizinin dantellerine gösterecekleri öz veriyi bir motorun egzozuna gösterebiliyorlar.
Bugün ergenlik diye bir problemimiz var. G. Stanley Hall şöyle der: “Ergenlik, insandaki en kötü ve en iyi dürtülerin birbiriyle savaştığı ve kişiyi ele geçirmeye çalıştığı dönemdir.” Bu sebeple iyi dürtülerin galip gelmesine yardımcı olunmazsa kötü dürtüler ergeni ele geçirir. Sosyal medya ise ergenlerin kolaylıkla av olabilecekleri tehlikeli bir meradır.
Ergen dediğimiz zaman şu özellikleriyle öne çıktığını bilelim:
1-Ailesini ve içinde yaşadığı çevreyi sorgulamaya, eleştirmeye, yargılamaya başlar.
2- Otoriteye isyan etme eğilimi geliştirir. Evde anne babayla, okulda öğretmenle, medresede hocayla çatışır. En basit bir şeyi en olmadık yerinden tutarak itiraz eder. Yap denileni yapmayıp, yapma denileni yapmaya başlar.
3- Dikkat çekmek ve ilgi odağı olmak için uyumsuz davranır, isyankâr tavırlar gösterir. Aykırı ve marjinal düşüncelerle öne çıkar ve kimsenin onu anlamadığı kanaatindedir.
4- Çabuk sıkılır, yalnızlığa meyleder, tembelleşir ve yaptığı işlerde beceriksizce davranır.
5- Diline büyük büyük laflar, genelleyici cümleler ve küstah bir üslup hâkimdir. “Asla, hiçbir zaman, herkes” gibi toptancı yargılarda bulunur.
6- Aynanın karşısında saatlerce vakit geçirir; saçına, kaşına, gözüne, kilosuna takıntılı hale gelir. Popüler kültürün ürettiği yapay ve tek tip kadın standartları üzerinden şişman olduğunu ya da yeterince güzel olmadığını düşünür. Sanki herkesin gözü onun üzerindeymiş ve ondaki en küçük detayları bile inceliyormuş gibi takıntı geliştirir. Ve maalesef bu yaşlarda makyaj müptelası olur.
Anlayacağınız, oldukça hassas ve çalkantılı bir dönemden bahsediyoruz. Ne tam çocuk ne de tam yetişkin... Üstelik yaşadığımız toplum çocuk yetiştirmek açısından her geçen gün daha zor hale geliyor. Baba otoritesi, anne şefkati, mahalle kültürü ve sağlıklı sosyal çevre zayıfladıkça gençler sosyal medyanın yönlendirmesine açık hale geliyor. Bunun neticesinde kimlik karmaşası yaşayan, aidiyet problemi çeken ve hatta kendi fıtratına yabancılaşan bir nesil ortaya çıkıyor. Bakınız ki cinsiyetlerini bile yadırgar hale geliyorlar.
Cerahate neşteri vurduk da nasıl dikeceğiz? Açıkçası ben de emin değilim. Sadece şunu söyleyeyim; hem çocuklar hem de anne baba ve eğitimciler ergenlik psikolojisini bilmelidir. Herhangi bir davranışın neden ileri geldiğinin farkında olup gereksiz çatışmaya girmemek pek çok sorunu çözmemize yardım edecektir.
İslam’a göre 16 yaşındaki bir fert artık dinin emir ve yasaklarıyla mükelleftir. Dolayısıyla ona yavaş yavaş yetişkin gibi davranmak; bazı şeyleri kendi başına halletmesini, tek başına sorumluluk almasını sağlamak gerekir. Ne aşırı despot ve baskıcı ebeveynlik ne de tamamen başıboş bırakmak doğru değildir. Her şeye izin veren, sınır koymayan ebeveyn kısa vadede “iyi” görünse de uzun vadede saygınlığını kaybeder.
Anne babalar makul sınırlar koymalı ve bunları korumalıdır. Fakat her ayrıntı üzerinde baskı kurmamalı, zararsız alanları ergenin nefes alacağı esneme sahası olarak açık bırakmalıdır. Özellikle anneler sürekli söylenme ve dırdır şeklindeki nasihat tarzını terk etmelidir. “Birlikte yapalım” veya “Ben şunu yapayım, sen de şunu yap” şeklindeki yaklaşım çok daha faydalıdır.
Ekran mutlaka sınırlandırılmalıdır ve de takip edilmelidir. “Özel alan” meselesi abartılmamalı, teyakkuzda olunmalıdır. Ancak sürekli çatışarak değil; ekranın yol açtığı sosyolojik ve psikolojik sorunları anlatarak ve ebeveynlerin de buna riayet etmesiyle hareket edilmelidir. Hâlâ varlığını sürdüren akrabalık, komşuluk ve sosyal bağları canlı tutmak son derece önemlidir. Aksi halde gençler ya ekranların ürettiği sahte bir dünyada yaşamaya çalışır ya da tekinsiz çevrelerin etkisine açık hale gelir.
Daha pek çok şey söylenebilir. Zamanla yeni şeyler de paylaşacağız inşallah. Çünkü sorun derin ve yıpratıcı. En büyük talihsizliğimiz ise güzel örneklerin ve sağlıklı rol modellerin giderek azalmasıdır. Bugün birçok genç kız; zarafeti, aile kurmayı ve anneliği küçümseyen; buna karşılık sertliği, gösterişi ve tüketimi yücelten bir kültür içinde büyüyor. Kadınlığından rahatsızlık duyan ya da popüler kültüre öykünen yetersiz profillerin tesirine maruz kalmaları da cabası. Hal böyle olunca da genç kızlar defterlerine lale sümbül yerine motosiklet kaskı çiziyor. Çünkü artık evlilik, aile olmak ve annelik değerli ve itibarlı işler olarak görülmüyor.
Bu mesele bugün en çok dindar aileleri vurmaya başladı. Onun için bu konuda karşı karşıya kaldığınız sorun, çözüm ve önerileri benimle paylaşın. Eğer birileri paylaşmasaydı ben de tam olarak vakıf olamaz, bu yazıyı yazamazdım. Daha çok şey yazacağız inşallah. Allah cümle evlatlarımızı esirgesin, salih/saliha eylesin... Amin.
Muazzez İslam genci, yazın gelişiyle birlikte sokakların günah arenasına döndüğü bir zamanda, erkekler için "gözlere tesettür hareketi"ni başlatalım. Bismillah... Gel, bu çağın Yusuf'u ol; şehvet ateşinde yanmamak ne demekmiş göster bütün dünyaya!
Namaza başladığım vakit max ihlas felak nas bilmeme rağmen o zamanlar hissettiğim maneviyatı şimdi çok özlüyorum. Sabah namazına alarmsız ezanın sesine uyanırdım şimdi iki ayrı telefona aynı anda alarm kurmama rağmen tık yok. Allah şevkimizi hevesimizi tazelesin
ben bir ramazan günü Kur'an-ı baştan sona 7 saatte ezbere vermiştim, 17 yaşındaydım. üniversite sınavını kazandığım kadar takdir edilmemiştim çok ilginç, bu çok büyük bir bahtsızlık. hayatımız boyunca bütün mücadelemiz bu bahtsızlardan olamamak üzerinedir.
İlginç Bir Talak Hikayesi
Harun Reşid, eşi Zübeyde ile yaşadığı bir tartışmanın ardından öfkeliyken ona şöyle dedi:
"Eğer ben cennet ehlinden değilsem, sen boşsun."
Sonra onu çok sevdiği için söylediğine pişman oldu, eşi de bu duruma çok üzüldü!
Bunun üzerine fetva için âlimleri topladı. Âlimler ona şöyle dediler:
"İçimizden kim senin cennet ehlinden olduğuna dair fetva vermeye cüret edebilir ki?"
Harun Reşid iyice daraldı ve adamlarına, maiyetine sordu:
"Bütün Bağdat'ta başka âlim kalmadı mı?!!!"
Dediler ki:
"Uzun zamandır insanlardan uzaklaşmış bir âlim var, adı Leys bin Sa'd'dır."
Leys, zamanının en meşhur fakihlerinden biriydi (Mısır'da doğdu, yaşadı ve vefat etti). İlim ve fıkıhta Medine İmamı Malik bin Enes'i geçmişti ancak İmam Malik'in talebelerinin yaptığı gibi onun talebeleri ilmini ve fıkhını muhafaza edemediler. Nitekim İmam Şâfiî onun hakkında şöyle derdi:
"Leys, Malik'ten daha fakihtir ancak talebeleri onun ilmine sahip çıkmamıştır."
Harun Reşid, "Onu getirin," dedi.
Onu getirdiklerinde ve içeri girdiğinde, meclisteki âlimler ayağa kalkıp oturdular (Bu, âlimlere duyulan saygının bilinen bir göstergesiydi, bu yüzden itibar sahibi kişiler için 'onun için ayağa kalkılır ve oturulur' denirdi).
Mesele ona arz edildi.
Leys, Harun Reşid'e ve ardından âlimlerin yüzüne baktı:
"Ey Müminlerin Emiri, seninle yalnız kalmak istiyorum." dedi ve topluluk meclisten ayrıldı.
Leys ona şöyle dedi:
"Ey Müminlerin Emiri, elini Allah'ın kitabının üzerine koy ve bana doğruyu söyleyeceğine, yalan konuşmayacağına yemin et."
Harun Reşid yemin etti. Ardından Leys şunları söyledi:
"Ey Müminlerin Emiri, Allah'a yemin olsun ki, seni itham etmek için yemin ettirmedim, senin sözünün eri olduğunu biliyorum. Fakat nefsinin seni kandırmamasını istedim. Sana Allah adına yemin ettiriyorum ey Müminlerin Emiri; hiç yapayalnızken, yanında kimse yokken ve içinden Allah'tan başka kimseyi geçirmeden O'nu anıp da gözyaşlarının sakalına süzüldüğü bir gün oldu mu?"
Harun Reşid dedi ki:
"Bu kitabı indirene yemin olsun ki, bu defalarca oldu."
Leys:
"Allah'ın kitabından Rahman Suresi'ni aç," dedi, o da açtı. "Şu ayeti oku:" dedi:
"Rabbinin makamından korkan kimseye iki cennet vardır." (Rahmân Suresi, 46. Ayet)
Böylece Kur'an'dan bir delille ona bir cennet yerine iki cenneti müjdeledi.
Leys, "Âlimler şimdi içeri girebilir," dedi ve girdiler. Leys onlara dönerek şöyle dedi:
"Allah'a yemin olsun ki, sizi küçümsediğim için dışarı çıkarmadım. Ancak nefsi araya girmesin diye Müminlerin Emiri ile yalnız kalmak istedim."
Bunun üzerine tüm âlimler Leys bin Sa'd'ın fetvasındaki sözünü onayladılar.
Abdullah bin Ömer şöyle der:
"Allah korkusundan bir damla gözyaşı dökmem, benim için bin dinar sadaka vermekten daha sevimlidir."
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
"Allah korkusundan ağlayan kişi cehenneme girmez."
Kaynak: Ebu Nuaym el-İsfahânî; Hilyetü'l-Evliyâ ve Tabakâtü'l-Asfiyâ.
Birkaç ay önce 90 yaşlarında sakalı bembeyaz bir dede, gusül ve rüyalanmak hakkında hocaya soru soruyordu. Ben de yakınlarında bulunduğum için birazını duymuş bulundum. Ayrıldıktan sonra hocaya dedim, farazi mi soruyor kendi mi yaşamış? Kendi yaşamış, dedi. Anlayacağınız üstüne toprak atılıncaya kadar erkek erkektir. Onun için acuz neneler bir yaştan sonra tesettür ve mahremiyet konusunda mazur görülür ama erkekler görülmez. Erkek beyni hep aynı senaryoyu yazar. Bundan mütevellit genç kadınlar yaşlı da olsa erkek cinsinden hep sakınmalıdır.
İkinci olarak çok eşliliğin meşru olmasındaki hikmetlerden biri de erkeğin üreme fonksiyonundaki bu uzun ömürlülüktür. Nüfus, savaş ve salgın hastalıklar sebebiyle tarihte bugün olduğundan çok daha büyük ihtiyaçtı. Sadece devlet için değil aile bazında da geçim tarım ve hayvancılığa, bu da personele yani çok çocuğa ihtiyaç duyuyordu. Kadın doğurganlığı ise kısıtlıydı. 45 yaşına gelen kadını doğurmuyor diye boşamak makul olmayacağı için çok eşlilik zaruret halini alıyor, 55-60 yaşında erkekler genç doğurgan kadınlarla evlenip üremeyi devam ettiriyordu. Başta savaşlar olmak üzere genç erkeklerin erken yaşlarda ölmelerine sebep olan pek çok faktör olduğunu tekrar belirteyim.