📢 Öğretmenlerin Haziran Dönemi Mesleki Çalışma Seminerleri Çevrim İçi Yapılacak
29-30 Haziran tarihlerindeki mesleki çalışma seminerleri, Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) platformu üzerinden çevrim içi olarak “Bağımsızlık (Bağımlılık) ve Aile” ile “Dijital Çağ ve Aile” konularında gerçekleşecek.
👉🏻 https://t.co/1teuZPTuM2
🔴#SONDAKİKA | Şanlıurfa'da bir ortaokula giden veli, öğretmene bıçaklı saldırı girişiminde bulundu.
Okulda bulunan polisler saldırganı etkisiz hale getirdi ve olayda yaralanan olmadı.
RTÜK’ün okul saldırıları görüntüleri konusunda aldığı karar yerinde. Şimşek hızıyla alındı karar. Peki bu çocukların etkilendiği mafya dizileri konusunda RTÜK neden sorumluluk alamıyor. İşte asıl burası can yakıcı.
Mersin'de bir lise son sınıf öğrencisinin, okula silahla geldiği tespit edildi. (İHA)
• Okul polisi tehlikeli bir durum oluşmadan öğrencideki silaha el koydu.
• Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Okulda olmaması gereken profildeki gençler eğitimi sabote etmeye başladı, akran zorbalığı, şiddet, öğretmene şiddet, eğitimde kalitesizlik 12 yıllık zorunlu eğitimin okulları nasıl kalitesiz ve güvensiz hale getirdiğinin faturaları.
Martin Haberman şöyle der: “Okullar bankalardan daha sağlam inşa edilip daha iyi korunmalı çünkü okullarda büyük bir hazine bulunuyor.”
Hazinelerimizi; öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi koruyalım. Adliyeyi, bankayı nasıl korunuyorsak okulları da, öğrencileri de, öğretmenleri de öyle koruyalım. Okulları şiddetin değil güvenin adresi yapalım. Bunu, çok geç olmadan öncelikli politika hâline getirelim.
Tüm eğitim camiamıza geçmiş olsun.
Çok üzgünüm…
ABD'nin hava durumunu değiştirmeye çalıştığı ortaya çıktı.
• Gizliliği kaldırılan CIA belgelerinde, atmosfere kimyasallar salarak iklimi ve fırtınaları etkileme fikri tartışıldığı ortaya çıktı.
Uzun zaman doktorlarımızı, hemşirelerimizi, sağlık personellerimizi vahşi saldırılardan korumak için çok mücadele verdik. Anlattık, yazdık, gündeme getirdik. Hiç değilse biraz yol alındı.
Eğitimin tüm çilesini çeken, siyasilerin yanlış kararlarını özveriyle kapatan, bazı veliler tarafından aşağılanmaya çalışılan, akıl öğretilen, arsızca taleplerle karşılaşan, emeğinin hakkını hiçbir zaman alamasa da çocukların gözlerindeki ışık için mücadele eden idealist, fedakâr öğretmenlerimizin de yanında olacağız. Fatma Nur öğretmenimize rahmet; ailesine, yakınlarına, öğretmenlerimize ve öğrencilerine sabır diliyorum.
Sevgili öğretmenler, değerli meslektaşlarım gelecek 24 Kasımlarda daha çok yüzümüzün gülmesini dilerim ama bu özlemin gerçekleşmesi her şeyden evvel bütün partilerin, bütün hükümetlerin, bütün yöneticilerin, bütün velilerin eğitim dünyasına daha ciddi yaklaşmasıyla mümkün olacak.
#ilberortaylı
Yüreğimizdeki O Simsiyah Boşluk...
“Bazı acıların tesellisi, bazı gidişlerin veda cümlesi yoktur. Bugün bir sınıfın ışığı söndü, bir okulun koridorları hiç olmadığı kadar soğudu.
Bir öğretmenin, evladı bildiği öğrencisi tarafından hayattan koparılması; sadece bir canın kaybı değil, insanlığa ve geleceğe dair beslediğimiz o masum inancın sarsılmasıdır. Kalbimizdeki bu sızı, dökülen tüm kelimelerden daha ağır.
Gözyaşlarımız sadece giden kıymetli bir öğretmenimiz için değil; sevgiyi, saygıyı ve o kutsal emeği koruyamadığımız içindir.
Ruhun şad, mekanın cennet olsun öğretmenim. Bize öğrettiğin her harf, şimdi senin adınla birer hüzne dönüştü. 🕊️⚫”
#ÖğretmenSahipsizDeğildir
#Öğretmen
Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız. Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik. Bugün öyle olmadı. Fatmanur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere. Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.
- Olay, sosyal medyaya taşındıktan sonra mı saldırganları işten çıkarmak aklınıza geldi?
- Katledilen polis memurunun eşini neden günlerce aramadınız?
- Kurumunuzda şiddet suçundan sabıkalı olanlar nasıl çalışıyor?
- Tüm kamera görüntüleri kurumunuza ait olmasına rağmen, kavgaya ilişkin yeni bulgular nedir?
- Bu olay haricinde, tüm şubelerinizle ilgili ciddi eleştiriler ve sorunlar bulunmakta. Bu konularla ilgili yıllardır neden hiçbir ilerleme kaydedilmedi?
- Ölümlü saldırının gerçekleştiği şubenizde 10’un üzerinde çalışanınızın toplu halde saldırdığı görülüyor. Hepsinin işine son mu verildi?
Olayın görüntüleri ortaya çıktı.
Bu görüntülere rağmen nasıl sadece 1 kişi tutuklu olabiliyor?
TÜVTÜRK yalnızca 1 kişinin iş akdini feshetmişti. Oysa sonradan bambaşka bir hikâye ortaya çıktı. O istasyonun derhal faaliyetlerinin durdurulması gerekmez miydi?
Daha da ilginci var. Örneğin, olaya karışan TÜVTÜRK çalışanlarından ikisinin “kasten yaralama, hakaret ve mala zarar verme” suçlarından kayıtları bulunuyor ve işe devam ediyorlar!
1.Şüpheli şahıs: B.B.İ. (serbest)
2.Şüpheli şahıs: R.G. (kasten yaralama ve mala zarar verme suçlarından kaydı var)
3.Şüpheli: S.A. (tutuklandı)
4.Şüpheli: Y.K. (kasten yaralama ve hakaret suçlarından kaydı var, serbest)
Dövülerek öldürülen polis memuru Melih Okan Keskin'in 2 çocuk babası olduğu öğrenildi.
Eşi Emel Keskin: "Aracın park lambasının yanmadığını söylüyorlar.
Eşim tekrar dışarı çıkıp arabayı çalıştırdıktan sonra park lambasının yandığını görüyor ve tekrar içeri geliyor.
'Park lambam yanıyor' diyor. İçerideki görevli şahıslar 'Artık geçti, burada kamera kaydı vardı; ama şu an yapacak bir şey yok. Dışarıdaki kamera bizi ilgilendirmez' diyerek, eşimi gönderiyorlar.
Ama alay eder bir şekilde 'Geçmiş olsun, yarın tekrar gelirsiniz' diyorlar.
Eşim de 'Yetkili kimse yok mu' diye sorduğunda, ‘Burada bir bayan mühendisi var, onunla görüşebilirsin’ diye yönlendiriyorlar.
Eşim bayanın yanına gidiyor, orada onunla konuşurken bir ağız dalaşı meydana geliyor ve sonucunda 20-30 kişi toplanıp eşimi darbetmeye başlıyorlar.
Eşim bu darp esnasında diğer vatandaşlar tarafından kurtarılmaya çalışırken daha fazla darbedildiğini söyledi.
Sonra eşim tekrar dışarı çıkıyor, darp raporu almak için eline telefonu alıyor, 112'yi arıyor. Bu esnada biri eşimin üstüne doğru arabayı sürüyor. Hatta kamera kayıtlarında eşimin ayağının ezildiği gözüküyor.
Sonra eşim 'Ne yapıyorsun' falan diye el kol hareketi yapıyor. Sonra eşim telefon görüşmesi yaparken araçtan inen şahıs şiddetli bir şekilde eşime bir yumruk atıyor.
Eşim bu yumruk darbesiyle sarsılıyor, düşmüyor, kendini toparlıyor. Tekrar eşimin üzerine yürüyorlar. Yani 3 ayrı olay var; ama 2'nci olayda yumruk darbesiyle eşim sarsılıyor. Ardından eşim tek başına arabasına atlayıp darp raporu almak için onkoloji hastanesine gidiyor.
Ben hastanedeyim bir olay oldu darp raporu alacağım. Sen çocukları al' diyor. Sonra tomografinin sonucunu söylemek için tekrar görüştüğümüzde 'Beynimde kanama varmış, beni ameliyat edecekler' dedi.
Eşime, 'Melih ne oldu' diyorum; 'Kavga oldu, dayak yedim, 20-30 kişi üstüme saldırdı' dedi. Sonra hastaneye gittim.
Doktor bana eşimin beyninde 7 milimlik bir kayma olduğunu, kanamasının olduğunu, açık bir ameliyat olacağını, zor bir ameliyat olacağını, ameliyattan çıktığında felç kalabileceğini, her türlü ihtimali söyledi.
Eşim ameliyata girerken benim elimden tutarak ‘Seni seviyorum, kedine iyi bak, çocuklarıma iyi bak’ dedi. Benim eşim elimi öpe öpe ameliyata girdi.
Benim eşim bir yumrukla hayatını kaybedecek bir insan değildi. Hayatının baharında gitti. Ardında 2 çocuğunu bıraktı. Hayallerimiz yarım kaldı. 2 çocuğum babasız kaldı.
Eşim olay yerinden ambulansla sevk edilmedi. Kimse tarafından ambulans çağırılmadı. Kendi şahsi aracımıza binip hastaneye darp raporu almaya gitti. Eşim bir tane bile yumruk sallamamış.
Sadece kendini savunmaya almış. Canını kurtarmaya çalışmış. Her şeyimiz yarım kaldı. Çok gençti, 44 yaşındaydı. 2 gün önce doğum günü vardı. Sadece yumruk atandan şikayetçi değilim zaten. Herkesten şikayetçiyim.
Olayın daha çok araştırılmasını ve aydınlanmasını istiyorum. Firma 'Bizim personelimiz değil, eski personelimiz' diyor. Hayır kendi personelleri. Sonuna kadar bu olayın arkasında olacağım.
Elimden geldiğince güçlü olmaya çalışacağım. Bu personelin sabıka kaydı varmış. Avukatımız dosyayı inceledi. Savcılık dosyasını inceledi.
Olaya karışan, darbeden 25-30 kişiyi şirket avukatları temsil ediyor. Adamı darbettikleri yetmiyormuş gibi gelip utanmadan bir de hepsi şikayetçi oluyorlar.
Melih vefat edene kadar ne bir açıklama ne bir özür ne bir telefon hiçbir şey yok.
Öldüğünde de artık işin ucu kendilerine de dokunacağını anladıkları zaman açıklama yapma gereği duyuyorlar.
20 kişinin darbettiği bir insan orada tek başına bırakılıyor. Kocaman bir şirket olayı örtbas etmeye çalışıyor. Eşim sadece kendini koruma altına almaya çalışmış."