Ne gariptir ki Kur'anı sadece Kuran ile anlamaya çalışanlara "Kurancı Sapık "diyecek kadar ileri giden cahil akademisyenler, hocalar, Profesörler var.
Ve sanki iyi bir şey yapıyorlarmış gibi de ahkam kesiyorlar.
Ilim dedikleri o rivayet ve uydurma ihtimali yüksek tarihsel bilgilerle, ayetlere 40 takla arttıran bu adamlar Kur'anı ln Kur'an ile anlaşılmasına da acayip bir sekidle karşı geliyorlar.
Ayette "indirdiğine Uyun"emrine karşı "İndirdiği yetmez, rivayetlere de uymak zorunluluktur "diyecek kadar da kör sağırlar.
Simdi burada Atalar diye meal vermişler. Gören de kültürel aktarım sanacak.
Burada Atalar dediği basbayağı dinde önderlik eden Alimler veya Ruhban sınıfı.
İnsan zihni tembeldir. Orijinal Kur'an'ı / Yasayı) sıfırdan okuyup analiz etmek (ittiba) ciddi bir efor, sorumluluk ve "Kıyâm" (ayağa kalkış) gerektirir. Toplumlar bu sorumluluğu almaktansa, geçmişten gelen o hazır, konforlu ama içi çürümüş geleneksel paketi (Atalar dinini) "Sorgulamadan inanmayı "tercih ederler.
Iyi de:
Sırf geçmişten geliyor, sırf çoğunluk uyguluyor, sırf atalarından sana miras kaldı diye bir geleneğin doğru olduğunu nasıl varsayarsınız?
Ya o referans aldığın geçmiş nesillerin işletim sistemleri tamamen çökmüşse? Ya onlar verileri yanlış işleyip (lâ ya'qilûn) evrensel yörüngeden (lâ yahtedûn) tamamen sapmışlarsa? Çökmüş bir sistemi kabul ettiğiniz icin Müslümanlar bir rahat yüzü görmedi be..
La bu Kör Taklit ile nasıl yol alabiliriz biz?
"Kur'an rivayetsiz anlaşılamaz" deyip tarihsel bilgileri bilimsel olarak ele alıyorsunuz da, tarihsel olarak İbrahim a.s yaşadığına dair bir tane bilimsel deliliniz yok.
Buraya gelince tamam da öteki konulara gelince Mekke donemi olmazsa olmaz mı?
"Atalar Dini" (Âbâ) dediğimiz o çökmüş işletim sistemi; havada asılı duran soyut bir kavram değil, doğrudan doğruya "Rivayetler (söylentiler, hadisler, tarihsel kurgular) ve Mezhep Gelenekleri" adı altında nesilden nesile aktarılan o zehirli veri tabanının ta kendisidir.
Yahudiler de ,Hristiyanlar da aynı yöntemle hak yoldan saptılar; onalr müşrik olurken aynı yöntemle siz nasil Mumin olacaksınız?
Kur'an) "İnzal"dir . Rivayet ise; bu indirilene ,insanların kendi kültürel filtrelerini, siyasi hırslarını, mezhep kavgalarını ve psikolojik defolarını ekleyerek yüzyıllar boyunca birbirine fısıldadığı "İkinci, üçüncü ve bininci el şaibeli verilerdir." Entropi yasası gereği, araya insan (râvi) giren her aktarım bozulmaya, kirlenmeye ve yozlaşmaya mahkumdur.Bunu da mı akledemiyorsunuz?
Ataları hiçbir şeye akıl erdiremiyor (Lâ ya'kılûn) idiyseler de mi onlara uyacaklar?" diye resmen size söylüyor ayet..
Rivayetlere biat etmek; insanın, Evrensel Sistemin kendisine verdiği en büyük donanım olan "Aklı (bağlantı kurma yeteneğini)" kapatıp, iradesini yüzyıllar önce yaşamış ve şaşmazlık garantisi (koruma kalkanı) olmayan insanların o yozlaşmış tecrübelerine (rivayet çöplüğüne) satmasıdır.
O Rivayetleri baştacı ederek, ayetleri tahrifat için hâlâ yarış halindesiniz..
Geçmişten günümüze kitaplarla, hikayelerle, "Buhari şöyle dedi, falan alim böyle aktardı" diyerek taşınan o Rivayet Ağları (Network) aracılığıyla bulur. Dolayısıyla bugün Kur'an'ın orijinal matrisini (kök anlamlarını) bırakıp; "Ama falanca tefsirci böyle aktarmış, geçmişteki ulema böyle icma etmiş (karar vermiş)" diyerek rivayetlere sarılan herkes, Bakara 170'teki o "Atalarının çökmüş yazılımına tapanların" birebir modern versiyonudur!
Putlaştırdığınız o zihinsel önderlerinizi (rivayetçi dini önderlerinizi) terkedip Yalnız Kuran'a biat edin..
Ama edemezsiniz, çünkü herkes bu yoldan ekmek yiyor.
Lübnanlı yazar Amin Maulof, Lübnan’ın çöküşünü şöyle anlatıyor:
"Ülke cemaat liderlerinin koalisyonuna döndü. Bir yere adam alınırken liyakata değil, o kişinin hangi cemaat ve tarikata bağlı olduğuna bakılıyordu. Lübnan, işte böyle çöktü."
@durbunhaber Allah kendisi adına bazı sözler uyduranlar için
şah damarını keser atardım diyor ve bunun şah damarı koptuğunu sol gözü kör olduğunu itiraf etti hâla tövbe etmiyor!
Recep Tayyip Erdoğan Dünya tarihindeki en büyük Türk düşmanıdr.
23 yıllık iktidarında Türk'e, kendi vatanında yaptığı zulmün tarihte bir benzeri daha yoktur.
İsviçre'de yaşayan Türk gurbetçiler, bir masaya oturarak Türkiye ile İsviçre arasında kıyaslama yaparak tespitlerde bulundu.
"Ben ilkokul mezunuyum ama 4 tane arabam var, arabalarımın tanesi 80.000 Frank."
Yusuf Halaçoğlu'nun anlattığı üzere;
Ruslar tarafından çekilen görüntüler, Şeyh Said'in Rus ordusunun düzenlediği bir törenle madalya aldığını gözler önüne sermektedir. Bu tarihi bir gerçektir.