Bazı yokluklar yoksunluğa dönüştüğü zaman insan ruhunda kraterler oluşuyor.
Hayat her şeyin kabahatini kendinde bulmak, her şeyin sorumluluğunu kendine bilmek, herkese ve her şeye yetmek, birileri hep Sizi suçlu ve kabahatli bulduğunda sabretmek, bir süre sonra Sizi eksik bırakıyor.
Ruh yoruluyor, sözler yoruluyor, umutlar ve heyecanlar yoruluyor.
İnsan bir yerden olsun, sadece bir yerden bir güzellik bekliyor çaresizce.
Bazen anlayış, bazen güzel bir söz, ufak bir iltifat, bazen bir küçük dokunuş veya yalandan da olsa bir teşekkür.
Bazen de öylesine olsa da " Nasılsın" diye sorulmasını...
Her şey elbet geçiyor Baki olan Allah' a ait bu kainatta.
Her şey geçiyor, bizde geçeceğiz.
Sözler, haller... Her şey geçecek.
En nihaye Öleceğiz, bir süre sonra ne ismimizi hatırlayan ne bizi tanıyan ne de anan kimse kalmayacak.
Biz o gün acaba bu dünyaya ait neleri hatırlayacağız...
Kırdıklarımızı mı ? Kırıldıklarımızı mı ???
Belki de " yaşandı geçti üstü kalsın" diyebime hakkımız olur...
✍️Barış, güçlülerin işidir
🗣️Barış, geçmişi unutmak değildir. Geçmişin geleceği esir almasına izin vermemektir. Bitmeyen düşmanlıkların bedelini yalnızca askerler ödemez. Ekonomi öder. Sanayi öder. Çocuklarımız öder...
@45fatihozsumer'in yazısı⬇️
https://t.co/aIKSHDFL6d
İnsan, başkalarının yenik düştüğü zaaflara uzaktan bakarken genellikle kendi iradesinin daha güçlü olduğuna inanır.
Kınadığı bir hataya düşmeyeceğini, prensiplerinin onu koruyacağını düşünme eğilimindedir.
Oysa hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.
Kişi, sınırlarını çoğu zaman karakterinin gücüyle değil, henüz içine düşmediği durumlarla belirler.
Başkalarının zayıflığına karşı beslenen kibir, aynı şartlarla yüzleşildiği an dağılıp gidebilir.
Çünkü uzaktan bakıldığında irade zannedilen şey, bazen sadece o sınavla henüz karşılaşmamış olmanın getirdiği bir yanılgı olabilir.
1930 yılında Yunan Başbakanı Venizelos (ki Kurtuluş Savaşı zamanında da Yunan Başbakanıydı) Ankara' ya geldi.
Atatürk tarafından kabul edildi ve Türk Yunan ilişkisinde yeni bir dönem moda tabir ile normalleşme başladı.
Yunanlılar Batı Trakya'nın Müslüman Türklerine zulüm etmişlerdi. Bildiğiniz mezalim...
Kaldı ki bunu en iyi hissedenlerden bilenlerden birisi Selanik'li Atatürk'tü...
Sonra Kurtuluş Savaşı yıllarında Batı Anadolu topraklarını işgal eden Yunanistan Ordusu bu coğrafyada yaşayan Gayri Müslimlerin özellikle Rum'ların da desteği ile Ege İnsanına tam 3 yıl 4 ay boyunca zulmetti, hapislere attı, adalara sürgün hapishanelerine gönderdi ( ki büyük dedem bunları yaşamıştır), mallarına çöktü kadınlarımıza kızlarımıza tecavüzler etti, bebeklerimizi kaçırdı, ölüme mahkum etti, mallarımıza yağma yaptı.
En son yenilerek çekilirken de geçtikleri her yeri hunharca yağmaladılar, köy kasaba vilayet demeden cayır cayır yaktılar... Ege Gazze oldu adeta...
Oysa Batı Trakya' dan Anavatan' a gelen Türkler bunları asla ama asla yapmadılar.
Biz böyle bir mezalimi tarih boyunca kimseye yapmadık.
Bütün bunları Selanik'li bir Lider bir Komutan olarak bire bir cephede sahada yaşayan M.Kemal, bir süre sonra Normalleşmeye döndü.
Bütün bu mezalimi yapan ülkenin o dönemki Başbakanı yani bu yaşananların baş faili ile bir araya geldi masaya oturdu. Karşılıklı elçilikler açtı...
Çünkü karşılıklı düşmanlık ve süregelen husumetler tarafların hepsine vakit, nakit, güç ve itibar kaybettirir.
Birileri Sizleri düşman edip Sizin kayıplarınızı kara döndürür.
Hem de Sizi motive (!) etmeye devam ederek....
Barış, Akıllı ülkelerin Güçlü Ülkelerin Usta Siyasetçilerin işidir.
Aptallar Barış yapmayı bilmez, aptallar savaşır ve hep Güç kaybeder..
Akıllılar ise Barış içerisinde olmanın güveni ile daha da zenginleşip güçlenirler, paralarını savaşmaya değil kalkınmaya harcarlar.
Atatürk " Yurtta Sulh Cihanda Sulh" demeseydi, kin güdüp intikam almak için her şeyi dizayn etseydi, o muhteşem kalkınma hamleleri ülkede yaşanan devrimler nasıl olacaktı hangi huzur ve para ile yapılacaktı....
Lütfen akıllı olun, aklı selim olun Devletinizin aklına ve Devletinize güvenin....
Yaşadığımız sürece Lütfen bir de bu pencereden bakın...
Bakın ki birilerine oyuncak, maşa, kukla olmayın...
Yıllarca biz kaybedenlerdik Türkler ve Kürtler olarak.
Artık birlikte kazanmanın yollarını arayıp bulmanın ve bu yolda beraber yürümenin zamanı değil mi ???
@tezcanah@sedattbozkurtt@gulerkomurcu@malikulat
✏️ Devletin devlet meselesi…
🗣️Bu ülkede esas maliyet terör maliyeti değildir. Esas maliyet Türk ve Kürt toplumları arasında oluşan kutuplaşmanın ve yok olan toplumsal huzurun barışın ve bunun sonucunda kaybolan ülkenin değerlerinin maliyetidir.
@45fatihozsumer'in yazısı⬇️
https://t.co/uUSuPUKD2v
Bir Devlet, Devlet olmasının gereğini yapar, yapmalıdır.
Bu sorunda, hamle yapıp ön alıp yapılacak her şeyi yaptık denmesi ve bunun da uygulanması lazım.
Başka türlü terör hiç bir anlamda ortadan kalkmayacak.
Bu ülkede esas maliyet terör maliyeti değildir. Yani harcanan paralar değildir.
Esas maliyet Türk ve Kürt toplumları arasında oluşan kutuplaşmanın ve yok olan toplumsal huzurun barışın ve bunun sonucunda kaybolan ülkenin değerlerinin maliyetidir.
Böyle bir yasal yaklaşım yalnız ve ancak Güçlü bir Hükümete, Milliyetçi unsurların desteği ile olurdu ki burada Bahçeli hepimizi şaşırtan derecede topa girdi.
Ve diğer bir şart Irak ve Suriye' den tam destek alınmasıydı terörle mücadele konusunda, o da sağlandı.
Bu kanun çıkar ama her bir kanadı başka bir yurtdışı istihbarat örgütüne bağlı olan PKK yapılanmasında ne kadar süre ile nasıl karşılık bulur burası ciddi bir soru işareti.
Bundan sonrası için Kandil- İmralı- Edirne ve Ankara Dem Parti Genel Merkezi dörtlüsünde gösterilecek iyi niyet ve çabalar sürecin kalan kısmını belirleyecektir.
Bu kanunun ve bu bağlamda bundan sonra yürütülecek, kanuni sosyal, askeri ve toplumsal süreçlerin temel amacı Kürt Toplumu ile PKK arasındaki bağın artık gayri meşrulaştırılmasıdır.
PKK'nın taban bulduğu Kürt halkına söyleyecek üretecek bahanesi kalmamıştır.
Kürt gençlerini dağa yada bölücü siyasete davet edecek haklı gerekçeleri kalmamıştır.
Apo'nun Adada tecriti dahil, Demirtaş' ın tahliyesi dahil çıkarılacak af yasaları dahil Devlet tüm gerekçeleri bir bir ortadan kaldırmalıdır, kaldırıyor.
Milliyetçi duyguların zamanıdır ama yapılanların bu ülkenin Milli Menfaatlerinin ön planda tutulması adına Milliyetçilik yapmanın zamanıdır.
45 yıllık bir habis tümor bir tedavi ile bir ameliyatla bitmez.
Bu süreçte karşılıklı olarak tahrik etmeden, tahriklere kapılmadan, elalemin laflarına kulak asmadan aklı selim ve sabırla devam edilmelidir.
Türkiye her koşulun uygun olduğu bu fırsatı mutlaka iyi değerlendirmelidir.
Başarısızlık durumunda tekrar deneme şansı ne zaman gelir belli olmaz.....
Belediyelerin ve İl Özel İdarelerin aydınlatma katkı payının arttırılmasına ilk söylenecek söz " bu kadar mı sıkışığız"
Üstelik elektrik, yerli kaynaklarla elektrik üretiminde rekorlar kırarken...
Ama bu pay arttırma yerine Devlet bu kurumlara güneş enerjili ve fotoselli aydınlatmalara geçiş için makul bir süre verse ve Devletin payı oranınca maliyetinize katkıda bulunacağız deyip bir de İlbank üzerinden bunu kredilendirse hatta belediye yada özel idareye bu iş için Yeşil Dönüşüm kapsamında yurt dışı kaynak bulmada kolaylık gösterse ve bu maliyet kalemini kökünden ortadan kaldırsak daha iyi olmaz mı ???
Tamam siyaset, tamam iktidar tamam muhalefet tamam seçim tamam tamam tamam ama biz vatandaşız hep beraber Türkiye' yiz ve bu kurumlar bizim hepimizin...
3 sene sonra birileri batık belediyeleri aldıkları zaman ve bu batıklıkla devam ettiği zaman, bu para maliyetleri ile bu işler çok daha zor olmayacak mı ?
Enkaz haline gelen bir ev tadilatla ayağa kalkmaz ki ...
Kurşunda bizim, silahta bizim, sıkan da biziz ve sıktığımız da aslında bizim kendi ayağımız.
İnsanın 2 ayağı var. Sağdan mermi yerse sol iş görmeye yetmez , soldan mermi yerse sağ iş görmeye yetmez ...
Sağ ayakta bizim Sol ayakta...
Bu ülke bu memleket bizim...
@sedattbozkurtt@gulerkomurcu@alphanmanas@muhammedvefa
Dünyanın fındık üretiminin en büyüğünü ve en kalitelisini Ülkemiz yapıyor.
Dolayısıyla da dünyanın en büyük Fındık İhracatcısı da biziz.
Buna rağmen dünya Fındık Borsası Londra' da.
Biz ne dersek diyelim dünyaya kaça satacağımızı aslında Londra belirliyor.
Fındık Kremasında dünyanın en büyüğü İtalyan Ferrero.
Ve bu markanın en büyük üretim merkezi yani fabrikası ülkemizde Manisa'da OSB'de...
Şimdi Tadelle Sağra ve Fiskobirlik Torku hatta Ülker benzer ürünlerde üretim yapıyor veya yaptı ve hepsinin toplam ülke için pazar payı Ferrero'nun yani Nutella' nın çeyreği bile değil...
Oysa Devlet zamanında bu işi yapan firmalarımızın küresel marka olma yolunda önünü açıp desteklemeler verseydi bu ürünü dünyada en iyi biz yapıp en çok biz satacağız hedefini koyup uygulasaydı bizim de bir Nutella markamız olması içten bile değildi.
Bu şans aslında hala var.
Ya mevcut firmalar küresel marka olma yolunda desteklenerek veya yeni bir Girişimci ortaya çıkartılarak yada Varlık Fonu eliyle böyle bir küresel markamızı hala oluşturabiliriz.
Ve bunu daha da geç kalmadan mutlaka yapmalıyız.
Sanayi savunma teknoloji Ok, ama kendi Tarımsal Üretimimizi kendi katma değerli ürünlere çeviremezsek, küresel yada bölgesel firma ve markalarımızı ortaya çıkarmazsak ne gıda enflasyonu bitirebilir ne de modern çiftçiliğe geçebiliriz.
Dünyanın en büyük teknoloji silah ilaç kimya ihracatçısı olan ülkeler aynı zamanda Dünyanın ilk 10 Tarım Ürünü Gıda ihracatçısı...
@hcanercan Özelleştirmeden sonra dağıtım şirketleri devlet zamanında yapılan yenileme ve bakımların yeni yatırımların neredeyse yüzde 10'unu yapıyor kar marjını arttırmak amacıyla.
Arz değil İLETİM sıkıntısı var....
Öğrenmemiz gereken bir kural var:
Biri sizden iyilik istemedikçe ona iyilik yapmayın.
İyilik yapanın düşmanı olur, değerinizi azaltır, ya sömürülür ya nefret çekersiniz.
Çünkü çoğu insan iyiliğin altında ezilir, kim olursa olsun, aileniz bile olsa.
Kendini borçlu hisseder.
Kendini yetersiz hisseder.
Egosu incinir.
Ve zamanla size minnet duymak yerine sizden rahatsız olmaya başlar.
İnsanlar bazen kendilerine en çok fedakarlık yapan kişiden nefret eder.
Çünkü o kişi, onlara sürekli ne kadar muhtaç olduklarını hatırlatır.
Kimsenin kurtarıcısı olmaya çalışmayın.
İsteyen insana ya da isteyemecek kadar zor durumda olana çıkarsızca el uzatın.
İstemeyen insanı ise kendi yoluna bırakın.
Kimsenin kurtarıcısı olmayın, kimseye istemediği halde iyilik yapmayın, sevgi dilenmeyin.
Bu yüzden iyiliği herkese değil, gerçekten ihtiyaç duyan ve kabul eden insana yapın, istisnasız.