Turizm sektörünün bize dayattığı en büyük illüzyonlardan biri: "Yazın sıcaktan kavrulan şehirden kaçıp, daha da sıcak olan tatil beldesine gitmek."
Kışın hava 0 dereceyken, daha da soğuk olan -10 derecedeki kayak merkezlerine hücum ediyoruz. Yazın İstanbul 32 dereceyken, 42 derece olan Bodrum’a, Antalya’ya ya da Kıbrıs’a kaçıyoruz. Zaten bunalmışken, neden kendimizi daha çok yakıyoruz? Ben bu ezberi uzun süre önce bozdum. Benim için yaz tatili; yüksek rakımlı yaylalar, Karadeniz ve nefes alabildiğim, terlemeden gerçekten dinlenebildiğim serin rotalar demek.
Deniz tatili yapacaksam da herkesin şehre döndüğü Eylül ve Ekim aylarını bekliyorum. Deniz suyu hala sıcacık, hava bunaltmıyor, plajlar boşalmış ve fiyatlar yarı fiyatına düşmüş oluyor. Asıl lüks, 45 derece güneşin altında kavrulup tatil bitiminde şehre daha yorgun dönmek değil; rahat rahat dolaşabildiğin, gerçekten dinlenebildiğin bir tatil yapmak.
Ben mi çok ters köşe düşünüyorum, yoksa bu çılgınlığa benim gibi direnen başkaları da var mı?
Köfteci Yusuf personel ilanı açmış.
Maaş 40.000 TL.
Asgari ücretin 28 bin TL olduğu bir yerde, piyasadan %42 daha fazla maaş veriyorlar.
▫️8.500 TL bayram primi
▫️Doğum günlerinde 2.500 TL hediye çeki
▫️Her ay kasap bölümünden erzak yardımı
▫️Performansa bağlı zam
▫️Günde 2 öğün yemek
▫️Servis ya da aylık akbil ücreti
▫️Özel sağlık sigortası gibi güzellikleri de var.
Hem ucuza insanları doyuruyor hem de çalışanlarına piyasadan daha fazla maaş ödüyor.
Tempo çok yoğun ama AVM’lerde gördüğünüz o burgerciler olsun, kurumsal yerler olsun, çalışanlara asgari ücret veriyorlar. Bu kadar yan hak da çoğu yerde yok.
Bence müşteriyi mutlu ettikleri gibi çalışanlarını da mutlu ediyorlar.
Yunan adasına tatile giden bir vatandaş Türkiye’deki fiyatlara tepki gösterip “Yunan hayranı değiliz” dedi:
Bak, burası Samos’un en güzel sahili, hemen karşısı Kuşadası. Aynı şey Bodrum için de geçerli; hemen karşısı Kos.
Burada şezlonglar 4-5 avro iken (plajlara giriş zaten ücretsiz), karşıda 3 bin liradan başlıyor.
Burada yediğiniz, içtiğiniz 3-4 avro, 5 avro iken karşıda binlerce TL ödemek zorunda kalıyorsunuz.
Buralarda peşkeş yok, oralarda fazlasıyla var.
Buralarda deniz, kumsal tertemiz; karşıda aynı hassasiyet yok.
İşte bu yüzden insanlar buralara geliyor arkadaşlar. Kimsenin Yunan hayranı falan olduğu yok!
Zaten insanlar senede birkaç hafta tatil yapıyor.
Huzur içinde, kazıklanmadan, kafa dinlemek ve rahat rahat tatil yapmak için buralara geliyorlar.
Önce bu farkı anlayalım, hakkımızı arayalım.
📹 Reshontheway
Konuşan cumhurbaşkanı Erdoğan.
Yer meclis grup toplantısı.
Yunanistan’a mülteci akını olunca Avrupa birliği anında 350 milyon 350 milyon olmak üzere 700 milyon Euro para yardımı yapıyor. Türkiye uzun yıllardır milyonlarca mülteciyi ülkesinde barındırıyor Avrupa birliği gerekli parayı vermiyor bunu söyleyen cumhurbaşkanı Erdoğan. O zaman bu mülteciler hala niye ülkede kalmaya devam etti? cevap yok. cumhurbaşkanı Erdoğan bu noktada ne dese beğenirsiniz. Madem diyor Avrupa birliği bu parayı vermiyor ben Türkiye cumhuriyeti vatandaşların cebinden harcarım diyor. Üzerine başka bir ifade kullanmıyorum AKP ve MHP’liler devamını onlar söylesin. Ve bu tarihte diyor ki halkın cebinden 40 milyar $ harcadım. Halkın cebinden bir 40 milyar $ daha harcarım. ben Türkiye’ye zarar verdim ve Türkiye’ye zarar vermeye devam edeceğim diye doğrudan kürsüde söyleyen cumhurbaşkanı Erdoğan.
@PiyasaTturkiye Birde anne sütü içip , marketten mama maliyeti olmayan bebekler kdv siz haksız kazanç elde etmekte , konu ile ilgilenmenizi önemle rica ederim sayın bakanım.
Bakanım artık neyden vergi alacağını şaşırdı.
Şöyle yapalım; cam tavan vergisi, opsiyonlu araç vergisi, teker ebat vergisi, sürüş modu vergisi, gösterge vergisi, vites topuzu vergisi..
Elini korkak alıştırmasın bakanım daha bir sürü vergi yükü var yükleyin yükleyebildiğiniz kadar. Nasıl olsa bu millet bir şekilde ödüyor.
Mühendisler yıllarca,araçların yol tutuşunu artırıp hayat kurtarsın diye 4x4 (AWD) sistemlerini geliştirdi.
Bizde ise konuya bambaşka bir açıdan bakıldı:
“Madem hayat kurtarıyor,o zaman vergisi de farklı olsun.”
Gerçekten kendine has bir vizyon. 🤝
In a world where superstars often glide past the very people who fuel their dreams, Erling Haaland chose a different path—one that made America fall head over heels for the Norwegian giant.
Imagine: The tunnel lights glow as players from other teams stride by, heads down, media microphones ignored, little hands waving eagerly for a glance that never comes. Then comes Haaland—towering, unstoppable on the pitch, yet he slows, crouches low, and meets those bright eyes at their level. A high-five here, a warm smile there, a moment that turns a child’s ordinary day into pure magic. It’s the kind of kindness that costs nothing but lingers forever.
That’s why America embraced him so completely. In a sport (and a spotlight) that can breed distance and ego, Haaland reminds us what true greatness looks like. He understands that being elite doesn’t mean acting superior—it means remembering the fans, especially the smallest ones, who see in him the hero they want to become. Whether it’s signing jerseys for grieving families, surprising kids in the hospital dressed as Santa, or sharing goofy Snapchat filters and self-deprecating laughs that show he’s just as human as the rest of us, Haaland leads with heart.
He’s the teammate who celebrates others’ goals with bigger hugs than his own. The athlete who laughs at himself, bangs the drum with fans after massive wins, and treats every interaction like it matters—because to him, it does. No barriers. No “I’m too important for this.” Just a gentle giant proving that real strength includes softness, humility, and making space for joy.
In these divided times, Haaland’s warmth cuts through. He’s not just scoring goals—he’s scoring points in our hearts by showing that kindness is the ultimate power move. America didn’t just fall for the beast on the field. We fell for the man who never forgets the people cheering him on. Thank you, Erling, for reminding us all: It takes nothing to be kind… and everything to be unforgettable.
Thank you @Erling for the memories.
America
🔴 Işık Ökte:
"Ben hayatımda bu kadar yanlış uygulama yapılan bir borsa görmedim.
Burada tek gülen taraf makinelerin yarattığı kar. Böyle bir borsa yönetimi olur mu?
Sanki tek bir istekleri var: Halka arz yapmak!"
#Bist100#Halkaarz
🟨 Altın Ons Yorumu
Ons altın, 4.055 doların altına yeniden sarkarak satış baskısını artırdı. Akşam saatlerinde gözler bir kez daha 3.970 dolar desteğine çevrilmiş durumda
Dikkat çeken nokta şu: 3.970 seviyesi artık çok fazla test edildi. Bir destek ne kadar çok test edilirse kırılma ihtimali de o kadar artar ‼️
Son “Trader’ın Not Defteri” yayınında da anlattığım gibi, 3.970 altında kalıcılık oluşması halinde 3.600 dolar bandına doğru yeni bir fiyatlama sürecinin önü açılabilir
Bu nedenle bugün ve yarın, ons altın açısından orta vadeli yönün belirlenebileceği kritik günler olarak görüyorum ‼️✅
Yatırım kararlarınızı tek bir seviyeye göre değil, fiyatın bu bölgede göstereceği tepkiye göre şekillendirmenizde fayda var diyorum
Eve konuşan otomatik çay demleme makinesi aldık. Su kaynayınca, "Su ısındı, şimdi çayınızı demliyorum." diye sesli uyarıda bulundu.
Eşimle birbirimize baktık, "Vay be!" gibisinden.
Çayı demledikten sonra da "İçeceğiniz hazır." diye seslendi bize.
"Helal olsun, ne makineymiş." dedik.
Aslında bozulan makinemiz de otomatik demlerdi ama konuşmadığı için bizden hiç övgü almamıştı.
İşte hayat da böyledir arkadaşlar.
Siz işinizi ne kadar iyi ve doğru yapsanız da, aynı hatta daha basit bir işi şovunu yaparak, göstere göstere yapan kişi sizden daha çok övgü alır ve daha değerli olur.
Fatih Düz
@drfaithdz
Almanya'da öğretmen idareyle muhatap olmuyor. Öğrenci sınıfta olumsuz davranış yapıyorsa, defter-kitap getirmemişse öğretmen sistemde (e-okula) tik işareti koyuyor. Öğrenci üç tik işareti aldığında veliye otomatik olarak uyarı mesajı gidiyor. Beş tik aldığında beş gün uzaklaştırma alıyor. Bu tikler artarsa, okul değiştirme. İleride işe girerken, ondan okul belgesi isteniyor. Bu belgede, aldığı notlar ve cezalar yer alıyor. Kişi bir süpermarkete, araba tamircisine bile girse, belge isteniyor. Belgede durumu kötüyse, işe alınmıyor.
Bizim milletvekillerimizin maaşıda oy birliğiyle %15 zam ile 512.000 tl oldu. Boş zamanlarında ne kadar zam yapsak ne kadar çok alsak diye düşünüyorlar herhalde.
Siyasetçilerin halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıyı dikkate alması gerekli. Keşke Almanya’da ki bu anlayış bizim siyasetçilere örnek olsa..
Almanya'da milletvekilleri, maaşlarına gelecek 500 euroluk zammı oy birliğiyle reddetti. (DW)
Gerekçe: Halk ile dayanışma içinde olduklarını göstermek.
Usta sanatçı Şener Şen'in milyonluk teklifleri elinin tersiyle itip "Neden hiç dizilerde oynamıyorsun?" diyenlere sektörün içyüzünü ifşa ettiği o efsane cevabı:
🔶 Bana sürekli "Televizyona neden iş yapmıyorsun, neden dizilerde yoksun?" diye soruyorlar. Sağ olsunlar teklif de eksik olmuyor ama kabul etmiyorum.
🔶 Bizim zamanımızda 90 dakikalık bir sinema filmini hakkını vererek çekmek için en az 2-3 ay gece gündüz çalışırdık. Çekerdik, beğenmezdik, bir daha çekerdik.
🔶 Şimdi bakıyorum, televizyonda her hafta yayınlanan dizilerin süresi 150 dakikaya çıkmış. Ve bu insanlar 150 dakikalık o içeriği sadece 5-6 günde çekip kanala yetiştirmek zorundalar.
🔶 Bu akıl işi değil. Bu kadar kısa sürede yaratıcılık olmaz, duygu geçmez, orada sanat falan da yapılmaz. O ancak fabrikasyon üretim olur.
🔶 Sırf daha çok para kazanacağım diye o kalitesizliğin, insanlık dışı şartlarda sabahlara kadar çalıştırılan o set işçilerinin sömürüldüğü çarkın bir parçası olmak istemiyorum.
🔶 Benim o tempoya ne enerjim müsait ne de sanat anlayışım. Seyirci beni affetsin ama ben o fabrikasyon sistemin içine girmem.
Yunanistan, Türk turistlerden yıllık $750.000.000 (35.250.000.000 TL) gelir elde ediyor.
Türkiye Turizmindeki esnafların büyük başarısı bu.. Hepsini ayakta alkışlayalım.. 👏👏👏
Örnek ; Şuan Muğla'da Köy yolunda barakada gözleme yapan teyzeler bile 1 gözlemeyi 500 - 750 TL na millete saplıyor..
Ekonomist Ege Cansen:
“Uzun yıllar sanayide çalıştım.
30 sene Anadolu Grubu’nun üst yönetiminde bulundum.”
“Şirketlerden biri de Faber-Castell ortaklığıyla kurulan Adel Kalemcilik’ti.
Biz kurşun kalem üretiyorduk.”
“Çin’den ise bizim sadece malzeme maliyetimizden daha düşük fiyata bitmiş ve kutulanmış kalem geliyordu.”
Ürün Çin’de üretiliyor, gemiyle taşınıyor, toptancıdan ve gümrükten geçiyor ama yine de bizim hammadde maliyetimizden daha ucuza satılıyordu.
Çin’den sadece ağacı, grafiti ve kalemin dışındaki boyayı getirsek, burada hiçbir işlem yapmasak yine Çin’den gelen bitmiş kalemden daha pahalıya mal ediyorduk.
İşçisi var, lojistiği var, kutusu var, satıcısı var. Buna rağmen ürün Türkiye’ye kadar gelip bizim ham madde fiyatımızın altında satılabiliyordu.
Uzun süre bunun nasıl mümkün olduğunu çözmeye çalıştım.
Biz başta Çin’in zararına satış yaptığını düşünüyorduk. “Bu fiyata üç ay satar, sonra batarlar.” diyorduk. Fakat batmadılar.
Çin’de tarımda yüz milyonlarca insan vardı ve büyük bir gizli işsizlik bulunuyordu. Bu insanlar hiçbir şey üretmese bile yemek yiyor ve yaşamlarını sürdürüyordu.
Çin, tarımdaki işsizleri sanayiye taşıdı. Onlara düşük ücretle iş verdi ve ürettikleri malları ihraç etti.
Çinliler maliyete tek bir firma üzerinden bakmadı.
Gömlek fabrikasındaki işçiliğin yanı sıra kumaş fabrikasını, iplik fabrikasını ve tarımı birlikte değerlendirdiler.
Tarladan fabrikaya kadar bütün üretim zincirindeki emeği düşük maliyetle organize ettiklerinde, ürünün toplam maliyeti de çok düşük hâle geldi…