Bugün kamuoyuna yansıyan Irmak Ayşe Koparan öğretmenimizin başına gelenler, yıllardır dile getirilen birçok sorunu yeniden gözler önüne sermiştir. Bir çalışan yıllarca mobbinge maruz kaldığında, defalarca dilekçe verdiğinde, yardım istediğinde ve yaşadığı sorunları anlattığında çoğu zaman kimse harekete geçmez. Şikâyetler görmezden gelinir, süreçler ağır işler, sorumluluklar ertelenir. Ancak olay trajik bir noktaya ulaşıp kamuoyunun gündemine taşındığında bir anda soruşturmalar açılır, görevden almalar gerçekleşir ve herkes sorumluluk aldığını göstermeye çalışır.
Oysa burada sorgulanması gereken yalnızca son aşamada adı geçen kişiler değildir. Eğer yıllar boyunca yapılan başvurular, şikâyetler ve uyarılar dikkate alınmadıysa; eğer denetim mekanizmaları zamanında işletilmediyse; eğer bir insanın yaşadığı sorunlar çözülmek yerine görmezden gelindiyse, o zaman mesele yalnızca birkaç kişiden ibaret değildir. O zaman sorgulanması gereken, sürecin tamamı ve bu sürecin içinde yer alan tüm idari mekanizmalardır.
Gerçek adalet, olay basına yansıdıktan sonra birkaç kişiyi görevden almakla sağlanmaz. Gerçek adalet; kimlerin neyi bildiğinin, hangi başvuruların yapıldığının, hangi işlemlerin yapılıp hangilerinin yapılmadığının ve ihmalin hangi aşamalarda ortaya çıktığının eksiksiz şekilde ortaya konulmasıyla sağlanır. Çünkü mobbing yalnızca onu uygulayan kişinin değil, onu görüp sessiz kalanların, gerekli yetkiye sahip olduğu hâlde müdahale etmeyenlerin ve sorumluluğunu yerine getirmeyen yapıların da meselesidir. Bir insanın yardım çağrıları duyulmadıysa, sorgulanması gereken yalnızca sonuç değil, o sonuca giden bütün süreçtir.
#Irmaköğretmeniçinadalet #IRMAKÖĞRETMENİÇİNADALET
Siyasette yanlış bulduğum politikaları sosyal medyada eleştirecek kadar cesurdum. Kendime özgü bir giyim tarzım vardı. Bazı insanlara göre marjinal sayılabilirdim ama benim için önemli olan görünüş değil, insanın ahlakı ve vicdanıydı.
İşimde her zaman özverili çalıştım. İş arkadaşlarıma ve amirlerime saygılı davrandım. Sınırlarımın fazlasıyla zorlandığı durumlarda bile kimseye hakaret etmedim, küfür etmedim, saygısızlık yapmadım.
Ben yalnızca yetenekleri olan bir sanatçı değil, kişiliğiyle de sanatçı olmaya çalışan bir insandım. Toplumsal sorumluluk duygusu yüksek, adalet duygusunu önemseyen, otoriteyi ve siyasal kararları sorgulayabilen, insan onurunu ve evrensel ahlak ilkelerini merkeze alan bir bakış açısına sahiptim. Kimsenin yalakası ya da körü körüne takipçisi olmadım. Sosyolojiye, psikolojiye, felsefeye ve sanata ilgi duyan; sürekli öğrenmeye ve kendini geliştirmeye çalışan bir zihnim vardı.
Ancak böyle özelliklere sahip olduğunuzda, özellikle de bunları açıkça yaşadığınızda, bazı insanlarda rahatsızlık yaratabilirsiniz. Çünkü kimi insanlar sizde gördüğü özelliklerin kendisinde olmadığını fark eder. Bağımsız düşünebilmeyi, özgün olabilmeyi, sorgulayabilmeyi, üretken olabilmeyi ister ama buna ulaşamaz. Bu durumda sizi anlamaya çalışmak yerine sizi değersizleştirmeyi seçer.
Bir zorba, hedef aldığı insanı doğrudan olduğu gibi anlatmaz. Onu çarpıtarak anlatır. Hakkında söylentiler üretir, farklı çevrelere farklı etiketler yapıştırır ve zamanla insanların zihninde gerçeği yansıtmayan bir karakter inşa eder. Sonunda ortada onlarca farklı suçlama, önyargı ve etiket dolaşır; fakat bunların hiçbiri o kişinin gerçek kimliğiyle örtüşmez.
Türkiye'de ise buna zemin hazırlayan başka bir sorun daha vardır. İnsanların bir kısmı hâlâ kişilerin ahlakını, dürüstlüğünü ve karakterini davranışlarından çok kimlikleri üzerinden değerlendirmektedir. Belirli siyasi görüşlere sahip olmak, belirli sembolleri taşımak ya da belirli çevrelere yakın olmak bazen kişiye peşinen güvenilirlik kazandırabilmektedir. Oysa insanın karakterini belirleyen şey bunlar değil; başkalarına nasıl davrandığı, adalet karşısındaki tutumu ve vicdanıdır.
Bu nedenle bazı kurumlarda liyakat yerine sadakat ön plana çıkabilmektedir. İnsanların ne kadar iyi iş yaptığına, ne kadar üretken olduğuna ya da ne kadar etik davrandığına bakılmak yerine, kimin yanında durduğu daha önemli hâle gelebilmektedir. Böyle ortamlarda mobbing çoğu zaman görmezden gelinir, üstü örtülür veya meşrulaştırılır.
Ne zaman ki olaylar büyür, kamuoyu tepki gösterir ya da kurumun itibarı zarar görmeye başlar, işte o zaman yıllarca sessiz kalan yöneticiler harekete geçer. Ancak amaç çoğu zaman adaleti sağlamak değil, oluşan tepkiyi yönetmektir. Bir süreliğine bir günah keçisi bulunur, sorumluluk birkaç kişinin üzerine yıkılır ve sistem kendisini aklamaya çalışır. Oysa sorun yalnızca zorbanın kendisi değil, o zorbalığa yıllarca göz yuman yapının tamamıdır.
Bu yüzden kamudaki mobbing vakalarının önemli bir kısmı yalnızca bireysel karakter sorunlarıyla açıklanamaz. Bunlar aynı zamanda liyakatin geri plana itildiği, eleştirel düşüncenin hoş karşılanmadığı ve sadakatin ödüllendirildiği kurumsal kültürlerin de bir sonucudur.
#IrmakAyşeKoparan #IRMAKÖĞRETMENİÇİNADALET @meb@adalet_bakanlik
Basit biyolojik canlılar değiliz, bilincimiz, duygularımız, düşüncelerimiz var, çok karmaşık, komplike canlılarız ve dizayn olarak her bir sistemin, her bir organın birbiri ile yapısı, uyumu adeta müthiş bir mühendislik, mimarlık eseri...tüm bunlar boşuna olamaz... ölümle birlikte bütün sırrı öğrenecek miyiz? yoksa "Sır", ölümle dahi aydınlanamayacak kadar özel ve gizemli kalmaya devam mı edecek? taki herşeyin sıfırlanıp tekliğe, birliğe dönüştüğü ana kadar... yoksa tüm bu devasa kozmosta yaşam bir yerlede sonsuza kadar devam ederek tanrının varlığı ve deneyimi sükûtla sübut etmeye devam mı edecek ?
Indigo Tomris
30.05.2026
#Felsefe #Varoluş #Varlık #Bilinç #Tanrı #Yaratılış #Kozmos #Yaşam #Ölüm #Hakikat #Tefekkür #Spiritüalizm #Tasavvuf #Vahdet_ivücût
https://t.co/fyESHMqBVx
Yukarıdaki link kahve dünyası adına açılmış Kişisel bilgileri çalmak uzere kurgulanmış dolandırıcılık sitesidir. Kimler kurdu, amaclari ne yakalansınlar ve kamuoyuna bilgilendirme yapılsın
@kahvedunyasi@adalet_bakanlik@TC_icisleri@EmniyetGM
#dolandırıcılıklamücadele
#siberdolandırıcılar
Bu tarz olaylar yüzünden artık hic bir vatandaşın devlet kurumlarına güveni kalmamıştır. Liyakatli değil siyasal sadakati gözeterek kadrolaştığınız için nerede it, kopuk, vicdansız, ahlaksız, erdemsiz, namuzsuz hırtolar varsa devlet kadrolarına soktunuz. Ya istifa edin ya da bu ülkeyi güzel yönetin YETER ARTIK YA YETER YETER
#GülistanDoku
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Bunların kimlikleri tesbit edilip hepsi hangi örgütün hangi yapılaşmanın maşasi olmuşlar, bu çocukları kim böyle kullaniyor, karşılığında ne veriyorlar, hersey araştırılıp incelenmeli! Üzeri kapatılmamalı! Yeter artik elinizin ucu ile yaptığınız her tatbikat daha büyük olaylara sebep oluyor!
#c31ktutuklansın
Bu millet dediği millet degil kendi silahlı militanlarıdir, millet kılıfına sokuyorlar! Asil bu millet dediğiniz tam da evlatlarıni kaybeden eylemen giden o halkın kendisidir. Devlete görev ve sorumluluklarını hatırlatmak suç degil en dogal demokratik haktır! Halkın sesini, talebini, acısını, tepkisini, isyanını duymaya tahammülü olmayan hükümet ve adamları sizler bu ülkeyi bu hale getirdiniz utanmadan hala milleti tehdit ediyorsunuz, Allah sizleri başimizdan alsin yeter artik ya
@nasuhbektas Ne güzel ya amk milletin çoluğunu cocugu darp etsin yakayamayin ceza veremeyin sonra da elinizden kaçırın birde bu iyi birşey gibi telkin cümlesi yapin! Ne malum kaçtığı ne malum geri girmediği. Kimliği belirli mi bunlarin
Türküm doğruyum, çalışkanım diye başlayan bir öğrenci andı vardı neden yasaklandı! Kelimelerin gücü vardır, her sabah "...ilkem küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden cok sevmektir..." diyen çocukların zihninde, ruhunda Kelimelerin gücü, enerjisi olumlu etki yaratıyordu... katılanlar beğensin...
@aykiri Bu öğretmen simdi öz evladını kaybetmiş gibi acı çekiyor. Hepimiz cok üzgünüz ama Orada ki bütün ögretmenlerin acısını tahmin edebiliyorum. Biz öğretmenler öğrencilerimizi gerçekten evladımiz gibj görüyoruz Bu yüzden oğlum, kızım diye hitap ederiz.
Bazı aileler çocuklarında nörolojik ya da ruhsal sorun olduğunu kabul etmiyor. Öğretmen RAM’a yönlendirdiğinde öğretmene saldıran, tehdit edenler dahi oldu, okul idaresi, Milli Eğitim, hatta CİMER’e kadar gidiliyor şikayetleri. Sonuç? Herkesin eli kolu bağlanıyor.
Çocuk uzman değerlendirmesi almadan, “kaynaştırma” adı altında ya da tamamen normal öğrenci gibi sisteme bırakılıyor. “Akranlarıyla düzelir” deniyor ama bu her zaman işe yaramaz. Nörolojik bir durum sosyalleşmeyle geçmez.
Bu çocuklar ihtiyaç duydukları destek, terapi ve eğitimi alamadıkça daha da zorlanıyor. Uyum sağlayamadıkça problem derinleşiyor. Sonra kavga, şiddet, kaos…
Böyle çocukları neye yönlendirirsen, ona takılı kalır. Doğru yönlendirilse bilimde, sanatta parlayabilir. Ama yanlış yönlendirilirse sonuçları ağır olur. Bu mesele “disiplin” değil, uzmanlık gerektiren bir durum.
Yani: Bazı çocuklar için öğretmenin RAM’a yönlendirmesi bir tercih değil, gerekliliktir. Bu noktada süreç aile inisiyatifine bırakılmamalı; itiraz hakkı olabilir ama değerlendirme mutlaka yapılmalı. Çünkü bu sadece ailenin değil, çocuğun ve toplumun da meselesidir.
Bu süreç tek görüşmeyle geçiştirilemez. Birden fazla uzmanın yer aldığı, zamana yayılan bir değerlendirme yapılmalı. Gerekirse uzmanlar okula gelip çocuğu doğal ortamında gözlemlemeli; öğretmenlerin ve rehberlik servisinin görüşleri alınmalı. Amaç etiketlemek değil, doğruyu bulmak.
Aynı zamanda aile de değerlendirilmeli. Sosyoekonomik durum, ebeveyn tutumları, çocuğun yaşam koşulları… Çünkü sorun sadece çocukta olmayabilir; çevresel ve biyolojik etkenler birlikte ele alınmalı.
Bu iş sadece Milli Eğitim’in işi değil.
Sağlık Bakanlığı (psikiyatri, nöroloji),
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı,
Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri,
üniversiteler ve uzman dernekler birlikte çalışmalı.
Asıl mesele şu: kriz olduktan sonra okula polis koymak çözüm değil. Güvenlik önlem alır ama sorunu çözmez. Devletin görevi, risk oluşmadan önce tespit etmek ve müdahale etmektir.
Okul, çocukları topluma hazırladığımız yer. Kuralları sadece cezadan korktukları için değil, içselleştirerek öğrenmeleri gerekiyor. Bu yüzden erken tespit, doğru yönlendirme ve çok disiplinli bir sistem şart.
Kısacası:
Öğretmen işaret ediyorsa süreç otomatik başlamalı,
değerlendirme derin ve çok yönlü olmalı,
aile dahil herkes sürecin parçası olmalı,
ve çözüm güvenlikte değil, sistemin başında kurulmalı.
Indigo Tomris
@tcmeb@RTErdogan@tcailesosyal@TC_icisleri@adalet_bakanlik@EmniyetGM@sivasvaliligi
Yasemin Akıncılar'ın kimlerle, neyle dövüştüğünü artık görün! Benim evladımın canı yandı, sizin çocuklarınızınki yanmasın diye kendini ateşe atıyor bu kadın. Ona çok şey borçlusunuz. Adalet gelene kadar bu ses susmayacak, herkes safını seçsin.
Haaaahhh aferin aferin normalleştirin, küçümseyin, ensar vakfinda ki olaya bir kereden birşey olmaz denildiği gibi. Hay sizin america avrupa kiyaslamaniza sokayim ya , ya biz Turk milletiyiz bizim manevi değerlerimize kültürümüze vicdan yasamiza göre bakın olaylara o zaman anlarsiniz ne kadar korkunc bir sosyal çürümenin icinde olduğumuzu
Tv ve sosyal medyadaki genel ahlaki bozan senaryoları ve mafyatik, siddet içerikli dizileri YASAKLAYIN! Pc oyunlarının erişimini kısıtlayın. Ailelere çocuk egitimi konusunda bilimsel pedagojik ağırlıklı eğitimleri zorunlu yapın. Aile okulları kurulabilir. Tüm okullarda pdr sayısını artırın, güvenlik ve x_ray cihazları başta okullar olmak üzere tüm kamu binalarında zorunlu olmalı. Eğitim sisteminde millileşecek reformlar yapılmalı. Çocuklar ilk okul 4 kadar sadece temel yetenek Türkçe, matematik alsa yeterli, ağırlıklı olarak; erdemli, vicdanlı, toplumsal sorumluluklarını bilen bireyler olmak üzere egitim verilmeli, bu ilk 4 yıl içinde de çocuklara ilgi ve yeteneklerini keşfedecekleri ve geliştirecekleri alternatif eğitim ortamları hazırlanmalı, klasik egitim sistemi artık çocukların psikolojisine uygun değil. 10_12 yaş arası yetenekleri ve meslek yönelimleri az çok ortaya çıkıyor sonrasında ise direkt alanlara göre egitim verilmeli. Yapacağı meslege göre egitim verilmeli. Bütün çocuklara liseye kadar bütün dersleri ögretmek günümüz insan psikolojisine de uygun degil meslek hayatinda da faydalı degil. Sınav merkezli degil ilgi ve yetenege göre yerleştiren egitim sistemi olmalı bunun icinde ülkenin en az 20 yıllık iş ve meslek elemanlarına ihtiyaç istihdam ve yetiştirme alanları planlanmalı. Burada ilgili bakanlıklar iş birliği içinde bunları planlamalı; egitim, ekonomi, çalışma ve sosyal işler, yök vs vs hepsi bir arada çalışmalı. Ve en önemlisi sahada ki personellerle bu politikalar geliştirilmeli. Akademisyenler, ögretmenler başta olmak üzere her meslek elemanından en az üç kişinin kurulda olması lazım. Onlarda sahada görüşmeler ile kurula bilgi sağlayabilirler. Yani birşey ha deyince olmaz, zemini saglam etüt çalışması disiplinlerarası olmalı. Tüm bunları yüksek zekalı aspergerli bir öğretmen olarak yazıyorum. Ve son olarak kurum amirlerini siyasi sadakate göre degil LİYAKATA GÖRE yerleştirin.
Tv ve sosyal medyadaki genel ahlaki bozan senaryoları ve mafyatik, siddet içerikli dizileri YASAKLAYIN! Pc oyunlarının erişimini kısıtlayın. Ailelere çocuk egitimi konusunda bilimsel pedagojik ağırlıklı eğitimleri zorunlu yapın. Aile okulları kurulabilir. Tüm okullarda pdr sayısını artırın, güvenlik ve x_ray cihazları başta okullar olmak üzere tüm kamu binalarında zorunlu olmalı. Eğitim sisteminde millileşecek reformlar yapılmalı. Çocuklar ilk okul 4 kadar sadece temel yetenek Türkçe, matematik alsa yeterli, ağırlıklı olarak; erdemli, vicdanlı, toplumsal sorumluluklarını bilen bireyler olmak üzere egitim verilmeli, bu ilk 4 yıl içinde de çocuklara ilgi ve yeteneklerini keşfedecekleri ve geliştirecekleri alternatif eğitim ortamları hazırlanmalı, klasik egitim sistemi artık çocukların psikolojisine uygun değil. 10_12 yaş arası yetenekleri ve meslek yönelimleri az çok ortaya çıkıyor sonrasında ise direkt alanlara göre egitim verilmeli. Yapacağı meslege göre egitim verilmeli. Bütün çocuklara liseye kadar bütün dersleri ögretmek günümüz insan psikolojisine de uygun degil meslek hayatinda da faydalı degil. Sınav merkezli degil ilgi ve yetenege göre yerleştiren egitim sistemi olmalı bunun icinde ülkenin en az 20 yıllık iş ve meslek elemanlarına ihtiyaç istihdam ve yetiştirme alanları planlanmalı. Burada ilgili bakanlıklar iş birliği içinde bunları planlamalı; egitim, ekonomi, çalışma ve sosyal işler, yök vs vs hepsi bir arada çalışmalı. Ve en önemlisi sahada ki personellerle bu politikalar geliştirilmeli. Akademisyenler, ögretmenler başta olmak üzere her meslek elemanından en az üç kişinin kurulda olması lazım. Onlarda sahada görüşmeler ile kurula bilgi sağlayabilirler. Yani birşey ha deyince olmaz, zemini saglam etüt çalışması disiplinlerarası olmalı. Tüm bunları yüksek zekalı aspergerli bir öğretmen olarak yazıyorum. Ve son olarak kurum amirlerini siyasi sadakate göre degil LİYAKATA GÖRE yerleştirin.
@trthabercanli X_ray cihazı tüm kamu binalarında zorunlu olmalı, maliyeti nedir ki bunun, yapay zeka destekli yapilabilir, yüzlerce yazılım mühendisimiz var, kamusal alan güvenliği icin komisyon kurun ve politikalar olusturup eylem plani hazirlayin. Sadece siyasiler degil bilir kişiler olmali
Ben de bir öğretmen olarak söylüyorum hava sahamızdan zehirli gaz salınımlarını, soframızdan hibrit tohumlu gıdaları, cifçilerden pestisitli tarım zehirlerini, sosyal medyadan da kaosu, magandalığı, ahlaksızlığı acilen ÇIKARMANIZ LAZIM. Eğitimde reform yapılmalı, yüksek zeka aspergerli bir öğretmen olarak neyin nasıl yapılacağını koordine edebilirim. Tamamen gönüllü çalışırım. Artık iş bilen sahadaki insanlarla politikalar geliştirin.