PKK terör örgütünün elebaşlarından iki terörist için Tunceli'de düzenlenen anma töreni Türk milletine, terörle mücadelede can veren şehitlerimize, yaralanan gazilerimize hakarettir.
Şiddetle kınıyoruz.
Devlet yetkisini kullananların böyle bir etkinliğe müsaade etmeleri, terör örgütü yanlılarının daha da pervasızca eylemlerinin önünü açar.
Toplumun huzurunun ve ülkemizin dirliğinin bozulmaması için bunun gibi kışkırtıcı etkinliklere izin verilmemelidir.
Karamanoğlu Mehmet Bey'in "Bugünden sonra divanda, dergâhta, çargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe ’den başka dil kullanılmayacaktır." diyerek, Türkçe'yi resmi devlet dili yapmasının 748. yıl dönümü kutlu olsun!
Milli Savunma Bakanı @tcsavunma Yaşar Güler beyefendi Pervin Buldan teröristleri çağırıyor beraber kanka olmaktan bahsediyor. Ne düşünüyorsunuz? Rahatsız oluyor musunuz yoksa süreçten memnun musunuz?
Şahsi menfaatlerini kurumun ve devletin çıkarlarının üstünde kim tutuyor kim tutmuyor bu millet biliyor ama yine de sormak istedim.
Mesela ben de yetkim olsa bu konuşmaya tepki göstermeyen emekli askerileri orduevine sokmazdım.
📌1
T* RÖR ÖRGÜTÜ PKK'NIN YAYIN ORGANINDAKİ SON YAZI, AÇIKÇA TÜRK DEVLETİNE MEYDAN OKUMA METNİDİR!
PKK’lı Duran Kalkan, Serxwebun adlı dergide tam 13 sayfalık bir yazı kaleme aldı. Yazının başlığı:
“ÇAĞRIYI DOĞRU ANLAMAK”
📌2
Bu yazıda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri tam 111 KEZ “S* YKIRIMCI” ilan ediliyor.
Bu iftiraların arkasında yatan temel niyet: Lozan’ın feshi, anayasanın yok sayılması ve Türkiye’nin parçalanmasıdır!
📌3
Yazının daha girişinde şu itiraf var:
“PKK’nin feshi oldu, başımızda bir belaydı kurtulduk diyenler… bir bakarlar ki YENİLMİŞLER, YANILMIŞLAR!”
📌Özetle: Silahları susturduk sananlara 'hayır, asla bitmedik' mesajı veriliyor!
📌4
Kalkan, Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline saldırıyor:
"Asıl sorun Lozan’dır" diyerek hedefin, Cumhuriyet’in kuruluş anlaşmasını feshetmek olduğunu açıkça ilan ediyor.
Amaç; anayasal sistemin temelinden kaldırılması!
📌5
PKK’nın sözde silahlı mücadeleye başlamasının sebebi olarak doğrudan TSK ve Türkiye Cumhuriyeti gösteriliyor.
📌Kendilerinin t* rörist olmadığını, adeta "t *rör yapmaya mecbur bırakıldık" demeye çalışıyorlar.
📌6
Bu iftiraların tek bir amacı var:
Devleti suçlu, teröristleri mağdur göstermek!
Amaç açık:
PKK'yı bir hak arama aracı gibi sunmak, devleti ise s* ykırımcı göstermek.
📌7
Kalkan’ın şu ifadeleri meseleyi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor:
📍“PKK’nin değiştirilmesi, dönüştürülmesi gündemde.”
📍“Örgüt şekil değiştiriyor, ama asla bitmiyor!”
📍“Hiçbirisi doğru değildir, özel savaş propagandasıdır.”
📌8
Özetle:
PKK yeni taktiklerle, yeni yöntemlerle, başka isimler altında varlığını sürdüreceğini açık açık ilan ediyor.
"PKK bitti" diyenlere bizzat terörist başı Kalkan cevap veriyor:
Hayır, bitmedi, dönüşüyor!
📌9
Kalkan, Türkiye'ye ve millete alenen meydan okuyor:
📌“TSK’nın ve devletin yaptığı Kürt soykırımıdır.”
📌“Siyasallaşmamızdan korkuyorlar, çünkü Lozan’dan sonra Kürdistan’da yaptıkları katliamların hesabını vermek istemiyorlar.”
📌10
Bu sözlerle ne isteniyor❓
▪️Türkiye yenilecek
▪️Sözde Kürt soykırımı kabul edilecek
▪️Lozan Antlaşması feshedilecek
▪️PKK meşrulaştırılacak
📌11
Kalkan, mücadelenin özünü şöyle tanımlıyor:
“Kalıcı olan silahlı yöntem değil, ideolojik ve siyasi amaçlardır.”
Yani silah bıraksa bile, devleti yıkma hedefinden asla vazgeçmeyeceğini itiraf ediyor!
📌12
En çarpıcı hedeflerden biri:
T* rörist başı Öcalan’ın fiziki özgürlüğü!
Yani açıkça “Öcalan serbest kalmalı” çağrısı yapılıyor.
��13
📍“Kürt halkı yeni örgütlerle mücadele edecek”
📍“Kadınlar, gençler, halklar bu süreci yürütecek”
📍“PKK temeli attı, şimdi devri başlıyor”
Bu, sözde demokratikleşme değil, yeni kuşak üzerinden sürdürülecek t* rör planıdır!
📌14
En net cümle şu:
“Küresel Özgürlük Hamlemiz devam ediyor.”
Öcalan için tüm dünyada eylem çağrısı yapılıyor.
📌PKK sadece Türkiye’ye değil, uluslararası arenada da yeni bir t* rör dalgası planlıyor!
📌15
Sonuç❗
▪️PKK ideolojik olarak da, fiilen de tasfiye olmamıştır.
▪️Silahlı mücadele bitmedi, taktik değiştirdi.
▪️Lozan, anayasa, Türk ordusu ve devletinin varlığı doğrudan hedef alınmaktadır.
📌16
Bu açıklamalar birer itiraf belgesidir!
PKK’nın niyeti barış değil, Türk Devleti’ni yıkmak, yerine sözde Kürdistan’ı kurmaktır!
📌17
Türk Milleti bu alçak planlara asla boyun eğmeyecek!
Devletimizin bekası, milletimizin birliği ve ebedi vatanımız Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır!
🇹🇷 Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
İddianamem ile ilgili olarak Sayın Fatih Altaylı’nın yapmış olduğu değerlendirmeyi lütfen dikkatle okuyun ve okutun.
"Ümit Özdağ'ın iddianamesi hazırlandı; iddianamedeki deliller, tivitlerden oluşuyor. Peki bu tivitler suç teşkil eder mi? Haber Verme Hakkı (toplumu bilgilendirme) kapsamında kalır mı?
İsnat edilen suç nedir? TCK’nın 216 "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçu. Bu suç somut tehlike suçu olup, "kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" suçun oluşması için yeterlidir. Yani atılan tivitler kamu güvenliği açısından tehlike oluşturmalıdır.
Olay çıkması, ortalığın karışmasına gerek yoktur suçun oluşması için. Peki, tehlikenin çıkıp çıkmadığı nasıl denetlenecektir?
Kin ve düşmanlık kavramı Yargıtay kararlarına göre; "husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik birhal" olarak tanımlanmış; kin ve düşmanlık ibaresinin anlamı dikkate alındığında sadece "şiddet içeren ya da şiddet tavsiye eden tahrikler" TCK m. 216 kapsamında değerlendirilebilecektir.
Sayın Ümit Özdağ'ın şiddet içeren yahut tavsiye eden bir tiviti mevcut değildir.
Ayrıca kişi; bilerek ve isteyerek tahrik etmelidir. Amacı bu olmalıdır.
Madde metni; "kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" şeklinde düzenlendiğinden, bir objektif cezalandırma şartı olarak bir başka deyişle ceza verilebilmesi için "açık ve yakın" bir tehlike oluşması gerekir.
Burada "açıklık" kavramından, tehlikenin şüpheye yer bırakmayacak ölçüde olması, "yakınlık" kavramından ise, açıklamada kullanılan cümlelerin, zarar oluşturma olasılığına yakın olma hali anlaşılmalıdır.
"Tahrik" kavramı ise madde gerekçesinde şöyle açıklanmıştır: Suçu oluşturan "tahrik", soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlama veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarf etme, suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir.
Sayın Ümit Özdağ'ın tivitlerinde; kimseye karşı düşmanca bir tavır yahut ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrik de yoktur.
Özdağ sadece durum tespitleri yaparak, uzman olduğu konularda -ki göç bunlardan bir tanesidir-, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını yani Türk milletini potansiyel tehlikelere karşı uyarmaktadır.
Peki halkı bilgilendirme amacıyla yapılan açıklamalar suç şüphesi olsa dahi hangi kapsamda kalmaktadır?
Bunun cevabı; bir hukuka uygunluk sebebi olan Haber Verme Hakkı'dır.
Bu hak, Anayasamızın 28. maddesi kapsamında olup; her vatandaş, kamuoyunu bilgilendirme hakkına sahiptir.
Bu maddenin 2. fıkrasına göre; "Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden" haberler, bilgilendirmeler bu hakkın kapsamında değildir.
Şimdi biraz durup düşünürsek; bölücü terör örgütü PKK'nın savunuculuğunu yapanlar serbest ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü, demografik yapısını, ekonomisini savunmak maksadıyla açıklamalar yapan, siyasi bir partinin, Zafer Partisi'nin genel başkanı olarak kamuoyunu bilgilendirme görevi olan, bu görevi de kamuoyunu ilgilendiren, kamuoyunun yüksek menfaati olan hususları gündeme taşıyarak icra eden Ümit Özdağ tutuklu ve yaklaşan tehlikelere karşı halkı bilinçlendirdiği için yargılanıyor.
Milyonlarca kontrolsüz göç alan bir ülkede bulunan siyasi parti genel başkanı ne yapmalıydı?
Susmalı mıydı?
İnsanları uyarmamalı mıydı?
Gençlerimizin istihdam sahası azalırken, ekonomiden her sene milyarlarca dolar kaçak ve sığınmacılar için harcanırken, doğum oranı 5,6 olan yabancıların sayısı her geçen gün hızla artarken ve demografik yapımızı tehdit ederken gözlerini kapatıp, susmalı mıydı?
Bu şartlar altında sayın Ümit Özdağ'ın yaptığı açıklamalar Haber Verme Hakkı kapsamında değilse, hangi açıklama bu kapsamda olabilir?
Son olarak, Haber Verme Hakkı'nın hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edildiği bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2015/10 E., 2015/510 K.) kararını sizlerle paylaşıyorum:
"Basın özgürlüğünün fotoğrafların yayımlanmasını da kapsaması, fotoğraf ile birlikte ilgili haberin basının haber verme hakkı sınırları içerisinde, güncel, görünür gerçeğe ve ölçülülük ilkesine uygun olması, hakkında başkanı olduğu oda ile ilgili yolsuzluk iddiaları bulunan katılanın konumu ve yürüttüğü hizmetin niteliği gereği haberin kamuoyu ilgilendirmesi, kamuoyunun haber öğrenmekte menfaatinin bulunması, haberin veriliş şeklinin haber verme olmalı, kullanılan ifadelerin ve yayımlanan fotoğrafların, haber konu olayla diğerinin bağlantısının bulunması."
Nihayetinde ifade edelim ki yazılması için 78 gün boyunca, Adil Yargılanma Hakkı'nı ihlal ederek, sürüncemede bırakılan iddianame; sayın Ümit Özdağ'ın Türk milletini bilgilendirmek, bilinçlendirmek için vermiş olduğu mücadelenin bir ispatından başka bir şey değildir."
@zaferpartisi@AliSehirlioglu@fatihaltayli
Aziz milletim, sizden istirhamımdır. Lütfen bunları görün ve paylaşın.
Yokluğumu fırsat bilip "Kanal İstanbul" denen rant ve talan projesi u��runa Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın etrafında 24 bin konutun inşaatını başlattılar.
Bu kez alelacele TOKİ'yi devreye almışlar. Dozer ve iş makinelerini mutlak koruma alanının içine, suyun dibine kadar sokmuşlar.
İBB’nin ve İSKİ’nin resmi uyarılarını dikkate almadıkları gibi Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranını %100’den %0’a indirmişler. Bunu hiç utanmadan kamuoyundan saklayıp, İSKİ’ye bile bildirmemişler.
Şunu herkes anlasın ki, bizim gözbebeğimiz İstanbulumuz’da feda edilecek bir tek damla su kaynağımız yok. Bu haksız, hukuksuz ve fırsatçı yaklaşımla mücadeleyi asla bırakmayacağız.
Sizin iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda zerre kadar samimiyetiniz olsaydı, İstanbul’un su kaynaklarına böylesine saldırmazdınız.
Hukuka, ekonomiye, demokrasiye verdiğiniz zararın yanına çevreye, İstanbul'un su kaynaklarına verdiğiniz zararı ekliyorsunuz. Tüm dünyanın cebelleştiği, yeni yol ve yöntemler aradığı iklim krizine bir kriz de siz ekliyorsunuz.
Hemen vazgeçin bu rant ve talan projesinden. Millet sizi zaten gönderecek bari gitmeden toprağa, suya, havaya daha fazla zarar vermeyin.
Türkiye’de Kürt sorunu vardır.
Peki, nedir Kürt sorunu?
Pazarda gördüğü çocuğa eli yüzü düzgün diye bilenip canice bıçaklayıp öldürüp ailesini tehdit edip çocuğu mezarında dahi rahat bırakmayandır Kürt sorunu.
İhaleden çekilmeyen eczacıyı ve ailesini kurşunlayıp katliam yapandır Kürt sorunu.
Üniversiteli aynı cinsiyetten oda arkadaşını taciz edip karşılık alamayınca medyaya işkenceci diye linç ettirendir Kürt sorunu.
Kıbrıs’a göçüp üniversiteli kadına toplu tecavüz edip aşiretini tehdit için kullanandır Kürt sorunu.
Hastanede yeni doğan bebeği testislerini sıkarak öldüren bir de bundan para kazanandır Kürt sorunu.
Kendisine yardım eden taksiciyi sırtından defalarca vurarak öldürendir Kürt sorunu.
Yere çöp atma diyen babası yaşındaki adama bıçak çekendir Kürt sorunu.
Börekçide taciz ettiği kadının eşine kuzenleriyle saldırandır Kürt sorunu.
Turizm ve esnaflık üzerinden kaçak-kara para aklarken yanında işe aldığı, kardeşinin kanser masrafını ödeyen genç kızı çiftlik evinde işlenceyle öldürendir Kürt sorunu.
Metroda ayakkabısını çıkarıp ayaklarını havaya dikip tepki görünce dahi mağdue olabilendir Kürt sorunu.
Kaçak kullandığı elektrik kesilmesin diye elektrikçiye saldıran canına kastedendir Kürt sorunu.
Sahillere, turizme, ticarete çöken mafyalardır Kürt sorunu.
Kentlerdeki işsiz güçsüz tas kafa tıraşlı suç makineleridir Kürt sorunu.
Uyuşturucu, kaçakçılık, pezevenklik ve her türlü gayrimeşru iş ile milleti çürüten toplumu yıkan çetelerdir Kürt sorunu.
Akademide, baroda, meslek odasında, medyada kendinden olmayana hayatı dar edendir Kürt sorunu.
Üniversite kampüsünde öğrencilere pusu atandır Kürt sorunu.
Ensesti, töreyi, aile meclisini, türlü aşiret iğrençliklerini gelenek töre diye yaşatıp bununla övünendir Kürt sorunu.
Ağaların şeyhlerin tarikatların en büyük insan kaynağıdır Kürt sorunu.
Öğretmeni, doktoru, mühendisi, askeri öldürüp geri kalmaktan şikayet edendir Kürt sorunu.
Durakta öğrenciyi, otobüste kadını, meydanda aileyi, mesaiden dönen işçiyi, maçtan çıkan taraftarı, kundakta bebeği, 40 bin vatandaşı Kürdistan hayali için patlatarak, yakarak, kurşunlayarak katleden terörün ta kendisi ve sırf bu terörü estirebildiği için iktidar ve muhalefet tarafından el üstünde tutulup her alanda ayrıcalık tanınandır Kürt sorunu.
Dumlupınar ve Atılay denizaltılarımızın şehitlerini anmak üzere; 12 denizaltımızın katılımıyla Çanakkale Boğazı’nda anma geçişi gerçekleştirildi. Anma törenine Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu da katıldı.
Son nefeslerinde “Vatan Sağ Olsun!” diyen kahraman silah arkadaşlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun!
#DumlupınarŞehitleri 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
Sayın Külünk,
Yazınızı büyük bir üzüntü ile okudum. Sanki bu ülkede Cumhur Milleti ve Muhalefet Milleti adlı iki düşman millet var ve ülkeyi ele geçirmek için mücadele ediyorlarmış gibi düşünmenize üzüldüm ve şaşırdım. Birçok fikrinize katılmasam da sizin vatanını seven, gerektiğinde partiniz ile ilgili eleştirilerini yüksek sesle dile getirebilen bir siyasetçi olduğunuzu düşünmüşümdür.
Sayın Külünk,
Anadolu’da bir tek millet yaşıyor. Hepimizin kulağına doğduğumuz zaman ezan okunuyor, hepimizin ellerine kına yakılıyor. Bunca gerilime rağmen 6 Şubat gibi büyük felaketlerde milletimiz tek vücut haline geliyor. Hangi partiye oy verirsek verelim. Biz Türk Milletinin mensupları, evlatlarıyız.
Peki, bugün sizi endişelendiren “Turuncu Devrim” iddiası ile olağanüstü hâl rejimi talebini gündeme getirmenize yol açan olayların gerçek nedeni nedir biliyor musunuz? “Türkiye’de hukuk yok yalanı” insanları sokağa döküyor diyorsunuz.
Sayın Külünk,
Size bu açıklamayı yaptırtan olayların gerçek nedeni ironik biçimde sizin “Türkiye’de hukuk yok” cümlenizde saklı. Ancak Türkiye’de iki hukuk var. İktidara yakın olanlara uygulanan hukuk ve muhalefete uygulanan düşman ceza hukuku. Mesela bir AK Partili “Seçimleri kaybedersek Belgrad Ormanlarına gömdüğümüz silahları çıkarırız” diyor ve savcılık soruşturma başlatmıyor. Bunu herhangi bir muhalefet partisi mensubu söylese idi tutuklanırdı.
Size birçok farklı örnek verebilirim. Ancak en yakın örnek benim. Antalya’da yaptığım konuşmayı okuyun. En küçük bir hakaret yok. Gözaltına alındım. 25 polis lokantayı bastı, yemek yerken gözaltına aldılar. 7 ay önce Kayseri’de gerçekleşen ve bir tek Zafer Partilinin gözaltına alınmadı��ı, suçlanmadığı olayları kışkırtma iddiası ile tutuklanmaya sevk edildim. Savcı kanıt olarak bazı eski Zafer Partililerin olaylardan 13 gün sonra attığı ve olaylardan 6 ve 2 ay önce atılmış X’leri gösterdi. Bu X’lerin hepsi takipsizlik almıştı. Kayseri Başsavcılığı 7 aydır kapalı mıydı Sayın Külünk? Kayseri Başsavcılığının 7 aydır görmediği Ümit Özdağ’ın Kayseri olaylarını tahrik ettiği hususunu nasıl olmuştu da İstanbul Başsavcılığı 21 Ocak sabahı 09:15’te görmüştü? Başka örnek ister misiniz? Kamuoyu kendi şirketinden bakanı olduğu Ticaret Bakanlığı’na alımlar yapan bakanlar gördü bu iktidarın devrinde. Kamuoyu partinizin kurucularından bir eski Meclis Başkanının bir eski Büyükşehir Belediye Başkanını Ankara’yı “parsel parsel” satmakla suçladığını duydu, gördü ama tek bir Cumhuriyet Başsavcısı bu haberleri, ihbarları duymadı, görmedi, soruşturma konusu etmedi.
Özetle Türkiye’de 2 hukuk var. Ben ve benim gibi milyonlar nasıl hissediyoruz size anlatmalıyım. Biz kendimizi 1970 öncesinde ABD’nin güney eyaletlerinde yaşayan Amerikalı siyahiler gibi hissediyoruz. Anayasa ve yasalar karşısında sadece kâğıt üzerinde eşitiz. Mesela Anayasa Mahkemesi bir muhalif lehine karar alırsa uygulanmıyor Metin Bey. Veya kabul ettiğimiz, devlet olarak hukukumuzun parçası olarak kabul ettiğimiz uluslararası hukuku, AİHM kararlarını iktidar uygulamıyor. Metin Bey, hukuk var ancak 2 farklı hukuk var.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bugün tutuklandı. İddia yolsuzluk. Dosyayı bilmiyorum. İddialar doğru mu bilmiyorum. Ancak birçok AK Partili siyasetçinin bile yüzlerce defa suçlamalarda bulunduğu Ankara Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili soruşturma açılmadan Ekrem İmamoğlu ile ilgili dava açılmasının adil olmadığına inanıyorum. Babası milliyetçi, muhafazakâr, eski MHP’li olan Trabzon’un evladı Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye İttifakı politikasını ben seçim döneminde sert şekilde eleştirmiş bir politikacı olarak Sayın İmamoğlu’nun terör örgütü ile ilişkili olduğuna inanmıyorum. Milyonlarca insan da inanmıyor ki, ellerinde Türk bayrakları ile sokağa çıkıyorlar.
Metin bey,
Adalet mülkün temelidir. 2 farklı adalet uygulaması devletin temelini ortadan kaldırır. Devletin dini adalettir. 2 farklı adalet devleti dinsiz yapar. Sokaklarda çoğu 2002 sonrasında doğmuş olan, anne ve babaları belki AK Partiye oy vermiş olan bu gençler Turuncu Devrim değil, adalet ve liyakat istiyorlar. Aynı sizin hasta olduğunuzda en Ak Partili doktoru değil en iyi doktoru istediğiniz gibi. Onları olağanüstü hâl rejiminde biber gazı ile körleştirilecek, tomalardan fışkırtılan sular ile yerlerde süründürülecek, tanklar ile ezilecek düşmanlar olarak görmeyin. Onlar AK Partili gençler gibi bu ülkenin evlatları ve sizin de çocuklarınız, torunlarınızdır. Bu ülkenin normalleşmesi için ihtiyaç duyduğu en önemli şey tek hukuk ve muhalefetin 2. sınıf yurttaş olmadığını hissetmesidir.
Selamlarımla...
Erol Mütercimler'den muhteşem bir kampanya
"Milletvekilliği bir meslek değildir, emekli maaşları almaları kabul edilemez, emekli maaşları almaları iptal edilsin..."
Destekleyenler..?!
Mansur Yavaş'ın Andımızın yazarı , Eski milli eğitim bakanımız Reşit Galip'in 91. ölüm yıldönümünde yaptırdığı reklam filmine bakın
Mansur Başkan umarım Cumhurbaşkanı olursun ve özlediğimiz Türkiye hayalleri gerçek olur🙏
#MansurYavaş@mansuryavas06