Vergi Uzmanı Ozan Bingöl:
💰"Üst düzey kamu görevlileri için ödenen kira gideri 14 milyon TL’den 114 milyon TL’ye çıkmış.
🏠Bakan yardımcıları, özel kalem müdürleri, danışmanların ısınması, apartman aidatı vergilerimizden ödeniyor.
🚗Hepsinin altında makam araçları var.
Birçoğunun ikinci maaşı var… Yazık bu vatandaşa.”
📍 “Deniz Göktaş dinimle alay etti tutuklansın” diyen tarikatların, altınları faize yatırdığı ortaya çıktı!
— Fatih'te tarikatların altınlarını götürdüğü kuyumcu, 500 kilo altını alıp kaçmış!
— Kuyumcuda altınlara da aylık %10 faiz uygulanıyormuş, yani cemaat faizden faydalanıyormuş!
Barış Terkoğlu: "Türkiye'de böyle ekranlara bakıp 'bilmem neyin içinde domuz yağı var mı? Öbürünün içinde faiz var mı? Kredi kaydı kullanırsam bilmem ne olur mu?' diye anlatan cemaat bu işlerde en beterini yapıyormuş!
Bu riyakarlığı, bu ikiyüzlülüğü herkes görmeli!
KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
“Mert Akdoğan... Hakim-savcılık sınavında Türkiye 115.'si oldu. Herkes onun hakim ya da savcı olmasını bekliyordu. Ama mülakatta elendi.
Birileri torpille geldi, Mert'in önüne geçti. Bu ağır yükü kaldıramadı ve yaşamına son verdi.”
Türkçe öğretmeni Emine Sarıaydın'ın hikayesi de hatırlatıldı:
“KPSS'den 84 puan aldı. Atanmayı bekliyordu. Mülakatta haksızca elendi. ‘Ailem sorumlu değildir’ diye bir not bıraktı ve yaşamına son verdi.”
“Unuttunuz mu Mert’i? Sakın unutmayın. Emine’yi de unutmayın. Bu gençlerin ahlarını da unutmayın.”
#SONDAKIKA
Öğretmen Irmak Koparan’a fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan okul müdürü Melahat İleri görevden alındı.
( yetmez tutuklansın istiyoruz!)
Deniz Zeyrek: “Bir işçi, 20 yıl boyunca SGK’ya ödediği primi toplayıp bir bankaya faize yatırsa, ayda 48 bin TL alırdı.
Öyle bir hava yaratıyorlar ki, sanki emeklilere ulufe dağıtıyorlar.”
Fatih Altaylı:
Gurbetçiler Türkiye’de oy kullanmak istiyorsa yıllık vergi vermeli.Vergi vermezsin, çifte vatandaşsın,€ kazanıyorsun,yılda 10 gün bir Alman kadar vakit geçiriyorsun sonra gelip Türkiye’nin kaderiyle ilgili karar veriyorsun senin ne haddine.?
Soldaki Rahmi Koç, Kürtlerle alakalı anlattığı yersiz bir fıkradan dolayı soruşturma açıldı.
Sağdaki Rümeysa Eker adlı AKP’li Türk halkının belli kesimine her türlü hakareti etti fakat soruşturma açılmadı…
Türk milletinin belli kesimine hakaret etmek serbest sanırım?
Ankara'da hakkını aradığı için iktidar ve patronların talimatıyla dövülen, biber gazı sıkılan, itilen, aşağılanan o madenciler var ya...
Maraş depremi sonrası geldiklerinde oradaki herkes bir anda kendine gelmiş, yüzleri güldürmüş, umut olmuşlardı. İnsanlara adeta moral enjekte etmişlerdi. Domuz damlarıyla, kazmayla, bilek ve yürekleriyle binlerce insan çıkardılar.
Dövdükleriniz ve gaz sıktıklarınız işte onlar...
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
💰 AKP'li isimlerin yakınlarının sınavsız ve mülakatsız işe alınmasıyla ilgili “Evet utanmıyoruz, yaptığımız işten gurur duyuyoruz. Neden utanalım?" diyen AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin'in yeni bir skandalı patlak verdi. Boşandığı eşinden olan oğlu Salih Ahzem Topal'ın THY Bologna Ofis Müdürü olduğu ortaya çıktı.
#Utanmazlar
#EmekliZamsızAkpGamsız
#AKPseçimdenKAÇIYOR