"O emretti örtünmemi, razı olur Rabbim diye,
Örtüm benim iffetimdir, Kur'an'ın bir ayetidir,
Resulullah'ın sünneti, bu yoldan dönmem ben diye..."
🧕 Tesettürle yeni tanışan genç kızlarımız için düzenlediğimiz programımızdan geriye kalanlar...✨
#tesettür#örtü#şanlıurfa
Şanlıurfa, zehir zakkum konserlerinin yeşereceği bir yer değildir. Asıl sorun; halkın öz değerleriyle çatışmak, bu şehrin ruhunu ve mayasını anlamamaktır.
Daha açık ve net bir şekilde söylüyorum;
Bu şehri anlamadan ona yön vermeye kalkmak en büyük marjinalliktir.
Bu toprakların taziye kültüründen uzaklaşıp insan yüreğindeki acıları görmezden gelmek yobazlıkla yoğrulmuş bir başka marjinalliktir.
Amerika ve siyonist kültürün emperyal hipposunu, rockunu, bo*unu bu halka dayatmak marjinalliktir.
Kaldı ki mesele bir “kültür festivali” ise; bu şehrin kültüründen, medeniyetinden, düzeninden ve ahlakından uzaklaşmamalıdır. Kültür, ithal edilerek değil; yaşanarak ve korunarak var olur.
Seçilen sanatçılar! sizin annenizin, teyzenizin vs... ve doğup büyüdüğünüz memleketin örfüne, âdetine, inancına, edebine, adabına ne kadar benziyor? Bu soruya samimiyetle cevap verilmeden yapılan her savunma eksik kalacaktır.
Başka coğrafyalardan taşınan, bu toplumun ruhuna yabancı kültürel unsurları sorgusuzca dayatmak, eleştirilen anlayışın ta kendisidir. Hilvan’dan çıkıp Ankara’ya gitmek, insanı kendi öz kültüründen koparmamalı; aksine kökleriyle daha güçlü bir bağ kurabilmesini sağlamalı.
Şehrimizde yapılması planlanan Kültür Yolu Festivali tümden iptal edilmemiştir; iptal edilen yalnızca konser kısmıdır. Buna rağmen ortaya konulan tepkinin boyutu, meselenin kültür değil başka hesaplar üzerinden okunduğunu açıkça göstermektedir.
Konser kısmının iptali için bu kadar hoplayıp zıplayacağınızı bilseydik, çok iyi çalan davulcularımız var. Gelin, sizinle bizim kültürümüz olan davul eşliğinde govende durup, Sermıla, Grani, Kımıl, Çepık, Düz, Dınîg, Sênîg, Delilo, Urfa'lıyam Ezelden eşliğinde halayı birlikte çekelim.
Milletin vekili olmak, birkaç farklı kavramı öğrenip yüksek sesle dile getirmekle bu toplumun değerlerine mesafe koymayı meşrulaştırmaz. Bu toprakların sesini duymadan konuşanlar, ne kültürü temsil edebilir ne de halkın hissiyatını anlayabilir.
Marjinallik ve yobazlık, geçmişinden kopuk bir şekilde geleceği karanlık etmektir.
Marjinallik ve yobazlık, halkın etik değerleriyle çatışmaktır.
Marjinallik ve yobazlık, halkı anlamamaktır.
Kültür Yolu Festivali’nin başladığı bu günde bizler de programa katılarak, festival vesilesiyle sizlere özel olarak hazırladığımız bu tabloyu size takdim etmek isterdik.
Bazen bir harfin yeri değişir, bazen de bir ismin yazılışı…
Ancak asıl belirleyici olan, bir insanın hangi duruşla anıldığıdır.
Çünkü isimler yalnızca harflerle değil, sergilenen duruşla anlam kazanır.
Sayın Tanal, yalanla milleti talan etme..!
#Şanlıurfa
#KültürYoluFestivali
@rprefahpartisi Allah herkesi sevdiği ile haşretsin. 🤲
Ama rica ediyoruz hiç bir zaman " اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ (Şüphesiz mü'minler kardeştir.)" demeyin haaa. Kendiniz ile çelişmiş olursunuz.
Sudan Yazı Dizisi - 3
Akşam odamıza çekildik.
Birbirimizi toparladık. Eksik bir şey kalmasın diye hatırlatmalarda bulunduk.
Sabah çok erken çıkacaktık. Saat 7’de aşağıda olmamız gerekiyordu.
Sudan’da "bir saat" dediğinizde bunu birkaç saatle çarpmak gerekebiliyor.
Zaman burada bizimle aynı akmıyordu. Bu yüzden hazırlığımızı sıkı tuttuk.
Sabahleyin tam 7’de kahvaltıdaydık.
Klasik kahvaltı vardı. Ama biz Türkiye’den getirdiğimiz hazır kahvaltı tabağını çıkardık.
Onların damak tadımıza uygun çeşitlerinden de aldık.
Nizamettin kardeş, her zamanki gibi herkesten önce inmiş, tabağını almış sessizce bekliyordu.
Gözlerim Yunus kardeşi aradı. Ömer kardeş de onu arıyordu.
Küçük ritüeller, sabahın sessiz telaşında ekibin düzenini oluşturuyordu.
Kahvaltıyı bitirir bitirmez hızlıca aşağı indik.
Araca bindik.
Bugünkü dağıtımlarımız yoğundu. Gıda ve battaniye vardı.
Hızlı hareket etmeliydik. Planlı ama kararlı bir aceleyle yola çıktık.
İlk önce gıda kolilerini alıp kamplara götürdük.
Hazırlık aşamasına kısa süreli eşlik ettik.
Kamp alanlarına giderken asfalt gibi ama kırık dökük yolları takip ettik.
Arazi geniş ve düzdü.
Etraf küçük, çevrilmiş evlerle doluydu.
Adeta 50 yıl öncesinin Türkiye’sindeydik.
Her adım, her manzara farklı bir sessizlik ve ağır ritim taşıyordu.
Biraz maddi imkânı olanlar evlerini kiremitten yapmış, etrafını çevirmişti. Bu hemen hissediliyordu.
Ama geriye kalan evlere baktığınızda, şehrin röntgenini çekebiliyorsunuz.
Sokaklardan, caddelerden bir ülkenin yoksulluk fotoğrafını görmek mümkün.
Evlerin, sokakların, caddelerin hepsi kendi hikâyesini anlatıyordu.
Araç camından dışarı baktım, sessiz gri toprak, uzaklarda yükselen güneş, bekleyen insanlar. Hepsi günün kendi ritmiyle vardı.
Biz ise hem hızlı hem dikkatli, hem görevli hem gözlemciydik.
Kamp alanlarına vardığımızda dağıtıma başladık.
İlk durağımız El-Secir Kampı, El-Secir Okul Barınma Alanıydı.
Kolileri dizdik. Sayımlarını yaptık. Çekimlerimizi gerçekleştirdik.
Aileleri alana aldık.
Sonraki durağımız Selbona Mahallesi, Gençlik Yurdu ve Okul Barınma Merkezi’ydi.
Ardından Dim en-Nur – El-Fecr Okulu Barınma Merkezi, Dim en-Nur Kuzey Erkek Okulu Barınma Merkezi ve Dim en-Nur Güney Okulu Barınma Merkezi geldi.
Günün diğer kısmında Din Ennur Kuzey Okulu ve Din Ennur Güney Okulu’na giderek hem gıda hem de battaniye dağıttık.
Aileler alana geldi.
İsim listeleri kontrol edildi.
Dağıtımlar hızlı şekilde başladı.
Biz de kamp alanında 3-5 koliyi alıp çadırlara götürdük.
İçerideki aileleri gözlemledik.
Küçük bebeği olan, hasta olan ya da başka bir engeli nedeniyle gelemeyenlerin kolilerini kendimiz ulaştırdık.
Güneşin altında bekletmeden, onları incitmeden, iyiliğin altında ezdirmeden dağıtımı olabildiğince hızlı yapıyorduk.
Bazı kolileri alanda açıp listemizle uyumlu olup olmadığını son kez kontrol ettik.
Yine her zamanki gibi Ömer kardeş, sürekli hatırlatmalarda ve yönlendirmelerde bulunuyordu.
"Abi, şu açıdan almam lazım, bunu yakalamam lazım. Şunu yapmam lazım, bunu yapmam lazım"
Haklıydı. O da işini yapıyordu.
Biz de onu zorlamadan destek oluyorduk.
Bu yönlendirmeler, ekibin koordinasyonunu sağlıyor ve çalışmanın sorunsuz ilerlemesine katkıda bulunuyordu.
Gün boyunca yaklaşık 3-4 kampa yetişmeye, koşuşturmaya çalıştık.
Her adım, her çadır, her aile gözlemlerle doluydu.
Akşam saat 8 olmuştu.
Otele hızlıca geldik.
Üzerimizi değiştirdik.
Akşam yemeğimizi dışarıda yedik.
Daha sonra otele dönüp lobide bugünkü çalışmaları değerlendirdik ve yarının planlamasını yaptık.
Yarın 5.000 kişilik yemek ikramımız olacak.
Bu nedenle işimizi sıkı tuttuk.
Tempo ve görev dağılımını önceden belirledik.
Her şeyin sorunsuz gitmesi için hazırlığımızı özenle yaptık.
Bir sonraki günün yoğun olacağını biliyorduk.
Eksikleri tespit ettik.
Partner kuruluşun gidermesi gereken noktaları hatırlattık.
Odamıza çekildik.
Ben notlarımı aldım, yazıya döktüm.
Gece ilerleyen saatlerde uykuya daldık.
Sudan zamanı yavaşlatıyor.
Ama duyulan sorumluluk ve vicdan, insanı harekete geçiriyordu.
erdal elibüyük, Sudan
Sudan Yazı Dizisi - 2
“hayatın yavaşladığı yer”
havalimanına girdik.
küçük bir havalimanıydı.
ama kalabalıktı.
insan çoktu.
acele yoktu.
sudan’a indiğim anda fark ettim.
hayat yavaştı.
durmuş gibiydi.
kimse bir yere yetişmiyordu.
bunu ilk anda anlamıyorsun.
acele etmediğini fark edince duruyorsun.
durunca etrafına bakıyorsun.
sudan, insana bunu yaptırıyor.
çünkü burada hayat hız üzerine kurulmamıştı.
zaman insanı sıkıştırmıyordu.
bu toplumun alışkanlığıydı.
zamanla kurdukları bir ilişkiydi.
beklemek kimseyi rahatsız etmiyordu.
yüzlerde öfke yoktu.
şikâyet yoktu.
bizim için her havalimanı biraz gerilimdir.
her ülke girişinde tanıdık bir duygu gelir.
acaba bir sorun çıkar mı.
acaba bir engel olur mu.
çok şükür olmadı.
işlemler ağır ilerledi.
beklemek burada ağır gelmedi.
dışarı çıktık.
bekleniyorduk.
bu, insana iyi gelen bir histi.
yolun boşa düşmediğini hatırlatıyordu.
havaalanı şehirden uzaktı.
yaklaşık yarım saatlik bir yol vardı.
şehir dışında kalıyordu.
araçlara bindik.
Port Sudan’a doğru yola çıktık.
havalimanı yavaş yavaş geride kaldı.
solumuzda kızıldeniz.
sessizdi.
durgundu.
savaş buradan geçmişti.
izlerini saklamamıştı.
sağımızda akaryakıt depoları vardı.
onlar da nasibini almıştı.
camdan dışarı baktım.
yol uzundu.
ama kimse yolun uzunluğundan şikâyet etmiyordu.
burada mesafe değil, sabır ölçülüyordu.
yol boyunca develer gördük.
çölde.
gözlerim bir süre onlara takıldı.
otele vardık.
mütevazı bir oteldi.
zaten biz lüks otellerde kalmayız.
güvenlik önemlidir.
ama konfor öncelik değildir.
insanların yaşadığı hayattan kopmak istemeyiz.
aynı şehirde başka bir dünyada kalmak istemeyiz.
temiz olsun.
güvenli olsun.
yeter.
valizleri bıraktık.
uzun sürmedi.
durmak için gelmemiştik.
aslında ilk gün programında
büyükelçimizi ziyaret etmek vardı.
yurtdışı ziyaretlerinde
ilk olarak büyükelçilerimize gideriz.
hem yaptığımız çalışmalar hakkında
bilgi veririz.
hem de o ülkede olduğumuzu paylaşırız.
ama bu kez olmadı.
resmi tatile denk geldi.
ziyaretimiz dördüncü güne kaldı.
program yeniden şekillendi.
partner kuruluşla ilk toplantımızı yaptık.
önümüzde sıkışık bir program duruyordu.
zaman azdı.
yapılacak iş çoktu.
bu yolculuklarda baskı olur.
ama bağırmaz.
sessizdir.
insanın içine çöker.
plan yaptık.
saat saat.
dakika dakika.
kâğıdın üzeri doldu.
ekipte bir acele vardı.
herkes sahaya inmek istiyordu.
bu acele telaş değildir.
vicdanın aceleciliğidir.
kısa bir mola verdik.
bir çay.
bir kahve.
sessizce içildi.
sonra akşam yemeği için
hazırlık yapılan alana geçtik.
kazanların başında durduk.
tencerelerin
izlemek için değil
eşlik etmek için
hazırlıklar uzadı
akşam oldu
güneş battı.
karanlık kendini hissettirdi.
ama insanlar açtı.
yaklaşık üç yüz elli kişinin kaldığı alana ulaştık.
dim en-nur kuzey okulu barınma merkezi.
burası bir okuldu.
ama artık okul değildi.
okulun içine çadırlar kurulmuştu.
bahçesine de.
sınıflar doluydu.
koridorlar doluydu.
elektrik yoktu
her yer karanlıktı.
araçlarımızla girince
çocuklar etrafımızı sardı.
sessizdiler.
yabancılık yoktu
karanlıkta çocuklar.
dişleri parlıyordu.
gülüyorlardı.
bu gülüşler
insanın içine dokunur.
bir çocuk elime dokundu.
bir şey istemedi.
sadece oradaydı.
o an sustum.
hanımefendiler mütevazıydı.
hürmetkârdılar
kimse bağırmadı.
kimse itişmedi.
kendiliklerinden sıraya girdiler.
erkekler yoktu.
yemeğe gelenler
kadınlar ve çocuklardı.
sebebi ne olursa olsun
yokluğun içinde bir edep vardı.
sıcak yemekleri dağıttık.
sessizce
elden ele
karanlık iyice çöktü.
otele döndük.
araçta konuşan olmadı.
herkes kendi içine çekilmişti.
otele varınca
bugünü konuştuk.
yarını planladık.
sonra türk kahvesi yapıldı.
biraz memleket geldi lobiye.
yorgunluk hafifledi.
notlarımı yazdım.
perdeden ay görünüyordu.
bazen çocuklarıma derim.
aya bakın.
hepimiz aynı aya bakıyoruz.
ailemi aradım.
seslerini duydum.
bir gün daha bitmişti.
Sudan’da.
gece, olan biteni
uykunun derinliklerine bıraktık
insan yorularak uyuduğunda,
vicdanı rahatsa,
o uykudan daha tatlısı yoktur.
erdal elibüyük,
dim en-nur kuzey okulu barınma merkezi
Sudan Yazı Dizisi – 1
Revan
(Bir iyilik yolculuğunun ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bu yazı şahsımda anonim bir yazıdır.
İyiliğe revan olan herkesin yazısıdır)
Yolculuğa çıkmadan birkaç gün önce içimi derin bir sessizlik kaplar.
Evdeki halim değişir.
Daha içime kapanırım.
Daha sessizleşirim.
Daha az konuşurum.
Bu bir huzur değildir.
Ama panik de değil.
Tarif edemediğim bir ruh halidir.
Her yolculuk öncesi beni bulur.
Çocuklarım bu halime alışkındır.
Israr ederler.
Bir şeyin mi var?
Baba, bir şey mi oldu?
Israrları bitmez.
Ama bilirler.
Her yolculukta bu duyguyu yaşadığımı bilirler.
Bu sessizliği tanırlar.
Bu içe çekilişi.
Onlar sorar.
Ben susarım.
Hepimiz anlarız.
Bu da yolculuğun bir parçasıdır.
Hazırlıklar bir hafta önce başladı.
Her yolculuk gibi bu yolculukta da tatlı bir telaş vardı.
Ama daha çok hüzün.
Adı konmamış bir ağırlık.
Sudan’a gitmek, yeni bir ülkeye gitmekti.
Ama bizim yolculuklarımız turizm değildir.
Biz gezmeye gitmiyoruz.
Biz dinlenmeye gitmiyoruz.
Biz kriz olan coğrafyalara gidiyoruz.
Savaşın izinin henüz silinmediği,
Yoksulluğun gündelik hayat olduğu ülkelere.
Çocukların erken büyüdüğü sokaklara.
Yeni bir ülke, bizim için yeni bir kriz demek.
Yeni bir kriz, yeni insan hikâyeleri.
Yarım kalmış hayatlar.
Eksik kalan çocukluklar.
O yüzden her yolculuk ağır.
O yüzden her gidiş zor.
Oradan sadece görüntüyle dönülmüyor.
Oradan hatırasız çıkılmıyor.
Bazı hatıralar insanın içinde uzun yıllar kalıyor.
Hanım yine valizi hazırladı.
Tatlı bir telaşla.
Ne eklenecek, ne çıkarılacak düşündü.
Bazen bana ait olmayan yükleride o taşıdı.
Beni yolcu ederken en ince detayı bile atlamadı.
Çocuklarla vedalaştık.
Sarılmalar uzun sürdü.
Sesler kısıldı.
Gözler doldu.
Sonra hanım.
Sıkı sıkı tembihledi.
Mutlaka ara
İndiğinde ara
Vardığında ara
Aynı cümleler.
Üç kez.
Beş kez.
Bu tembihler sevginin diliydi.
Endişenin sesi.
Geride kalanın yükü.
Evden çıktık.
Havalimanına doğru yola koyulduk.
Her evden ayrılışımda olduğu gibi, içimi tanıdık bir hüzün kapladı.
Çocuklardan ayrı kalmak zor.
En zoru küçük kızımdı.
Her defasında içimde bir düğüm olur.
Boğazımda kalır.
Baba, ne olur gitme
Baba, ne olur gitme
O ses kulaklarımda kaldı.
Havalimanına vardığımızda, geride bıraktığım bir ev değildi.
bir ses.
bir bakış.
bir çocuktu.
Tabi ailenin diğer fertleri de vardı en büyük oğlum ve 19 yaşındaki kızım.
Onlar da ayrılığın payını alıyor.
Onlar da hikâyenin sessiz ama önemli parçalarından biri.
Zeynebim de bana çok düşkün.
O da tarif edilmesi zor bir duyguya kapılıyor.
Yalnızlıkda içine gömülüyor.
İşlemler hızlı bitti.
Bekleme salonuna geçtik.
Uçağın saatini bekledik.
Bu arada çekimler yaptık.
görevliden yardım istedik.
ama olmadı.
ya ayaklarımız görünmedi.
ya kafamız kadrajdan çıktı.
Bazen de fotoğraf yamuk oldu.
Yolculuğun ağırlığına kısa bir tebessüm eşlik etti.
Türkiye’den giden yardım ekipleri gelmeye başlamıştı.
Yüzler tanıdık
Bakışlar derindi.
Herkes nereye gittiğini biliyordu.
Uçağa bindik.
Yerlerimizi aldık.
Bir süre sonra uçak hareket etti.
Uçağın içi neredeyse tamamen Sudanlıydı.
Belki de bu uçakta yabancı olan yalnızca bizdik.
Yaklaşık dört saat sürdü yolculuk.
Sabaha karşı
Gün doğarken
Güneş yükseliyordu, uçak alçalıyordu.
Altımızda gri bulutlar vardı.
Her yer griydi.
Tepemizde güneş.
Yanımızda Kızıldeniz.
Uçak indi.
Çölün ortasına.
Türkiye’de küçük bir ilin havalimanı büyüklüğünde, bir apron.
Kapılar açıldı
Daha ilk adımı atmadan sıcak çarptı yüzüme
Hava ağırdı
Toz vardı
Toprak vardı
Uzun zamandır susmuş bir coğrafyanın kokusu vardı.
Yazının ilerleyen bölümlerinde bazı isimleri sık sık duyacaksınız.
Her biri hikâyenin bir parçası.
Dr. Münir Filistinli, Sudan’da 17 yıl yaşamış, toprakları ve insanları bilen, kalbi hâlâ burada.
Avrupa Yetim Eli’nden Nizamettin kardeş, yolunu ve yükünü aşarak gelen.
Yunus kardeşim, her işin içinde, her yükün ucunda.
Betül Hanım, gayretli, disiplinli ve çalışkan.
Ömer kardeş, işin mutfağında, en çok çalışan ve görüntülerin ardındaki isim.
Bu yolculukta kimse tek başına değildi.
erdal elibüyük, Port Sudan
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i kaçırma operasyonu, açık bir devlet terörüdür. Bir devlet başkanının ve eşinin, zorla kaçırılması ve ABD’ye götürülmesi, haydutluğun ABD tarafından devlet politikası hâline getirildiğini göstermektedir.
Bu hukuksuzluğun ardından basına servis edilen görüntüler ise suçun boyutunu daha da ağırlaştırmıştır. Özellikle Cilia Flores’in bir kadın olarak maruz bırakıldığı aşağılayıcı muamele, insan hakları bakımından vahameti daha da derinleştirmiştir.
Devamında sergilenen sözde yargılama süreci ise, hukuken hiçbir karşılığı olmayan, önceden sonucu belirlenmiş göstermelik bir mizansenden ibarettir. Kaçırma, zorla alıkoyma ve göstermelik mahkeme pratiği, bu saatten sonra “uluslararası hukuk” kavramını literatürden çıkarmıştır.
Bu vahşi ve hukuk dışı uygulamaları kınıyor; vicdanlı toplumları ve halkları bu açık haydutluk karşısında sessiz kalmamaya çağırıyoruz.
Yapıcı bir dil kullanarak, yaşadığımız onca acıyı memleketimizin ve halkımızın huzuru için yüzümüzü ekşitmeden yuttuk.
Ancak PKK ve uzantıları, on binlerce insanımızın ölümüne neden olan gerçeklerle yüzleşmek yerine herkese gülücük dağıtırken, HÜDA PAR’a karşı bu kin dili, bu çarpıtma niye?
Soruyoruz:
Silahla savunduğunuz konularda önce “Bağımsızlık” dediniz…
Sonra “Bu olmaz” diyerek “Federasyon” dediniz…
O da olmadı, “Demokratik konfederalizm” dediniz…
Devamla “Demokratik özerklik”,
“Demokratik Cumhuriyet / Demokratik ulus”,
ve nihayet “Yerel demokrasi” dediniz…
Söylemlerinizle adeta çocuklar oyun oynar gibi Kürt gençlerinin hayatıyla oynadınız.
Bugün gelinen noktada bu kavramlar, Türkiye’de birçok siyasi partinin rahatlıkla dile getirebildiği taleplerdir.
Fakat hiçbir siyasi parti bu talepleri dile getirirken, ne kendi Kürdünden ne de kendi Türkünden on binlerce insanı katletmemiş, çukurlara gömmemiş, dağ başında infaza kurban etmemiştir.
Bu konuda hiç mi suçunuz yok? Bu kadar gencin dağda ölümü yüreğinizde en ufak bir pişmanlık uyandırmıyorsa, anlatılacak hiçbir şey kalmamıştır.
HÜDA PAR’a saldırarak kendi tabanınızın bu hakikatle yüzleşmesini perdelemeye çalışıyorsunuz.
Biz, kin, nefret ve zulüm yerine; adalet, diyalog ve kardeşlik demeye devam edeceğiz.
Çünkü halkımızın düşmanlığa değil; huzura, güvene ve kardeşliğe ihtiyacı vardır.
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu:
PKK ve İŞİD zihniyet olarak birbirlerine yakınlar. Elbette söyledikleri farklı ya da orijinleri farklı olabilir ama zihniyet olarak kendinden başka herkesi yok etme, yok sayma ya da tekfir etme özelliği itibariyle birbirlerine çok benziyorlar.
@mahfildijital Pkk'liler gerçekleştirdikleri katliamları çok çabuk unutmuş anlaşılan. Siz unutsanız da tarih unutmayacak. Katlettiğiniz her bir masumun kanı fitil fitil burnunuzdan gelecek.
@AmedRonahi21 @evine_97 @HurDavaPartisi O video yetmez diyorsan al bunu da izle. Belki gerçekleri görme yetisine sahip olabilirsin
https://t.co/kiQsT6QaHf
@AmedRonahi21 @evine_97 @HurDavaPartisi Kimij neler yaptığı çok açık. Al izle beyinsiz oğlu beyinsiz. Tüm bunları siz yaptınız.
https://t.co/kkH3Fz4vz1
@keremkosova95 @BahattinMetin10 @HurDavaPartisi Katlettiğiniz masumların % 60'ından fazlası kürttür. Nasıl vahşi bir örgütseniz kendileri için mücadele ettiğinizi söyleyip kürtleri katlediyorsunuz. Bu dediklerimi atalarına söyle onlarla karşı karşıya geldiğimizde nasıl karı gibi etek giydiklerini sana anlatsınlar. 😄
@AmedRonahi21 @evine_97 @HurDavaPartisi Binlerce gözü dönmüş vahşi yaratığı sokağa dökmek, sizin için anayasal hakkını kullanmak oluyor demek. Demekki sizde harbiden beyin yok. İnsani duygularınız eksiye inmiş. Allah ıslah etsin ne diyim.