Sen zannediyor musun ki bir tek alzheimer olan sensin? Herkes hasta, hepsi hasta.Yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. Bu millet neleri unuttu
Kiler Holding..
Hisse fiyatı 2022’de 7 TL iken 2026 Şubat’ında 383 TL’ye yükseliyor, bugün 9.48 TL..
Şirketin piyasa değeri ise 2022’de 4.9 milyar TL iken 2026 Şubat’ında 1.1 trilyon’a ulaşıyor, yani o günkü kurla 20 milyar $’ı aşıyor.
Koç Holding 13 milyar $, İş Bankası 6.5 milyar $ iken Kiler 20 Milyar $.
Sonra, hisse fiyatındaki gerilemeye paralel olarak şirketin piyasa değeri 1.1 trilyon TL’den 180 milyar TL’ye düşüyor.
KAP verileri üzerinden anlattığımız bu iniş çıkışları SPK, BİST seyrediyor, olan vatandaşa oluyor.
Şirketin ortaklarından Vahit Kiler 4 dönem AKP vekilliği yapmış, şirketin bağımsız yönetim kurulu üyesi ise AKP’nin eski bakanı İsmet Yılmaz..
Fazla söze hacet yok, takdir milletindir!
Çanakkale Bayramiç’te üretici arkadaşım Cansu, tedarikçinin talebiyle elmayı toplattı. Tam yükleme yapılacakken tedarikçi vazgeçti!
Soğuk hava depolarında yer yok, tonlarca elma dalından toplandığıyla kaldı.
Üreticinin emeği de çabası da havada kaldı. Tonajlı elma için acil alıcı/depo çözümü lazım! 🍎
Tonajlı satış yapabileceğimiz fabrika, tüccar veya yönlendirebileceğiniz bir kanal var mı?
Destek lütfen. 🙏🍎
@TarimGovTr@IbrahimYumakli@dilan_kutluuuu@ugurerdem__@migros@tarimyazari@TarimsalGundem@TabiplerTarim
“Kirli ve zehirli” dil dediği de AKPlilerin fondan götürdüğü milyarları hatırlatmak… Buna verecek cevabı olmayınca sözüm ona aşağılamaya falan çalışmış “gözüm”.
Şamil senin ettiğin laf bize yapışmaz. Çamurdur, çitileriz, geçer deriz. Şöyle düşün; biz çalmadık, çırpmadık, halkı dolandırıp milyarlar götürmedik. Ne hırsız diyebilirsin bize ne de dolandırıcı. Bize güya laf söyleyebileceğini sandığın tek şey arkadaşlarımızla kırk yılın başı oturabildiğimiz bir muhabbettir ama en azından soframızın sahibi biziz. Az ya da çok ne varsa dostlarımızla da paylaşırız.
Bizi; o çok olduğunu sandığın ama kendine yetmeyen aklınla insanlara hedef göstermeye çalışırken, “insanlar neden oturup bir yemek yiyemez hale geldi, niye herkes sürekli ertesi gün nasıl yaşayacağını hesaplıyor, yirmi yıldan fazladır iktidarda olan partin ne yaptı da ekonomiyi bu hale getirdi onu da açıklayamazsın. Ancak mıy mıy ağzının içinde gevelersin.
Sen halktan çalınanlarla kurulmuş bir sofranın artığına talip bir kapıkulusun, oradan iki lokma da sana düşsün diye yapmadığın, söylemediğin şey kalmaz. Biliriz ki bugün devran dönse laf ettiklerinin de sofrasının artığının talibi olursun. Kızılmaz sana; tıynetin bu çünkü…
O yüzden…
🚨 #SONDAKİKA | Seyit Torun:
"TERAnın borsaya açılmasını sakıncalı bulup kabul etmeyen iki SPK üyesi Mutalip Ünal ve Ali Akay bir gece yarısı sayın Erdoğan tarafından görevden alındılar, yerlerine Enver Usca ve Bülent Murat Hahoğlu atandı. Ne hikmetse bu atamadan 2 ay sonra da TERA borsaya açıldı.
Erdoğanın tüm bunlardan haberi yok öyle mi?"
Erdoğan, “Cebimizden 5 kuruş çıkmayacak.” diyordu.
Haklı çıktı: 5 kuruş değil, 50 milyar dolar!
Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri için bütçeden ödeme kalemleri:
▪️ 2026: 5,8 milyar dolar
▪️ 2026–2029: 22,2 milyar dolar
▪️ 2017–2029 toplamı: 50 milyar dolar!
Millete “bedava” diye anlattılar, milyarlarca dolarlık faturayı yine milletin sırtına yüklediler.
Gazeteci İsmail Arı, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin'in şikayeti üzerine gözaltına alındı. İsmail Arı; haberini doğrulamak için Ebubekir Şahin'e defalarca yazmış ve yanıt alamamıştı. Sorulara yanıt vermeyen Ebubekir Şahin, soluğu mahkemede almıştı. Böylece iktidarın kamu görevlilerinin şikayetiyle bir gazeteci daha gözaltına alınmış oldu.
#ÖzgürÖzel: Görevden alamadı #Erdoğan, tam 34 gündür bunları görevden alamadı. 6 kez SPK başkanıyla 'fon vurgunu' toplantısına girdi. Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor.
Halk sağlığını ilgilendiren bu haberimizi habere konu dondurma şirketi “tedbiren” erişime engelletmişti.
Erişim engeli kararı gazetemizin avukatının başvurusuyla kaldırıldı. Yani bu önemli haberimiz yeniden yayında.
Tekrar okumak isteyenler veya kaçıranlar için👇
Bir saat önce İstanbul’a inerken çektim. Sazlıdere Baraj Havzası üzerindeki vahşi yapılaşma havadan işte böyle görünüyor. Bu korkunç tablo Kanal İstanbul ısrarının sonuçlarından sadece biri.
Bu imar arsızlığıyla mücadele edenler ise bugün cezaevinde.
Ne yazık ki İstanbul, bu anlayışın yarattığı ekolojik yıkımın ve büyüttüğü afet risklerinin bedelini ödemeye devam edecek.
Bizler, bu memleketin şehir plancıları, her türlü baskıya rağmen rant politikalarıyla mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
#ŞehirPlancılarınaÖzgürlük
Gazeteci Murat Ağırel, araştırdığı bir konuda yeterli bilgi ve belgeye ulaşamadığı için haber yapmamış. Şimdi ise haber yapmadığı gerekçesiyle tutuklanıyor.
Peki, o haberi yapsaydı ve iddialar doğrulanmasaydı ne olacaktı? Bu kez de dezenformasyon suçlamasıyla karşı karşıya kalmayacak mıydı?
Üstelik ev hapsinde bulunan ve hakkında zaten adli kontrol tedbiri uygulanan bir gazetecinin tutuklanmasını gerektiren somut gerekçe nedir? Hangi kaçma veya delilleri karartma riski, tutuklama tedbirini zorunlu kılmaktadır?
Adalet; ancak hukuk herkese eşit ve ölçülü uygulandığında gerçek anlamını bulur.
Asrın vurgunu patlıyor, hesap veren yok! İşin içinden sıyrılma taktikleri hemen devreye giriyor.
SPK Başkanı Mahmut Sütçü, "Sağlık sorunları" gerekçesiyle istifa ediyor.
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, emeklilik dilekçesiyle veda ediyor.
Görevden alma yok, soruşturma yok!
Vurgunu yapanlar serbestçe geziyor, tövbe hesabına para yatıranın dosyası sessiz sedasız kapatılıyor.
Esas sorumlular yerinde oturmaya devam ediyor.
Bu işi böyle kapatamazsınız, hesap verilene kadar takipçisiyiz!
Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik emeklilik dilekçesi verdi.
Çelik’in damadı İskender Balcı, hisselerinde manipülasyon yapılan Özata Denizcilik’in yönetim kurulu üyesiydi.
Yollardayım. Markete girdim, meyve reyonundan bir şeyler alacağım. Görevli kadın dikkatle yüzüme baktı:
“Milletvekili misiniz?” diye sordu.
“Evet” dedim.
Birden anlatmaya başladı:
“Eşim ve ben öğretmendik. İhraç edildik, cezaevlerine atıldık. Neler çektik… Size de mektup yazmıştım. Şimdi karşımda görünce çok sevindim.”
İnsan bazen bir markette, meyve reyonunda ülkenin yakın tarihinin en ağır yaralarıyla karşılaşıyor.
On binlerce öğretmen sınıflarından, öğrencilerinden, okullarından koparıldı. Aileler dağıldı, insanlar işlerinden edildi, hapse atıldı, hayatları altüst edildi.
Bir ülkenin öğretmenlerini, akademisyenlerini, kamu çalışanlarını böylesine büyük bir kıyımla eğitimden ve kamudan koparmak, yalnızca insanlara değil, ülkenin geleceğine de vurulmuş ağır bir darbedir.
Bugün hâlâ o insanların gözlerindeki acıyı görüyoruz.
Eğitime, adalete ve insan onuruna verilen bu zararın hesabı mutlaka sorulmalı.