Malum “FETÖ” Üyeliğinden Mahkûmiyet Bağlamında
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 1.10.2025 tarihli ve E. 2025/3-158, K. 2025/374 sayılı Kararı
Üzerine Hukuki Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 1.10.2025 tarihli ve E. 2025/3-158, K. 2025/374 sayılı Kararına konu olayda, üniversite öğrencisi olan, 2009 yılı itibarıyla Fetullah Gülen’e izafe edilen yapılanmanın kontrolündeki Bursa’nın Yıldırım İlçesinde bulunan öğrenci evlerinden sorumlu bir kişi olarak görevlendirilen A, bu görev sürecinde söz konusu evlerde kalan veya bu evlere devam eden öğrencilerle sohbet programları yapılmasını, Fetullah Gülen’in kitaplarının okunmasını, sohbetlerine ilişkin ses ve görüntü kayıtlarının izlenmesini, bu öğrencilere ders takviyesi yapılmasını organize eder ve öğrenim görecekleri alanın belirlenmesinde ve meslek seçiminde yönlendirmelerde bulunur; bu suretle çeşitli öğretim programlarına yerleştirilmesi sağlanan öğrencilerle bu öğrenim süreçlerinde zaman zaman bir araya gelerek ilişkilerini devam ettirir. Ayrıca A’nın malum “bylock” programının kullanıcısı olduğu ve kendisine mahsus bir şifre kullandığı tespit edilir.
2016 yılında “Silahlı terör örgütüne üye” olduğu şüphesiyle hakkında soruşturma yapılan A, kaçak iken, memleketi olan Balıkesir’in Burhaniye İlçesinde 14.2.2018 tarihinde yakalanarak gözaltına alınır ve bilahare tutuklanır.
1) Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, terör örgütü üyesi olduğunu kabul ettiği A’nın, sırasıyla TCK, m. 314 (f. 2); 3713 s. K, m. 5 (f. 1); TCK, m. 62 … hükümlerine istinaden sonuç ceza olarak 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.
Bu mahkûmiyet hükmü kurulurken “beş yıldan on yıla kadar hapis cezası”nı gerektiren silahlı örgüte üye olma suçundan dolayı temel cezayı, 6 yıl hapis cezası olarak belirlenmiştir. Terörle Mücadele Kanunu, m. 5 hükmü gereğince bu ceza yarı oranında artırılmıştır. Keza, A hakkında takdiri indirim nedenlerinin varlığı kabul edilerek cezasında 1/9 oranında indirim yapılmıştır.
Gerekçeli kararda,
“FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün dışarıdan bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak algılandığı, gayrı meşru amaçlarını gizlediği dönemde örgüt içerisine legal bir yapı olduğu izlenimi ile giren sanığın, yaş, eğitim düzeyi, edindiği bilgi itibariyle hayat tecrübesinin arttığı dönemde dosya kapsamına göre kendisine Halil kod adı verilmesi ve örgüt içi gizliliği sağlamak amacıyla örgüt içi gizli haberleşmede kullanılan Bylock programını kullanmaya başlanılması ile örgütün gerçek yüzünü gördükten sonra ayrıldığını / ayrılmaya çalıştığını gösteren eyleminin bulunmadığı aksine örgüt yapılanması içerisinde yer ve görev almaya devam ettiğinin, … anlaşılması karşısında, … sanığın cezası alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmiştir”
açıklamasına yer verilmiştir.
Mahkeme ayrıca, A’nın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
2) Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, bu mahkûmiyet hükmüyle ilgili istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
3) Yargıtay 3. Ceza Dairesi, yaptığı temyiz incelemesi sonucunda, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi”ni hukuka aykırı bularak, bu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir (23.5.2022, E. 2022/5180, K. 2022/2898).
Daire ayrıca, A’nın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
4) Bozma kararına uyan Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, yaptığı yargılama sonucunda A’nın, yine aynı kanun hükümlerine istinaden sonuç ceza olarak 8 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.
Bu mahkûmiyet hükmü kurulurken “beş yıldan on yıla kadar hapis cezası”nı gerektiren silahlı örgüte üye olma suçundan dolayı temel cezayı, 6 yıl 6 ay hapis cezası olarak belirlenmiştir. Terörle Mücadele Kanunu, m. 5 hükmü gereğince bu ceza yarı oranında artırılmıştır. Keza, A hakkında takdiri indirim nedenlerinin varlığı kabul edilerek cezasında 1/9 oranında indirim yapılmıştır.
Gerekçeli kararda,
“… sanığın kastının yoğunluğu, örgüt içinde geçirdiği süre, eğitim ve askeri mahrem yapılarda görevler alması ve en sonunda askeri mahrem yapılanmada öğretmen konumunda bulunması şeklindeki örgüt yapılanmasındaki konumu, eylemlerinin niteliği ve önemi, sanığı amaç ve saiki nazara alınarak sanığın cezası alt sınırdan makul miktarda uzaklaşılarak tayin edilmiştir”
açıklamasına yer verilmiştir.
Mahkeme ayrıca, A’nın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
5) Bu mahkûmiyet hükmünü temyizen inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesi,
a) “… sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle ve bozma kararını işlevsiz hale getirecek şekilde fazla ceza tayin edilmesi ”ni,
b) “… geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan TCK'nın 62. maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken; dosya içeriği ile uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılması suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi”ni,
hukuka aykırı bularak, tekrar bozma kararıvermiştir (11.9.2023, E. 2023/6977, K. 2023/5329).
Daire ayrıca, A’nın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
6) Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, “bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetinekarar vermiştir.”
7) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk derece mahkemesinin bu kararının bozulması ve dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesi yönünde tebliğname düzenlemiştir.
8) Ancak, Yargıtay 3. Ceza Dairesi,
a) “sanık hakkında hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken ve bozma sonrasında başkaca faaliyeti de gerekçe gösterilmediği halde bozmadan önceki cezadan fazla alt sınırdan ayrılarak teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi”ni,
b) “geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan TCK'nın 62 nci maddesi uyarınca üst hadden indirim yapılması gerekirken; dosya içeriği ile uyumlu olmayan biçimde yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle takdir hakkı kullanılırken dokuzda bir oranında indirim yapılması suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi”ni,
hukuka aykırı bularak, ilk üçüncü defa bozma kararıvermiştir (11.9.2023, E. 2023/6977, K. 2023/5329).
9) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, direnme kararı üzerine Dairenin tekrar bozma kararı veremeyeceği, bu durumda dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca görüşülüp karara bağlanması gerektiği gerekçesiyle, bu bozma kararına itiraz etmiştir.
10) Yargıtay Ceza Genel Kurulu, yaptığı inceleme sonucunda, aşağıdaki gerekçelerle, ilk derece mahkemesinin direnme kararının ve A hakkında kurduğu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir:
İlk derece mahkemesi tarafından, “… sanığın örgütteki konumunu değiştirmeyen bir kısım tanıklar da dinlenilerek, bu kez temel cezanın 6 yıl 6 ay olarak belirlenmesi suretiyle uyulan bozma ilamının etkisiz hâle getirilmesi usul ve hukuka aykırıdır.”
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından, “İlk Derece Mahkemesinin, … ‘duruşmadaki saygılı tutum ve davranışları’ nedeniyle sanık hakkında TCK’nın 62. maddesini tatbik etmesinde ve fakat ‘hakkında yürütülen kovuşturmayı sonuçsuz bırakmak amacıyla yurt içinde saklanırken kaçak halde yakalanması...’ nedeniyle anılan maddedeki indirim oranını 1/9 nispetinde uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.”
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ayrıca, A’nın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Hukuki değerlendirme ve görüşümüz:
Mercilerin hiçbirinin kararında, A’nın fiillerinin suç oluşturup oluşturmadığı yönünde bir tartışma ve değerlendirme yapılmamıştır. herhangi somut bir suç isnat edilmemiştir.
A’nın Fetullah Gülen’e izafe edilen yapılanmanın içinde olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, bu yapılanma içindeki faaliyetleri itibarıyla kendisine herhangi somut bir suç isnat edilmiş değildir.
Gerek Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nin 28.7.2021 ve 19.10.2022 tarihli Gerekçeli Kararlarında gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun inceleme konusu yaptığımız kararında, A’nın,
1) örneğin çeşitli sınavlarda sorulan soruların hukuka aykırı yollarla elde edilmesi, sınava girecek kişilere tevdii, sınavda kopya çekilmesini sağlamak gibi herhangi somut bir suç işlediğine,
2) “bylock” programını kullanarak kimlerle iletişim kurduğuna ve bu iletişim içeriklerine,
3) sorumluluğunu üstlendiği öğrenci evlerinde veya iletişim halinde olduğu kişiler tarafından herhangi bir suç işlenmiş olup olmadığına,
dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
Mercilerin kararlarında ve özellikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
22.7.2025 tarihli Demirhan ve Diğerleri -Türkiye (1595/20 ve diğer 238 başvuru)
ve özellikle,
26.9.2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya-Türkiye (15669/20),
kararları hiç dikkate alınmamış ve değerlendirme konusu yapılmamıştır.
(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yüksel Yalçınkaya-Türkiye kararı ile ilgili tespit ve değerlendirmeler için bkz. ÖZGENÇ, Suç Örgütleri, 16. bası, Ankara 2026, sh. 171 vd.)
Öz itibarıyla sadece belirtmemiz gerekir ki, Fetullah Gülen’e izafe edilen yapılanmanın içinde bulunmak, Fetullah Gülen ile bağlantılı kılınan eğitim ve öğretim kurumlarında görev yapmak, başlı başına bir suç oluşturmaz; terör örgütü üyeliğinden dolayı ceza hukuku sorumluluğunu gerektirmez. Meğerki kişi, bu yapılanma içindeki faaliyetleri itibarıyla herhangi somut bir suç işlemiş olsun.
İlk derece mahkemesinin Gerekçeli Kararlarında yer verilen ifadelerde de belirtildiği üzere, Fetullah Gülen’e izafe edilen yapılanmaların önemli bir kısmı, ilgili kamu otoritelerinin iznine dayalı olarak, bunların gözetim ve denetimi altında faaliyet gösteren kurumlar niteliğindedir.
Keza bu kararlarda, A’nın özellikle 15 Temmuz 2026 tarihli darbe teşebbüsünden sonraki süreçte Fetullah Gülen’e izafe edilen yapılanmanın içinde bulunmaya devam ettiğine ve bu yapılanmaya müzahir fiil ve davranışlar icra ettiğine dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
Yargılama konusu olay bakımından dikkate alınması ve değerlendirilmesi gereken diğer bir husus, A’nın hakkında soruşturma başlatılmış olduğundan haberdar olmasına rağmen yurt içinde saklanarak soruşturma işlemlerinin ikmal edilmesine katkı sağlamamış olmasıdır.
Hakkında yürütülen soruşturma işlemlerinin gereğini yerine getirmesi, mesela Cumhuriyet savcısı tarafından çağrılması halinde bu çağrıya icabet etmesi, kişinin kendisi bakımından da bir yükümlülüktür. Ancak, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başlı başına bir suç oluşturmamaktadır ve kişiye herhangi bir yaptırım uygulanmasını gerektirmemektedir. Çağrıldığında gelmeyen kişi, zorla getirilir; çağrıldığında gelmeyeceği ve kaçacağı düşünülen şüpheli yakalanır ve hatta gerekirse tutuklanır.
Hakkında soruşturma yapıldığından ve yakalama kararı verilmiş olduğundan haberdar olan kişinin saklanması, işlediği suçtan dolayı hakkında cezaya hükmedilirken takdiri indirim nedenleri bağlamında dikkate alınır. Ancak bunun için, kişinin somut bir suç işlediğinin sabit olması gerekir. Somut bir suç işlediği sabit olmayan ve kendisinin masum olduğuna inanan bir kişinin, hakkında başlatılan soruşturma sürecinde korkarak saklanması, kendisine isnat edilen suçu işlediği hususunda karine dahi teşkil etmez.
Not: Bu tespit ve değerlendirmeler,
https://t.co/SpLKiaOgzM
internet sitesinde yayımlanmıştır.
Türkiye’nin en sahipsiz acısı KHK’lılar meselesi. Kapağını araladığınız anda hukukla vicdanla izahı zor yüzbinlerce dert çıkıyor karşınıza. Beraat etse bile işine dönemeyen; kamuda ya da özelde emeğinin karşılığını alamayan, özlük hakları iade edilmeyen insanlar.
“Dünya üzerimize yıkıldı, en altta kaldık ve sadece imdat diyebildik” diyenlerin sesi hâlâ askıda.
Anlamlı bir buluşma olmuş. Bu meseleyi programına alan tek parti Gelecek Partisi zaten.
Doğu Perinçek de geç de olsa bu konuya değindi geçenlerde, “Bu ülkenin insanını kaybetme lüksümüz yok” dedi.
Asıl soru şu: AK Parti ve Cumhur İttifakı o “imdat” sesini duyacak mı?
Çünkü siyaset uzun süredir yüzde hesabıyla yapılıyor. Bir mesele en az %1 oy getiriyor ya da götürüyorsa dikkate alınıyor. İnsani bedeli ağır konular bile sandıkta hafif geliyorsa o tarafa bakılmıyor.
Belki şöyle sormak lazım: Madem oy hesabında yok sayılacak kadar azlar, tehdit oluşturmaları da imkânsız. O hâlde bu ayrımcılığı sürdürmenin amacı ne?
Beyoğlu'nda sokak ortasında genç kızı taciz eden şahıslar tahliye edildi.
• Şahsılardan biri 9 yıl, diğeri ise 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılarak, tutuklulukta geçirdikleri süre gerekçesiyle tahliyelerine karar verildi.
📍KESK’li KHK’lilerin “İşimizi Geri alacağız!” diyerek Diyarbakır’dan başlattıkları yürüyüşü KHK’li bir öğretmen ve milletvekili olarak selamlıyorum.
📍Bu yürüyüş KHK’lilerin işlerinin, gasp edilen haklarının ve itibarlarının iadesi için yapılmaktadır.
📍KHK’ler derhal iptal edilmeli, ihraç edilen bütün emekçiler görevlerine hemen, amasız fakatsız iade edilmeli, yıllardır yaşanan hak gaspları giderilmelidir.
#KESKliİhraçlarYürüyor
@KESK1995
%65 ⏩ KHK’lılar göreve dönmeli
%28 ⏭️ Hiçbiri dönmemeli
%7 ⏭️ Kararsız
MAK Danışmanlık, #KHK’lılarla ilgili dikkat çekici bir kamuoyu araştırması yaptı.
Anket, 18–23 Eylül 2025 tarihleri arasında 30 ilde yapıldı.
@DanismanlikMak@malikulat 👇
https://t.co/nQ4LawzpWX
Bugün Meclis’te, tutuklu kursiyer teğmen oğlu için adalet mücadelesinden bir gün bile vazgeçmeyen anne Sevinç Çakır’ı ağırladık.
Adaletsizliğe uğrayan, suçsuz yere hayatları karartılan KHK’lıların sesi olmaya ve bu mücadeleyi Meclis’te sürdürmeye devam edeceğiz..
– Yeni Anayasa
Neredeyse her başkan gibi Bülent Bey de yeni anayasa gerekliliği görüşünü şu sözlerle ifade etti: “Yeni bir anayasaya, çağdaş bir anayasaya, daha az maddeli bir anayasaya, temel haklar ve görevler noktasında özgürlükçü bir anayasaya elbette her zaman ihtiyacımız var ama bu Komisyon’un görevi bence yeni bir anayasa hazırlamak değil. Dolayısıyla ben bu konuyu bu kadarla kesmek istiyorum.”
– AYM, AİHM, KHK, Umut Hakkı, Genel Af
Arınç’ın son tavsiyeleri ise şu başlıklar içindi: “AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması bizler için bir gerekliliktir, bunu tekrar hatırlatmak istiyorum. Bakınız, imzaladığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ıncı maddesi. 2010 yılında AYM’ye bireysel başvuru hakkını kabul ettik, mahkûmiyet hâlini de 311’inci madde Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yargılamanın iadesi olarak düşündük, kabul ettik, vesaire, şimdi ‘Biz bunları tanımıyoruz.’ diyebilir miyiz? Diyemeyiz, dememeliyiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine hak ihlalleri konusunda verdiği kararları dikkate almak, uygulamak zorundayız çünkü bu bizim ahdimizdir. 90’ıncı madde orada duruyor, 145’inci madde orada duruyor, vesaireleri orada duruyor. İfade özgürlüğünün güçlendirilmesi gerekiyor. Adil ve insan onuruna yaraşır bir infaz mevzuatına ihtiyaç var. -Feti Yıldız’a referansla- 15 Temmuz sonrasında belli bir şekilde yargılanıp da içeri girenler dörtte üç kapsamında kaldılar. Kadınlar, çocuklu kadınlar, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, vesaire… Umut hakkı konusu Bahçeli’nin konuşmasıyla gündeme gelmişti, mutlaka uygulanmalıdır, yerine gelmelidir. Umut hakkı konusunda ‘Bu istifade edecek, bu edecek.’ diye düşünmeyelim, AİHM’in kararı belki on sene oldu umut hakkı konusunda. Genel bir affa zaruri bir ihtiyaç olarak bakıyorum. Özellikle, yargı konusundaki güvensizliğin, hak ihlallerinin had safhaya ulaştığı bir zamanda umumi bir affın sınırları, kapsamı ve geçerlilik tarihi -mesela 2023 olabilir- ve bazı suçlar kapsam dışında kalmak üzere mutlaka düşünülmesinde ve tartışılmasında fayda var. KHK ile ihraç edilenler büyük bir ıstırap yaşıyorlar. Ben damdan düşenlerin hâlini bilirim. Kendi en yakınlarımdan ağır cezalarda beraat etmiş insanların bugün görevlerini yapamaz hâlde olduklarını düşünüyorum.”
💥 DEM Parti, KHK’lıları da sürece dahil ediyor.
Meclisteki Milli Kardeşlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu’na davet listesinde KHK’lı Platformlar Birliği ile KHK ile ihraç edilen Barış Akademisyenleri yer alıyor.
🗣 @emin_ekmen
📌Komisyon, herkes için adalet, özgürlük ve demokrasi tartışmalarının zeminine dönmeli
📌İç cepheyi tahkim etmek isterken iç cepheyi tahrip eden uygulamalardan uzak kalınması gerektiğini hatırlattık
📌#KHK'lıların durumu gibi toplumun beklentilerine işaret ettik
Komisyonun anayasa çalışması yapmayacağının açıklanması olumlu haber.
Ancak tüme yakın partilerin katıldığı komisyonun,
var olan anayasaya,
#AYM ve #AİHM kararları ve adil yargılanma ilkesine uyulmasını, #KHK haksızlarına son verilmesini istemesi de başlangıç için bir ön şart.