Yağmur Tunalı, İlber Ortaylı’nın bilinmeyenlerini anlattı:
"İlber Hoca, bugün ikindi namazından sonra uğurlanacak.
Tesbihlerle, tekbirlerle, tehlillerle uğurlanacak.
Çok az kişiye söylemiştir, bilenler bilir, böyle uğurlanmak isterdi.
Annesinin dindarlığından bahsederken 'teşhirci olmamak kaydıyle çok dindardır' derdi.
Kendisi de öyleydi.
Dindarlık görüntüsünden kaçardı.
Bunun belki bir istisnası söylenebilir:
Kendi kendisiyle yaşadıklarını kimse bilemez.
Açık olanlardan birini söyleyeyim:
Ankara Kalesi çevresindeki Selçuklu Camilerinin devamcıları, hocaları, çevre esnafı Hoca'yı çok iyi bilir.
Ankara yıllarında şimdiki büyük şöhretinde değilse de epeyce meşhurdu.
Her Cuma Aslanhane'ye bir grup arkadaşımızla giderdi.
Sonra Boğaziçi lokantasında yemek yenirdi.
Ona devamlı eşlik edenler on kişiyi bulacak bir ekibin içinden insanlardı.
Bunlarla sınırlıydı.
Başka yerlerde konuşulmazdı.
Tasavvuf muhitlerine karışmak istemesi de bu yıllardaydı.
Merakı aşan bir dikkatle görüştü.
İmrenerek, hayran olarak bahsettikleri olurdu.
Dar bir çevrede anlatırdı.
Yılmaz Öztuna'nın 'Osmanlı hayatının merkezinde tasavvuf vardır' fikrine hararetle katılırdı.
Bu da ilim ve entelektüel bakışının sonucuydu.
Objektif bir görüş olarak dile getirir ve gerekçelerini söylerlerdi.
Ateist Celâl Şengör'le dosttu.
Celâl Şengör de dünya çapında bir değerimizdir.
Kimsenin, dini dinsizliği kimseyi ilgilendirmez.
Bakacağı bilgidir, bilgisini nasıl kullandığıdır.
Memlekete ve insanlığa faydasıdır.
Memleket sevgisinde, Türklük aşkında buluşmaları da önemlidir.
Celâl Hoca'yla dostlukları böyledir.
Büyük iştir ve eğer düşünürsek ancak alkışlanır.
Herkesle görüşür, konuşurdu.
He kesime yakın olduğunu paylaşımlardan, fotograflardan gördük.
Bu genişlik kolay bulunmaz.
Dinden geçinen taifeyle ve bölücülerle mesafeliydi.
Tanrı adına konuşma tekeli elde ettiğini zannedenlerle yakınlaşmazdı.
Onlarla bu konuları değil, hiçbir konunun görüşülemeyeceğini bilir ve söylerdi.
'Cahille sohbeti kestim' dediği en başta onlardı.
Çünkü dini hassasiyet bu cıvıklığa cevaz vermezdi.
Hoca konuşmadı ama onlar her zamanki ölçüye sığmaz sözlerle gidişi üzerinden de Allahlık etmeye kalkmaya devam ettiler.
Fatih Camii haziresine gömülmesine itiraz edenler onun Müslüman olmadığını söyleyecek kadar azdılar.
Evet azdılar.
Dinin kimseye vermediği hakkı kendilerinde var zannettiler.
Allah'ın Allahlığını kimseye bırakmayacağını düşünmeyen bu azgın klikler, iktidar gücüne yaslanmanın şımarıklığıyla saldırdılar.
Ondan görünmenin hesapsız özgürlüğünde Cumhurbaşkanı'na 'Onu oraya gömdürme!' demek için başvururken iftirayı aşan sözler ettiler.
İyi ki dinlenmediler.
Dinlenmeyecekler.
Kamu vicdanında bu konuda karşılıkları yoktur.
İlber Hoca'nın samimiyeti, millet fedaisi oluşu karşısında erimeyecek buzdağı yoktur.
İlmini bilenler konuşsun.
Biz, insan olarak çizdiği olağanüstü portreyi görüyoruz.
Türk milleti, bu büyük Türk'ün yalnız Türkiye'de ve Türklük için yaşamak ülküsüne bağlılığını biliyor.
Kendisinden olduğunu görüyor ve biliyor.
Onun için seviyor.
Bu millet kendisi için yaşayanı unutmaz!
İstanbul ve Fatih bugün müstesna günlerinden birini yaşayacak.
Türkiye göz ve gönül coşkunluğuyla katılacak.
Ülkenin, dünyanın her yerinden seven gönüllerle İstanbul dışından olanlar da uğurlayacak!
Büyük Türk'ün aziz, lâtif, kutlu rûhu şâd olsun!"
Anayasadaki vatandaşlık tanımından Türk adını silmek tarihin en büyük ihaneti olarak kayıtlara geçer.
Binlerce yıllık Türk tarihi bu ihaneti asla unutmaz.
Acil olarak satılan şişede ki ürünün fiyatının yarısı kadar şişe depozitosu gelsin .
Bunun dolusunu dağın başına kadar götürmeye erinmeyen hayvan pisliğini geri getirmeye gelince ucunda para olunca belki getirir..
@HMBakanligi@TC_icisleri
🗣️Prof.Dr. Halil İnalcık:
“70 yaşıma kadar 4 milyon Osmanlı evrakı inceledim, 98 yaşıma kadar 28 eser yazıp bıraktım ve anladım ki, bugün buradaysak bunu tamamen Atatürk'e borçluyuz.
Gazi Mustafa Kemal olmasaydı, bizde olmayacaktık!”
Melih Gökçek,
Hakkınızda iki kitap yazdım.
İlki ihalelerle dolu; diğeri ise en yakın çalışma arkadaşınızın bizzat itiraflarıyla…
Hepsi belgeli. Ve biliyorsunuz, yazdıklarım yargı huzurunda da tescillendi.
Şimdi çıkmış, olmayan tabutlardan, olmayan torbalardan söz ediyorsunuz.
Ama küçük bir ayrıntı var:
Bu iddialarla ilgili Ankara Büyükşehir Belediyesi savcılığa suç duyurusunda bulundu ve sizi de şahit gösterdi.
Evet evet, bu sefer siz anlatacaksınız.
Belediyenin arabasını zorla verdiniz, şimdi sıra evde…
Ama belediye kasasından alınan o şatafatlı mobilyaları da unutmayın lütfen.
Ne de olsa kamu malı kutsaldır(!)
Merak etmeyin, ben takipteyim.
Çünkü hırsızın dini, imanı, partisi, sağcısı solcusu olmaz.
Hırsız, hırsızdır.
Ve hırsıza, hırsız olduğunu unutturursanız…
Bir bakarsınız ahlak bekçiliğine soyunmuş.
İlber Ortaylı:
“Bir kere İran’ın yarıya yakını Türkçe konuşur. Tebriz dediler tüylerim diken diken oldu.
Bu hödük Trump, gider orayı bombalarsa bitti yani…
Çünkü bu Amerikalılar cahildir.”
Yazıklar olsun!
Lanet olsun düzeninize!
Ezgi, apartmanda tek tutuklu da tahliye edildi. Kolon kiriş kesmek suç değilmiş. Diyecek söz bulamıyorum. Ölen, sizin çocuğunuz değildi; onun için bu kararı vermek zor olmamıştır. Emeği geçen herkes, yaşattığını yaşamadan gitmesin bu dünyadan."
Hasbelkader,İsrail’e giden ilk ve son Türk ÖKK.yım.
Binlerce yıl vatansız kalan İsrail oğullarının,O topraklara nasıl yapıştıklarını gördüm.
Hayal kuranlara sözüm şu.Anadolu toprakları Türk Oğlu için çok daha değerlidir.Bölemezsiniz.
Akıllı olmanızı öneririm.
Mattia Ahmet'in ailesi çaresizce İtalyanlara sesleniyor. "Çocuğumuz İtalyan Vatandaşıdır. Davayı takip edin." demek zorunda kalıyor. Çünkü T.C vatandaşının canının kıymeti yok. Adalet tecelli etmiyor. Ve malesef, bu utanç bize yetmiyor.