- 6 aylık enflasyon 17,76 iken memura neden yüzde 13,52 zam verildi?
Çünkü bunlar öyle bir sözleşme imzaladı ki "tüik enflasyonu" kadar bile zamcık alamıyor memurlar.
Bunların başkanlık yaptığı sendika üyeleri kendinize gelin!
Sadece siz değil, hepimiz sömürülüyoruz!
Bu ay memura %7 zam
Kira sözleşmesi bitene ise %32, 22 zam yapılabilecek.
Not: Lütfen enflasyon farkının zam olmadığını, maaşımızın geçmiş aylarda yaşadığı değer kaybının telafisi olduğunu bilelim.
♦️Enflasyon ile birlikte beklenen toplam artış 7+8 =15
Memur ve emeklisi, Haziran enflasyonu sonucuna göre, tahminen Temmuz ayında %7 zam+%7 enflasyon farkı, SSK ve BAĞ-KUR emeklisi %18 civarında artış olması beklenirken, otoyol ve köprü ücretlerine %40 zam yapılmış. İzahı yok!
#brent 114 $ dan 73 $ kadar geriledi. Yani şöyle baktığımızda 35-40$ bandında bir düşüş oldu.
Peki bu zam neyin nesi? İndirim pompaya yansımadan temmuz zammı nasıl yansıtılabiliyor? Gerçekten ilginç ..
AŞI OLMALISINIZ! MUTLAKA.
(ŞU AŞIYI)
Muhteremler,
Bir çocuğun hayatı kurtulsun diye milyonlarca çocuğun bedenine, ruhuna, istikbaline dair sabah akşam kürsüler kuran, afişler asan, kampanyalar tertip eden, “toplum sağlığı” diye meydan meydan nutuk atan akıl; nedense her gün bir kadının öldürülüşü, çocukların gözleri önünde babaların yere serilişi, annelerin korkuyla yaşatılışı, evlerin harabeye dönüşü, boşanmaların bir aile meselesi olmaktan çıkıp çocukların ruhunda asırlık yaralara dönüşmesi karşısında aynı harareti, aynı celâdeti, aynı seferberlik ahlâkını göstermiyor.
Garip değil mi?
Hastalık gelmeden tedbir diyoruz; fakat cinayet gelmeden tedbir demiyoruz. Mikrop kapıdan girmesin diye nizam kuruyoruz; fakat öfke, şiddet, bağımlılık, çaresizlik, kıskançlık, cinnet, yoksulluk, ahlâkî çözülme, ruhî buhran bir evin bacasından tüterken “aile mahremidir” deyip geçiyoruz. Bir virüsün toplumda dolaşımını takip etmek için grafikler çiziyoruz; fakat bir mahallenin içinde dolaşan korkuyu, bir çocuğun gözünde biriken dehşeti, bir kadının suskunluğunda saklanan feryadı takip etmiyoruz.
Oysa kadim cemiyetler böyle değildi. Obada duman tüterse oba bilirdi. Köyde bir evin kapısı üç gün açılmazsa komşu kapıyı çalardı. Mahallede bir çocuk boynunu bükse, ihtiyarlar “bu çocuğun gönlüne ne düştü?” diye sorardı. Bizim irfanımızda ev sadece dört duvar değildi; ocaktı. Ocak sadece yemek pişen yer değildi; neslin, törenin, merhametin, edebin, adaletin korunduğu mukaddes bir merkezdi. Ocak sönerse yalnız bir aile değil, bir milletin iç nizamı sarsılırdı.
Bugün yeniden sormamız gereken soru budur: Biz hangi ara ocağın sönüşünü seyreden bir topluma dönüştük?
Burada kimse “aileyi koruyalım” derken zulmü örtelim demiyor. Kimse “yuva yıkılmasın” diye kadını dayağın, tehdidin, hakaretin, korkunun içine geri itelim demiyor. Kimse çocuğa “annen baban ayrılmasın da sen ne yaşarsan yaşa” demiyor. Tam tersine, asıl aileyi korumak; şiddeti saklamak değil, şiddeti doğmadan önlemektir. Asıl yuvayı korumak; mağduru susmaya zorlamak değil, zalimi durdurmak, öfkeyi terbiye etmek, çaresizliği görmek, aklı ve merhameti devreye sokmaktır. Asıl çocuğu korumak; onu kavganın ortasında bırakmamak, anne babanın öfkesine kurban etmemek, boşanmayı bile bir meydan muharebesine çevirmemektir.
Devlet dediğimiz şey yalnız karakol değildir. Toplum dediğimiz şey yalnız kalabalık değildir. Mahalle dediğimiz şey yalnız sokak, bina, apartman değildir. Mahalle; komşunun komşudan haberdar olduğu, muhtarın yalnız mühür basmadığı, imamın yalnız hutbe okumadığı, öğretmenin yalnız yoklama almadığı, hekimin yalnız tansiyon ölçmediği, sosyal hizmet görevlisinin yalnız dosya kapatmadığı, belediyenin yalnız çöp toplamadığı bir canlı organizmadır.
Bir ailede huzursuzluk varsa, bu huzursuzluk henüz cinayete, intihara, ağır travmaya, çocuğun okuldan kopmasına, kadının mezara girmesine dönüşmeden görülmelidir. Komşu görmelidir, muhtar duymalıdır, öğretmen çocuktaki kırılmayı fark etmelidir, aile hekimi bedendeki morluğun arkasındaki hikâyeyi sorabilmelidir, imam merhameti ve kul hakkını hatırlatmalıdır, belediye sosyal destek sunmalıdır, sivil toplum örgütleri arabuluculuk, psikolojik destek, hukuki yönlendirme ve güvenli çıkış imkânı hazırlamalıdır. Gerektiğinde kolluk kuvveti devreye girmeli; fakat iş yalnız kolluğa kalmışsa zaten çok geç kalınmış demektir.
Bizim ihtiyacımız ölümden sonra taziye düzenleyen değil, ölümden önce hayatı tutan bir sistemdir.
Brent Petrol savaş öncesi fiyata geldi ,Mazot fiyatları hala yüksek.
Halk isyan ediyor ama cidden haklı, Şu yaşanan akılla mantıkla izah edilemez.
Devlet politikası değişmesi lazım " Halk" devletin müşterisi değildir.
Petrol %37 düştü!
2 günde sadece Motorine 1,65 TL indirim geldi.
Benzine indirim yok!
LPG'ye indirim yok!
Eşel Mobil sistemi 1,24 TL'yi vergi olarak kesti.
Zam gelince tamamı gelir.
İndirim gelince taksitle.
Bu nasıl iş kardeşim?
#bist100#petrol
Amerika ' da 15 yaşındaki bir çocuk marketten ekmek çalarken yakalandı. Kaçmaya çalışırken bir de raf kırmış.
Cocuk tutuklanmış ve mahkemeye çıkartılmış.
Kararı vermeden önce hakim çocuğu da duymak ister.
Hakim: ′′ Neden çaldın? ′′
Çocuk: ′′ Ekmeğe ihtiyacım vardı. ′′
Hakim: ′′ Çalmak yerine ekmek alamadınız mı?"
Çocuk: ′′ Satın alacak param yoktu."
Hakim: ′′ Ailenden para isteyebilirdin. ′′
Çocuk: ′′ Evde sadece annem var. Annem hasta ve işsiz. Sırf bunun için biraz ekmek ve peynir çaldım."
Hakim: ′′ Sen küçüksün, normalde işin de yok. ′′
Çocuk: ′′ Yıkama üzerinde çalıştım. Bir hafta önce anneme hizmet etmek için izin aldım ve bu yüzden kovuldum. ′′
Hakim: ′′ Yardım isteyecek yeriniz ,kimseniz yok muydu? ′′
Çocuk: ′′ Her gün evden çıktığımda herhangi bir iş için eleman arayan en az elli adresle iletişime geçiyorum ama, başarısız. Sonunda hırsızlık yapmaya karar verdim. ′′
Çocuğun ifadesinin ardından hakim kararını açıkladı:
-" Çalmak, özellikle EKMEK çalmak çok utanç verici bir suçtur. Ve işte hepimiz bu suçtan sorumluyuz. Bu odadaki herkes ve ben de bu suçtan sorumluyum.
O zaman tüm mahkeme katılımcıları 10 $ ile ceza alacak. Siz her biriniz 10 $ gönderene kadar kimse mahkeme salonundan ayrılmayacak."
Hakim de 10 $ ' ını verdikten sonra aç çocuğu polise teslim eden markete de 1,000 $ para cezası verdi.
Kararı duyduktan sonra çocuk gözyaşlarını tutamadı ve ikinci karar okunurken hakimi görünce heyecanlandı.
Hakim gözyaşlarını saklamaya çalışarak, salonu terk etti. Hakimin son sözleri bunlardı:
-"Bir kişi EKMEK çalarken yakalanırsa, o cemaatin, toplumun, devletin tüm insanları utanmalıdır."
Alıntıdır
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
انا كل يوم بيزيد حبي وتقديري للسنغال👏👏
مدرب السنغال بابي ثياو تريند دلوقتي في امر ىكا بسبب تصريحاته في المؤتمر الصحفي
الصحفي : كانت هناك رياح شديده في ولايه نيوجيرسي اليوم والامن طلب من اعضاء البعثه عدم الخروج حفاظا علي سلامتكم لماذا خرجتم للصلاه؟
بابي ثياو : وهل يوجد شيئ اهم من الصلاه؟؟ اعتقد ان هذا سؤال ليس من شأنك انت خائف من رياح ونحن نخاف من الله الذي صنع الرياح نحن هنا من اجل لعبه ترفيهيه ونسينا اننا مخلوقين من اجل عباده الله
لو كان نهائي كاس العالم اليوم ونحن طرف في النهائي لخرجنا لأداء صلاه الجمعه حتي لو كلفنا خساره البطوله لاتتحدث معنا عن شعائر تخص ديننا.
افسم بالله الواحد فخور بالسنغال وخير ممثل للقاره الافريقيه تصريحات بابي ثياو عملت جدل كبير النهارده انا مشوفتش قوه وايمان كده في حياتي الصحفي حرفيا سكت ومعرفش يتكلم بعد الكلمتين دول....انا من النهارده سنغالي👏👏👏♥️♥️♥️
Geçenlerde Kazakistanlı birisiyle tanıştım.
Üç yıldır Türkiye’de yaşıyor ve buradan Kazakistan’a ihracat yapıyormuş.
Türkiye’deki et fiyatlarını görünce şaşırdığını söyledi. “Bu fiyatları görünce aklıma ilk gelen şey Kazakistan’dan et ithal etmek oldu” dedi.
Ancak öğrendiğine göre Türkiye’de et ithalatını yalnızca 8 şirket yapabiliyormuş. Kendisi de bu yüzden yapamamış.
Anlattığına göre,dışarıda kilosu yaklaşık 200 TL’ye alınabilen et, ülkemizde 500 TL civarında piyasaya toptan olarak sunuluyormuş.
Kim olduklarını bilmiyorum ama et ithalatını yapan o 8 şirketi tebrik etmek lazım.
Muazzam bir tekelleşme.
Amme hizmeti
Karın ağrısı atakları olan
Ve bir türlü anlaşılamayan hastaların yaptırması gereken testler.
C1 esteraz inhibitörü
MEFV geni
İdrar porfobilinojeni
Anti-dsDNA
Kan kurşun düzeyi
🚨ÖNEMLİ | AMERİKA BU İTİRAFLA ÇALKALANIYOR!
Epstein mağduru bir kadın Trump hakkında şok edici itiraflarda bulundu:
“BANA GÜNDE 3 KEZ TECAVÜZ ETTİLER, BU BİR İSTİSMAR HATTIYDI VE HER ŞEY DONALD TRUMP İLE BAŞLADI!..”
Bu Trump hakkında yapılan canlı kanlı ilk itiraf. Açıklamanın ardından ABD halkı Trump’ın İSTİFASINI ve YARGILANMASINI talep ediyor.
Rezalet!
MHRS sisteminde saat 08.00’de randevu var. Aldım, hastaneye geldim yarım saattir doktor yok. Saat 8.00’de muayene başlamayacaksa bu randevu neden var? Diyelim doktorun işi çıktı, bu neden bildirilmiyor ve randevu sistemi neden buna göre değişmiyor? @saglikbakanligi