Ben artık
yaralarımı gizleyen biri değilim;
onları, içimde açan ışığın
en eski pencereleri sayıyorum.
Ve eğer bir gün
adımı rüzgâr taşıyacak olursa,
ardımdan şöyle desinler:
“Çok şey kaybetti.
Ama hiçbir kayıp,
onun içindeki yürüyüşü susturamadı.”
Muhammed Emin Kıymacı
Eşik
Bir gün anladım;
insanı en çok gürültü değil,
içinde uzun süre oturan sessizlik değiştiriyor.
Yüzümde taşınan mevsimler var.
Kimisi rüzgâr sandı,
oysa her biri
adını koyamadığım ayrılıkların iziydi.
İnsan dediğin,
bazen yalnızca yürümeye devam eden bir susuştur.
Ne alkış ister
ne de tanık.
Çünkü bilir;
kırılan dalın sesi unutulur,
ama kökün karanlıkta verdiği mücadeleyi
yalnız toprak hatırlar.
Şimdi ne geriye dönmek istiyorum
ne de önümdeki yolları sayıyorum.
Çünkü bazı insanlar
sevdiğine değil,
Rabbinin kendisi için seçtiği hayra yürür.
Ve en çok da
kalbi acıyla yananlar bilir:
Beklemek,
bazen kavuşmaktan daha büyük bir imtihandır.
Muhammed Emin Kıymacı
Ben seni beklemedim yalnız;
adını koyamadığım vakitlerin
her birine başka bir ömür verdim.
Evvelâ intizâr düştü avuçlarıma.
Ufka bakan her kuşta,
kapıya vuran her rüzgârda
“belki” dedim.
Belki bir gün
kader, benim de ismimi ezberler.
Şimdi ömrüm,
yarım kalmış bir cümlenin
son kelimesinde duruyor.
Ne geri dönebiliyorum
ne de tamamlayabiliyorum.
Adına ne dersen de…
Ben buna
tevakkuf diyorum.
Ey kader…
Eğer bana yazılan
kavuşmak değilse,
bari bekleyişimi güzelleştir.