“Ben boşluğa üfleyen cellat değilim
Karayele verdim ayaklarımı
Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden
Hangi ölü bilmez nereye gittiğini
Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba
Söyle bana hindiba.”
“Kartallar uçar mı bir harâbeden
Köprülerden benim yârim geçer mi
Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem
Taşırsın yeryüzüne ebedî tohumları
Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
Avuçlayıp öpüyorum kumları
Bir karadelikten bakarken hayat
Meydan okuyanlar kim bu serâba”
“İki kişinin birbirine aşık olması, aşkın yaşanacağı anlamına gelmiyor. “An”lar değerlendirilemeyince aşk gerçekleşemiyor ve iki kişi kendi ayrı yollarına gidiyor. Ama o “olabilirdi” hissi ve o “an”ların heyecanı ömür boyu onlarla yaşayacak.”
In The Mood for Love (2000)
Dün, liseden iki alt dönemim ve hemşehrim olan bir kardeşimin Hollanda-Belçika sınırındaki düğününe katıldım.
Düğünlerin en sevdiğim yanı, uzun zamandır görmediğin dostlarla yeniden bir araya gelmek.