BEKİR COŞKUN
Bir gece yatıp kalktık…
Yargı yok…
Yargıyı bölüşmüşler, yarısı hocaya,
yarısı imama…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyetçi aydınlar yok…
Hücrelerdeler…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Medya yok…
Yarısını almışlar parayı bastırıp, kalan yarısının da gırtlağına bastırıp…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Ben yokum…
Muhterem karıma “Ben yok muydum
şu köşede yahu?” dedim…
“Yoksun, kovuldun” dedi…
Ağladı…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Laiklik yok…
Devlet tekbirle açılıyor…
*
Bir gece yatıp kalktık…
“Türk” yok
*
Bir gece yatıp kalktık…
Bayrak yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Yarısı gitmiş…
“Türkiye” de yok…
*
Bir gece yatıp kalktık, marşlar yok, andımız yok, bayramlar yok…
Bir gece yatıp kalktık, bu 4+4+4’tür dediler…
Çocuklar yok…
*
Bir gece yatıp kalktık…
Cumhuriyet yok…😪😪😪
*
Ve bir gece yatıp kalktık ki..
Biz yokuz…
*
Yatma o zaman…
Kaldır başını artık…
Bir böcek gibi ezilip, bir dal gibi kırılıp, bir sürü gibi güdülüp, bir toz gibi üfürülüp, bir ot gibi sökülüp, bir kuş gibi vurulacağına…
Yatma…
(3 Ocak 2015)
⭕ Fatih Altaylı: “Tüm suçu tek bir Bakan’ın üzerine yıkarak bu meseleden kurtulamayız.
Bakan elbette suçlu. Eğitimden başka her şeye maydanoz olduğu için, eğitimin sorunları ile uğraşacağına Cumhuriyet rejimi ile hesaplaşmaya çalıştığı için elbette suçlu.
Ama tek suçlu değil.
Açık söyleyin bana, Kahramanmaraş’taki okul saldırısını her an olabilir diye beklemiyor muydunuz!
Okullarda şiddet, okullarda akran zorbalığı giderek daha görünür hale gelmemiş miydi!
“Suça sürüklenen çocuklar” diyerek hafife aldığımız meselede o çocuklar “okullardan” çıkmıyor muydu!
Pazarda Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayan çocuğun, bunu okulda yapmıyor olmasının tek nedeni, okula gitmiyor olması değil miydi!
Casperlar ve Daltonlar çetelerine mensup 14-15 yaşında çocuklar bu okulların öğrencileri değil miydi!
Ben bu meselenin köklerini 2000’li yılların başına taşırım hep.
Bir diziye, “Kurtlar Vadisi” dönemine.
Bence tarihte hiçbir dizi, hiçbir senaryo bir topluma ya da bir millete bu dizi kadar büyük zarar vermemiştir.
Şiddeti, kendi hukukunu yaratıp uygulamayı, ihkakı hakkı, çeteleşmeyi, mafyalaşmayı, kendini hukukun ve adaletin üzerinde görmeyi hiçbir dizi bu kadar kutsamamış, hiçbir senaryo böyle bir yolu aydınlatmamıştır.
Bu dizi ile birlikte şiddeti kutsamak moda oldu. Hakkı, hukuku kendi gücünde arayan, adaleti küçümseyen kuşaklar böyle yetişmeye başladı.
Öğretmenin giderek küçümsenmesi, okul yönetimlerinin bakanlık tarafından ciddiye alınmaması, ülkedeki genel hukuksuzluk hepsi toplanınca sonuç bu oldu.
Evinde 5 silah bulunduran ve bunu evdeki çocuğun erişebileceği yerde saklayan “emniyetçi” baba büyük olasılıkla bir Kurtlar Vadisi neslidir.
Bu, elinde pastayla mum üflerken fotoğrafını görüp “Bu çocuk mu 9 kişiyi öldürdü?” diye sonuçlanan bir aymazlığa giden bir körlüktür.
Kurtlar Vadisi diye başlamış, sabah programları ile sürmüş bir şiddet ve hukuksuzluk vadisidir.”
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Bu videoyu Türkçü bir arkadaşım gönderdi, ne yalan söyleyim bu genç hanım türbanlı diye dinlemedim. Sonra dedi dinledin mi?
Ona ayıp olmasın diye dinledim ve önyargılı olup ilkinde dinlemedigim için hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyorum.
#BizVarız
“Üzümlü artık yok” diyor Ödemiş Belediye Başkanı. İnsanların evleri, tarlaları, ahırları, hayvanları yandı. İnsanların tüm yaşamları, tüm birikimleri, geçim yolları kül oldu.
İnsanlar çocukluk anılarını, dede yadigarı ağaçlarını, kış için biriktirdikleri erzakları, umutla bekledikleri hasadı, geçmişlerini, bugünlerini, geleceklerini kaybetti.
Bu yangın bir halkın belleğini, emeğini, köklerini sildi, kopardı.
Her yerden “Acil destek” çığlıkları yükseliyor.
Ekipler, itfaiyeciler, gönüllüler tükenmiş durumdalar.
HALK YALNIZ VE ÇARESİZ
TÜKENİYORUZ
“Havanda su dövmeyi” bırakın
Artık tek çare uluslararası yardım istemek
ÜLKEM YANIYOR, ÜLKEMMM…
#izmiryanıyor#ormanlarımızyakılıyor
2. 33 şehidin tanığından Başbakan’a mektup:
Elazığ-Bingöl karayolunda 24 Mayıs 1993 tarihinde 33 askerin kurşuna dizilerek şehit edildiği olaydan yaralı olarak kurtulan Osman Partal, Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisi’ne gelerek Başbakan Tayyip Erdoğan’a kendisinin ve 19 arkadaşının gazilik talebini belirten bir mektup iletmek istedi.
Korumalar tarafından ofise alınan Partal’ın mektubu Erdoğan’a ulaştırıldı. Daha sonra açıklama yapan Partal şunları söyledi: “Kurşuna dizildim. Belimden ve bacağımdan yaralandım. Psikolojik tedavi gördük. Bir çok arkadaşım düzelemedi. Ama gazi sayılmadık. 24 Mayıs’ta Bingöl’e giderek şehit aileleri ile tanıştık ‘Gaziler siz misiniz?’ diye sordular. Gaziyiz diyemedik. Şu anda bize soruyorlar Şemdin Sakık orada mı diye. Benimle birebir muhatap oldu. Sigaramı aldı. ‘Trabzon’u başkent yapacağız’ dedi. 19 arkadaşımla da hemfikiriz. Bünyamin Atlı arkadaşım spor ayakkabı giyiyordu. Sakık onun ayakkabılarını aldı. Giydi. Ondan sonra diğer arkadaşlarının asker çantalarını ve montlarını alıp PKK’lılara dağıttı. Bizim güya korumamız varmış. Hayır efendim. Olay tespit tutanaklarımızın kaybolduğu söyleniyor. Hayır kaybolmadı bende var. Bizi attılar ellerine. O gece o çocukların bağırması bizi kucaklarına atan zihniyetin vicdanını hiç sızlatmadı mı?” (Hürriyet Haber)
1. Osman Partal anlatıyor:
Trabzonluyum.
İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim.
Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum.
Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför, bir ara lastik patladığını söyleyip durdu.
Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm.
Aksın altına girdiğinde birileriyle konuştuğunu duydum.
Galiba telsizle konuşuyordu.
Şemdin Sakık, “Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk.” diyor.
Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum.
Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı.
Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı.
Omzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu.
Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu.
“Arkada, geliyor.” cevabını aldı.
İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya.
Yani bizi bekliyorlardı.
⸻
Doğulu - Batılı diye ayırdılar…
Gece yarısına kadar teröristlerle yürüdük.
Mola verildiğinde, niçin kaçırıldığımızı, amaçlarını sorduk.
“TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız.” dediler.
Saat 01.00 sularıydı.
Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk.
Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup Doğulu - Batılı diye bizi iki gruba ayırdı.
Sakık, doğulu olmayan, benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi.
Dağda koşar adım yürümeye başladık.
Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu.
Toplam 300 kişiydiler.
Bir köye gittik.
Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı.
Kimi terörist evlere gidip istirahat etti.
Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler.
Tekrar yürümeye başladık.
Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum.
Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm.
Bir ırmaktan geçerken su içtik.
Dağ yoluna çıktık.
Davranışları sertleşti.
Durdurdular.
Saat 03.00 sıralarıydı.
Yolun kenarına dizilmemizi istediler.
Kolkola girip sıklaşmamızı istediler.
Yanımdaki arkadaşıma: “Devrem, bizi vuracaklar.” dedim.
⸻
Devremi ölü görünce bayıldım…
Sinirden titriyordum.
Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar.
Sonumuzun geldiğini anladım.
Kelime-i şehadet getirip kendimi yere attım.
Taramaya başladılar.
Dizime bir mermi isabet etti.
Vurulanlar üzerime düşüyordu.
Kafamı koruyordum.
Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar.
Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım.
Altı yedi arkadaşım sağdı henüz.
Diğerleri paramparçaydı.
Can çeki��enler, hırıltı çıkaranlar, ağlayanlar, inleyenler…
Su istiyorlardı. “Anne, anne!” diye bağırıyorlardı.
Öldüğümü zannediyordum.
Kendimi çimdikledim, ölmemişim.
Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.
Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar…
Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırtüstü çevirdim.
Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu.
Beyin, ayak…
Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım.
Kan kaybediyordum.
Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim.
Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı.
Helikopter, tanklar geldi.
Şehitleri aldık.
Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu.
Yani silahsız erlerin her biri için 50 mermi kullanmışlardı…
Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.
Unutanın kanı kurusun…
Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını öylesine coşkuyla kutlayalım ki, dünya alem bir bayram sokağa çıkılmadan nasıl muhteşem bir katılımla kutlanırmış görsün!..
📌Proje Okulları
📌Köklü liselerde, proje okullarında neler oluyor? Öğrenciler öğretmenleri için neden eylem yapıyor? Süreci özetledim…
📌Velilere “soruşturma başlatılır” mesajı gönderiliyor, öğrenciler öğretmenleri için bildiri yayınlıyor…
📌Türkiye’de öğretmenlerin atanması tartışılırken 14 Mart 2014’te Torba Yasa’ya eklenen bir maddeyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Proje Okul” uygulaması hayata geçirildi.
📌2015 yılına gelindiğinde Türkiye’nin en yüksek puanla öğrenci alan İstanbul Erkek gibi Anadolu, fen, spor ve sanat liseleri “proje okul” olarak belirledi. O dönem yönetici ve öğretmen atama kriterlerinin net olmadığı gündeme gelirken, doğrudan Milli Eğitim Bakanı’na bağlanan ve atamaların Bakan tarafından yapıldığı bu liselerde, birçok öğretmenin tayinlerle başka okullara gönderileceği gündeme geldi. Tartışmalar sürerken Bakanlık proje okullarına üniversitelerin danışmanlık yapacağını, özel projeler ve uygulamalı eğitimler olacağını, en üst seviyede bilişim ve altyapıyla hizmet verileceğini açıklayarak tepkilere yanıt verdi.
📌2016 yılına gelindiğinde ise, Bakanlık tarafından 81 il valiliğine gönderilen 19 Eylül tarihli genelgeyle, MEB tarafından 'proje okullara' dönüştürülen okullarda sekiz yılı aşkın süredir görev yapan öğretmenlerin başka okullara tayin edileceği bildirildi.
📌 Daha sonraki süreçte bazı mesleki ve teknik liselerle imam hatip liseleri de “proje okul” listesine eklendi. Zamanlar listeye eklenen, çıkarılanlar oldu. Bu uygulama ile proje okullarında yapılacak öğretmen ve idareci atamaları sınavsız bir şekilde doğrudan Millî Eğitim Bakanı’na bağlandı. Proje okul statüsü kazanan okullardan yüzlerce öğretmen ve idareci ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca o dönem taban puan şartı sağlanmadan nakil uygulamasına izin verilerek düşük puanlı öğrencilerin köklü okullara girmesinin yolu açıldı.
📌Proje okul uygulaması, eğitim camiası ve velilerden yoğun tepki aldı. İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri mezuniyet töreninde müdürlerine sırtlarını dönerek durumu protesto etti. Okullarda öğrenciler eylem yaptı, veliler okul kapılarında protesto gösterileri düzenledi, açıklamalar yapıldı, bildiriler yayınlandı. Veliler, çeşitli eylemlerle tepkilerini dile getirirken, uygulama Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Halen faaliyette olan proje okulları için dönemin Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, “İcadı, mevzuata koyan benim” açıklamasını yaptı.
📌 Bakanlık bu süreçte uygulamadan tamamen geri adım atmadı. 2023 yılına gelindiğinde proje okullarına öğretmen atama ile ilgili olarak tercihler alındığı halde 2 yıllık erteleme yapıldı ve 4 yılını dolduran öğretmenler (bu okullarda şu anda görev yapanların neredeyse tamamı) 2023 ve 2024'de de okullarında kaldı. 2024’te 2 yıllık uzatma nedeniyle 4-8 yılını dolduranlara yönelik işlem yapılmadı, boş olan kadrolara atama yapıldı.
📌2025’e gelindiğinde ise 8 Nisan’da açıklanan “2025 yılı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama ve Yönetici Görevlendirme” sonuçları bu okulları tekrar gündeme getirdi.
📌Bu sene sonuçların açıklanmasıyla tartışmalar tekrar başladı. Okullarda görev yapan öğretmenlerin büyük bölümü görevli oldukları okullara atanmadı, il emrine verildi. Bu sayılar 30’a kadar çıktı. Eğitimciler de hangi kriterlere göre atamaların yapılandığını bilmediklerini belirterek uygulamaya tepki gösterdi. Eğitimciler, bu okullara yapılan atamalarda/görevlendirmelerde liyakatin gözardı edilerek, torpil ve iktidara yakın sendikanın baskısının söz konusu olduğunu savundu. Eğitim sendikaları, atamaların muhalif öğretmenleri hedef aldığını savunarak, sürecin liyakata değil iktidara yakınlığa göre yürütüldüğünü vurguladı.
📌Öte yandan bu okullarda da öğrenciler yine eylemlere başladı. Kadıköy Anadolu Lisesi, Sakıp Sabancı, Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi öğrencileri protesto eylemi düzenledi, bahçede oturma eylemi yaptı. Farklı illerden onlarca okullardan öğrenciler bildiri yayınladı. ++++
“Yeni nesil bizim eserimiz” olmasın diye
nitelikli okulların nitelikli öğretmenlerini
darmadağın ediyorlar ATAM.
Çünkü korkuyorlar ATAM,
SENİN İZİNDE, AYDIN, SORGULAYAN, BİLİNÇLİ
nesilden çok korkuyorlar.
Sırada liselere geldi.
#ÖğretmenimeDokunma#LisemeDokunma
Liseler bizim, öğretmenler onurumuzdur!
Proje okulları bahanesiyle öğretmenler görevlerinden alınıyor, sürgün ediliyor. Bu sadece bir kadro meselesi değil, itaat eden gençlik yaratma planının bir parçasıdır. Ama biz biat etmeyeceğiz!
Sıra arkadaşlarımızla, öğretmenlerimizle birlikte omuz omuza!
Begüm Dizdar'ın "Yaşamak İstiyoruz" adlı çalışması:
Kurye Okan Levent Tüzemen Sunucu Keny Arroyo Ege Denizi'nde 4.8 Galatasaray'ın UEFA Deniz Akkaya Sercan Dikme Leminayı Ersan Şen bay ekrem hakan şükür içmeyin İstanbul Bağcılar'da Frankowski
"Ant içeriz ki laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne, yüce Türk ulusunun namus ve şerefine, aziz vatanın bir karış toprağına uzanacak eller karşısında bizi bulacak ve kılıçlarımız daima keskin ve hazır olacaktır. Bizler Türk istikbalinin evlatlarıyız. Şerefimizle doğduk, şerefimizle yaşayacağız. Ne mutlu Türküm diyene!"
Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!
#teğmenleronurumuzdur
@add_genelmerkez
Mustafa Kemal
‘İn Askerleriyiz!
Teğmenlerimizin yanındayız!
Tepmen evlatlarımızın Türk Ordusu’ndan ihraç edilmeleri yüreklerimizde yaradır.
UNUTMAYACA��IZ!
#teğmenleronurumuzdur @add_genelmerkez
Mustafa Kemal'in Askerleri Teğmenler için bugün karar verileceği söyleniyor;
Ekrem imamoğlu: Her olaydan bir darbe çıkarmak huyunuzdan vazgeçin, gençlerimize yazık etmeyin
Yutkunarak değil, avazınız çıktığı kadar Yaşasın Cumhuriyet, Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk diyeceksiniz