Bu dersimizde sahabenin Kur'ân-ı Kerim tefsirindeki dayanaklarını işlemeye devam ettik ve sahabe tefsirinin Kur'ân'ın anlaşılmasındaki önemli rolünü ele aldık.
Tefsir Kaideleri 23. Dersimiz Yayında
https://t.co/vXmRsA9o7t
@_halisbayancuk Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün peşi sıra yer değiştirmesinde, akledenler için (üzerinde düşünülerek bunları yapanın/yaratanın tek ilah olduğu ve kulluğun yalnızca O’na yapılması gerektiğine dair) deliller vardır. (Bakara 164)
Her köşe başında zihinleri bulandıran fikirlerin savrulduğu bu modern şüphe çağında, kişi kalbini ve inancını nasıl muhafaza edebilir?
Kelime-i Tevhid'in şartlarından biri olan "Bu Kelimeyi Şek ve Şüpheye Kapılmadan Yakin Üzere Söylemek" konusunu işlediğimiz 10. dersimiz YouTube kanalımızda yayında!
https://t.co/AZhDU4Ifw0
Fethullah Gülen:
Demokrasi Allah'ın bir nimetidir!
Laik-demokratik bir düzende İslam adına atıldığı iddia edilen adımlar, günün sonunda sadece o sistemin çarklarını döndürür.
İslami kavramlarla sokağa dökülenlerin fedakarlıkları bile trajik bir şekilde "Demokrasi Bayramı" olarak sisteme can suyu yapıldı. Oysa, bugün "demokrasi" diye kutlanan değerler, dün bizzat Gülen tarafından kutsanıyordu.
Şu yazı gerçeği net ortaya koyuyor
”Buradan kesin olarak anlaşılmalıdır ki; İslam adına bu sistemi destekleyenler İslam'a değil, sisteme hizmet ediyorlar. Ne yaparsanız ve hangi niyetle yaparsanız yapın, günün sonunda İslam değil; sistem ve sistemin batıl değerleri güçleniyor.”
Erdoğan'ı destekleyen seçmeni ikiye ayırabiliriz:
Bir tarafta Erdoğan'ı demokrat gören, laik ve demokratik düzene gönül vermiş azınlık; diğer tarafta ise şeriat için oy veren çoğunluk bulunmaktadır. 15 Temmuz gecesi Erdoğan'ın çağrısıyla sokağa çıkanlar, demokrasi isteyen azınlık değil, şeriat hayaliyle sandığa giden o çoğunluktu. Darbeyi engelleyen halkın dilinde demokrasi, laiklik veya Mustafa Kemal yoktu; tekbir, tehlil ve şehadet vardı. Yani insanları sokağa döken İslam ve İslami kavramlardı. Fakat trajik bir şekilde, o gece canlarını siper eden bu insanların eylemi, şeriat isteyenlerin hanesine değil, demokrasi isteyen azınlığın hanesine yazıldı ve 15 Temmuz "Demokrasi Bayramı" ilan edildi.
Buradan kesin olarak anlaşılmalıdır ki; İslam adına bu sistemi destekleyenler İslam'a değil, sisteme hizmet ediyorlar. Ne yaparsanız ve hangi niyetle yaparsanız yapın, günün sonunda İslam değil; sistem ve sistemin batıl değerleri güçleniyor.
Bir diğer dikkat çekici husus ise şudur: Darbeyi, Türkiye'de demokrasi ve dinler arası diyalog söylemini en çok savunan, demokratik değerlerle barışmayı önemseyen bir yapı gerçekleştirmesine rağmen, sanki demokrasi darbe üretmiyormuş veya darbelerin karşıtıymış gibi, 15 Temmuz'da yaşananlar demokrasinin hanesine yazıldı.
Diğer mesele ise şudur: 15 Temmuz sonrasında Fethullah Gülen grubuna dair rapor yayımlayan Diyanet, bu yapının ilhamcı, keşifçi ve ebcedci bir yapı olduğunu, liderlerinin Allah ve peygamberle direkt temasta olduğu için asla yanlış yapmayacağına inanıldığını delilleriyle ortaya koydu. Fakat ne ilginçtir ki; aynı söylemlere sahip olan, aynı düşünceyle hareket eden, liderlerinin Allah ve peygamberle ilişkili olduğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan yüzlerce irili ufaklı grup olmasına rağmen, Fethullah Gülen grubu bu zihniyeti ve itikadıyla mahkûm edilirken diğer gruplar el üstünde tutuluyor. Sistem için mesele kimin neye inandığı değil, o inancın işine gelip gelmediği meselesidir.
Aynı şeyi komedyen meselesinde de yaşadık; sistem için "zararsız" olan komedyenler istedikleri şeyle dalga geçme özgürlüğüne sahipken, sistem için "zararlı" olanlar cezalandırılıyor. Oysa her iki zümrenin yaptığı da alçaklıktır ve İslam nezdinde şirk ve küfürle mahkûm edilmiştir.
Erdoğan'ı destekleyen seçmeni ikiye ayırabiliriz:
Bir tarafta Erdoğan'ı demokrat gören, laik ve demokratik düzene gönül vermiş azınlık; diğer tarafta ise şeriat için oy veren çoğunluk bulunmaktadır. 15 Temmuz gecesi Erdoğan'ın çağrısıyla sokağa çıkanlar, demokrasi isteyen azınlık değil, şeriat hayaliyle sandığa giden o çoğunluktu. Darbeyi engelleyen halkın dilinde demokrasi, laiklik veya Mustafa Kemal yoktu; tekbir, tehlil ve şehadet vardı. Yani insanları sokağa döken İslam ve İslami kavramlardı. Fakat trajik bir şekilde, o gece canlarını siper eden bu insanların eylemi, şeriat isteyenlerin hanesine değil, demokrasi isteyen azınlığın hanesine yazıldı ve 15 Temmuz "Demokrasi Bayramı" ilan edildi.
Buradan kesin olarak anlaşılmalıdır ki; İslam adına bu sistemi destekleyenler İslam'a değil, sisteme hizmet ediyorlar. Ne yaparsanız ve hangi niyetle yaparsanız yapın, günün sonunda İslam değil; sistem ve sistemin batıl değerleri güçleniyor.
Bir diğer dikkat çekici husus ise şudur: Darbeyi, Türkiye'de demokrasi ve dinler arası diyalog söylemini en çok savunan, demokratik değerlerle barışmayı önemseyen bir yapı gerçekleştirmesine rağmen, sanki demokrasi darbe üretmiyormuş veya darbelerin karşıtıymış gibi, 15 Temmuz'da yaşananlar demokrasinin hanesine yazıldı.
Diğer mesele ise şudur: 15 Temmuz sonrasında Fethullah Gülen grubuna dair rapor yayımlayan Diyanet, bu yapının ilhamcı, keşifçi ve ebcedci bir yapı olduğunu, liderlerinin Allah ve peygamberle direkt temasta olduğu için asla yanlış yapmayacağına inanıldığını delilleriyle ortaya koydu. Fakat ne ilginçtir ki; aynı söylemlere sahip olan, aynı düşünceyle hareket eden, liderlerinin Allah ve peygamberle ilişkili olduğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan yüzlerce irili ufaklı grup olmasına rağmen, Fethullah Gülen grubu bu zihniyeti ve itikadıyla mahkûm edilirken diğer gruplar el üstünde tutuluyor. Sistem için mesele kimin neye inandığı değil, o inancın işine gelip gelmediği meselesidir.
Aynı şeyi komedyen meselesinde de yaşadık; sistem için "zararsız" olan komedyenler istedikleri şeyle dalga geçme özgürlüğüne sahipken, sistem için "zararlı" olanlar cezalandırılıyor. Oysa her iki zümrenin yaptığı da alçaklıktır ve İslam nezdinde şirk ve küfürle mahkûm edilmiştir.
🔴SON DAKİKA
🔻İran, ABD'nin savaşın sona erdirilmesine yönelik taahhütlerini yerine getirmemesi halinde Washington ile varılan mutabakat zaptına uymayacağını açıkladı.
🔻Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakai, ABD yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece İran'ın da taahhütlerini askıya alacağını belirtti.
🔻İran devlet medyası ise Devrim Muhafızları'nın Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt'teki ABD askeri hedeflerine saldırılar düzenlediğini öne sürdü. Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn ise saldırılara hava savunma sistemleriyle karşılık verdiklerini, can kaybı yaşanmadığını açıkladı.
Kim bizim dinimizi mizah malzemesi haline getirmeyi kendine uygun görüyorsa o bizim düşmanımızdır.
Bunları görmeye dahi tahammülü olmaması gereken insanlar, bunların üretmiş olduğu içerikleri takip ediyorlar. Yapacağımız şey onlardan beri olmak ve düşmanlığımızı izhar etmektir.
İslam’ın Kutsal Değerleri Mizah Adı Altında Hedef Alınmaya Devam Ediyor
Komedyen Doğu Demirkol’un İslam’ın kutsal değerleriyle dalga geçtiği videosu, inançlara yönelik saygısızlığın "mizah" kılıfıyla nasıl sıradanlaştırıldığını bir kez daha gösterdi.
Kamuoyunun tepkisine rağmen bu aymazlıklar sürerken; belirli kişi ve kurumları koruyan yasaların, söz konusu İslam’ın değerleri olduğunda işletilmemesi uygulanan çifte standardı açıkça ortaya koyuyor.
Kemalist medyanın ne denli ahlaksız olduğunu anlamak için Haluk Levent dosyasını takip edebiliriz. Şayet bu iddia bir İslami kuruluş hakkında olsaydı; şu anda Cumhuriyet, Sözcü ve Halk TV program üstüne program yapar, sınırları sistem tarafından çizilmiş muhalif gazeteciler ellerinde belge sallar, yer yerinden oynardı. Söz konusu yolsuzluk iddiası onlardan biri için olunca ise havaya bakıp ıslık çalıyor, 'dostlar alışverişte görsün' kabilinden haber paylaşıyorlar.
Bizim açımızdan durum nettir: Kim olursa olsun, Haluk Levent gibi Kemalist bir kâfir de olsa, medya ve iddianamelerin diliyle insan suçlanmaz. Daha yeni ülke olarak Narin Güran dosyası krizini yaşamadık mı? Yusuf Ziya Gümüşel dosyasının dumanı üstünde...
Unutmayın; bu ülkede en güvenilmez iki belge medya ve iddianamelerdir. Her şey açığa çıkmadan, deliller paylaşılmadan, savunmalar dinlenmeden susmak en hayırlı olanıdır.
Önce bir cana kıyıldı; geride kalanların üzerine 'fail' damgası vuruldu. Anne en ağır ithamlarla itibarsızlaştırdı; sağcısıyla solcusuyla koca bir toplum, vicdanını susturup aileyi el birliğiyle linç etti.
Kimse babanın yüreğindeki yangını hissetmeye çalışmadı. Adamı kendi evlatlarının, kendi ailesinin onurunu korumak için tek başına bir orduyla savaşmaya mecbur bıraktı.
YÖK'ten Yeditepe Üniversitesi'ne Soruşturma
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde yaşanan olaylara ilişkin soruşturma başlattığını duyurdu.
🗣️ AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” hakikatini dillendiren herkese selam olsun.
Bu hakikat her zaman ve her yerde kalbimizin sancağıdır.
Bu hakikatin duyulmasını ve görülmesini engellemeye çalışanlar utansınlar.
Barbarca eylemlerde bulunanlar, sadece kendi alınlarına büyük bir utanç yazdılar."