@Ayse7872@Fon_Investor@fon_bufe Adı bile yazılı olmayan birinin kişisel fikirlerimdir dediği şeyle yatırım kararı vermemeni tavsiye ederim. Yatırım tavsiyesidir.
Nesi garip geliyor ben de onu anlamadım :)
Şu teknik analize normalden daha fazla anlam yüklemeyi bırakalım artık.
Teknik analiz belirsizliğin içinde nasıl davranacağını sistematik hale getiren bir araçtır.
Teknik analize daha fazla rol biçersen patlarsın.
Takoz var demek "takoz kırılacak ve sert yukarı hareket başlayacak" demek değil.
OBO var demek boyun çizgisi kırılacak ve sert aşağı çöküş başlayacak demek değil.
Bunlar hep sana "giriş ve çıkış" için bir "edge" kazandıran, senin giriş ve çıkışını FORMÜLÜZE ETMENE, RİSK DENEN ŞEYİ BELİRSİZLİKTEN MATEMATİĞE döndürmene yarayan desenler.
Bu desenleri kullanarak "ne olursa, ne yaparım" hesabını yapacaksın, DAHA FAZLASINI İSTESEN DE YAPAMAZSIN.
Bunları kullanarak olasılık hesabı yapacaksın, fiyat hareketinin geçersizlik seviyelerini belirleyeceksin, harekete eşlik edeceksin, patlarsan çıkacaksın.
Bazı hareketler likidite alır, terse hareket eder, o zaman çalışmayan formasyon da bir formasyondur deyip, hızlıca reverse olacaksın.
Üst üste patlarsan kafayı dinlendireceksin, güçlenip tekrar geleceksin.
Biliyorsunuz,
"Pandemi Dibi Borsacısı" diye, bir tabir var..
Kimileri bu ifadeyi küçümsemek ya da alay etmek amacıyla kullanıyor olabilir.. (Ben ise hiçbir zaman böyle kullanmadım, kullanmam da..)
Bence bu ifade, sadece, ÇOK ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASINI anlatıyor..
Çünkü "pandemi dibi", Dünya Finansal Tarihi açısından gerçek anlamda bir milattı..
Pandemiyle birlikte iş yerleri kapandı, insanlar evlerine çekildi.. Evde geçirilen zaman arttıkça milyonlarca insan kendine aynı soruyu sormaya başladı:
"Acaba evden para kazanmanın bir yolu var mı?🤔🙄"
İşte bu arayış, çok geniş bir kitlenin, ilk kez finansal piyasalarla tanışmasına neden oldu..
İster hisse senetleri olsun, ister kripto paralar, veya bir başka Market...
O dönemde insanlar, ilgilendikleri varlığı satın alıyor, bir süre bekliyor ve fiyat yükseliyordu..
Sonra satıp başka bir ürüne geçiyor, biraz sabrediyor, o da yükseliyordu..
Doğal olarak birçok kişi, bunun yani sürekli yükselişin, "normal piyasa düzeni" olduğunu sandı..
Oysa yaşananlar, 'Dünya Finans Tarihinin', en sıra dışı dönemlerinden biriydi..
*****
Pandeminin ilk günlerinde, küresel piyasalar sert şekilde çökmüştü.. Hemen ardından ise, tarihte benzeri, çok az görülen büyüklükte bir parasal genişleme başladı.. Merkez bankaları, trilyonlarca dolar likidite sağladı, hükümetler, devasa destek paketleri açıkladı..
Üstelik bununla da kalmadı..
ABD başta olmak üzere, birçok ülkede milyonlarca kişiye, doğrudan nakit destekleri gönderildi.. (O dönemde ben de Amerika'daydım, ve teşvik çeki bana bile ulaşmıştı🫠..) İnsanların hesaplarına yatan bu paraların önemli bir bölümü, ilk kez finansal piyasalara aktı..
Tam da aynı dönemde, evlerinde oturan milyonlarca yeni yatırımcı, borsa ve kripto piyasalarına giriş yaptı..
Yeni katılımcılar geldikçe, fiyatlar yükseldi..
Fiyatlar yükseldikçe, daha fazla insan piyasaya geldi..
Daha fazla insan geldikçe, fiyatlar yeniden yükseldi..
Böylece adeta bir kartopu etkisi oluştu, ve süreç, kısa sürede çığ gibi büyüdü..
İnsanlar çevrelerinde, oturdukları yerden ciddi paralar kazanan kişileri görmeye başladılar.. Bu da doğal olarak "finansal özgürlük hayallerini", hızla yaygınlaştırdı..
Birçok kişi, şu sonuca vardı:
"Demek ki işin sırrı, sadece kulağını açık tutmak, doğru hisseyi (ya da kriptoyu, ya da varlığı) almak, ve biraz da sabretmekmiş meğerse.. "
Oysa bunun önemli bir kısmı, tarihin en büyük likidite dönemlerinden birinin ve olağanüstü para bolluğunun eseriydi..
Bu etkinin izleri uzun süre devam etti..
Kimi Piyasalarda / Kimi Marketlerde,
BU BOLLUK, HALEN DE DEVAM ETMEKTEDİR..
Hatırlayalım lütfen, bir dönem Kripto piyasası, adeta uçtu..
Hisse senetleri coştu..
Kıymetli Madenler prim yaptı..
Piyasalarda hâkim algı şuydu:
"Al... Bekle... Sabret... Nasıl olsa yükselecek."
Oysa finansal piyasaları daha eski dönemlerden beri takip edenler, bunun kalıcı olmadığını biliyordu..
Çünkü borsaların doğası budur..
Yükseliş dönemleri vardır...
Düşüş (Düzeltme) dönemleri vardır...
Hiçbir finansal varlık, sonsuza kadar yükselmez, yükselemez..
Belirli bir noktadan sonra yatırımcılar, kârlarını realize etmeye başlar.. Alıcıların iştahı azalırken satıcılar çoğalır ve para akışı tersine döner..
Çünkü BORSA, tek yönlü çalışan bir mekanizma değildir..
Borsa; alımın da, satımın da olduğu bir piyasadır..
Hatta işin özü, tam olarak budur..
Dışarıdan yeni yatırımcı girişi olmadığı sürece, mevcut yatırımcıların tamamının, aynı anda para kazanması, matematiksel olarak mümkün değildir..
Çünkü her alış yapan bir yatırımcının karşısında, satış yapan bir yatırımcı vardır..
Siz bir hisseyi satın aldığınızda, bir başka yatırımcı onu, size satmaktadır..
Eğer siz aldıktan sonra fiyat yükseliyorsa, o seviyeden satan kişi erken satmış ve bir nevi zarar etmiş olur..
Eğer siz aldıktan sonra fiyat düşüyorsa, bu kez satan kişi daha avantajlı çıkmış, para kazanmış olur..
Dolayısıyla aynı işlemde, hem alıcının hem de satıcının aynı anda kazanması, mümkün değildir..
İki tarafın da kâr edebilmesi için, daha sonra piyasaya yeni bir alıcının gelmesi ve o varlığı daha yüksek bir fiyattan satın alması gerekir..
İşte piyasaların temel döngüsü budur..
Bu döngü bazen yukarı yönlü işler...
Bazen de aynı süreç, tersine döner..
Pandemi sonrasında, bunu, birçok varlık sınıfında gördük..
Kripto paralarda yaşandı..
Bitcoin 126.123 dolara kadar çıktı..
Ardından ise, bir düzeltme sürecine girildi..
Benzer bir süreç,
Kıymetli Madenlerde, yaşandı..
Ons altın 5598 dolar seviyesine ulaştı, ve ardından, kâr realizasyonlarıyla düzeltme süreci başladı..
Hisse senetlerinde de zaman zaman benzer döngüler yaşanıyor..
ABD piyasaları bugün hâlâ güçlü görünse de, hiçbir boğa piyasası, sonsuza kadar sürmez, süremez..
Er ya da geç, her yükseliş dönemi, yerini, bir düzeltme sürecine bırakır..
Çünkü finansal piyasaların doğası budur..
Pandemi döneminde Piyasaya yeni giren birçok yatırımcı, (yani Pandemi dibi Borsacıları), YÜKSELİŞİ, "piyasanın ana kuralı" sandı..
Oysa yükseliş, ana kural değildi; sadece olağanüstü şartların ürettiği geçici ve o döneme ait bir sonuçtu..
******
Alttaki Grafikte,
sadece bir örnek olarak,
BIST100 Endeksinin,
Pandemi dibi öncesinde, yani 2020 Yılı öncesinde, geçmişte yaşanmış olan düzeltme süreçleri gözleniyor..
Grafiğe dikkatle bakınca görebilirsiniz;
kimi düzeltme süreçleri,
ne ölçüde çok derin (Ekim2007-Kasım2008),
kimi, ne ölçüde çok uzun sürmüş (zamana yayılmış) (Mayıs2013-Aralık2016)..
Geçmişle mukayese ettiğinizde,
Endeksin,
2020 Yılı Pandemi dibi sonrasında,
henüz daha o ölçüde herhangi bir düzeltme süreci yaşamadığını, görebilirsiniz..
İlgili paylaşımda bahsi geçen konu, işte tam bu noktaydı..
Bu tespit /bu paylaşım,
tek başına,
"bundan sonra bu olur"
"bundan sonra şu olur" demiyor,
sadece ve sadece tarihsel ölçekteki mevcut duruma, ve Endeksin an itibari ile bulunduğu noktaya, işaret ediyor / dikkat çekiyor..
******
Borsanın ya da genel ismi ile Finansal Marketlerin, hep yükseliş yaşama gibi, bir ana kuralı yoktur..
Borsa'lar ya da genel olarak Finansal Marketler, sizi mutlaka enflasyona karşı koruyacak, mutlaka paranızı katlayacak gibi, bir işlevi de yoktur..
Uzun süre Piyasaları gözleyenler, bunu mutlaka tecrübe etmişlerdir..
Pandemi dibi borsacıları da, eğer bunu, bugüne kadar olmadı ise bile, bir gün mutlaka tecrübe edeceklerdir..
(EN EN EN UZUN VADEDE İSE, düzeltme dönemleri hariç, gerek parasal, gerek ekonomik büyüme vs.. vs.. gibi ana sebeplerle ile, Hisse Senetleri Piyasaları, çok istisnai dönemler hariç, hep uptrenddir.. (Çünkü ENDEKSLER, ayakta kalan Şirketlerden oluşur.. ENDEKS, "ayakta kalan ve uzun dönemde büyüme gösteren Şirketlerin" bir yansımasıdır.. Bu konuyu da, ayrı bir yazı da ele alırız..)
Bilginize sevgiler..🙋♂️
A guy bought a $1,500 Samsung TV 3 years ago.
He watched Netflix. He watched YouTube. He thought the picture looked fine. He assumed that's just what a TV looks like.
His friend, a home theater installer who calibrates TVs for a living, walked into his apartment and looked at the screen for 5 seconds.
"You're watching everything in demo mode. The motion smoothing is on. The eco dimmer is cutting your brightness by 40%. Your TV is taking a screenshot of your screen every 30 seconds and selling your viewing data to advertisers. And you're watching a $1,500 panel in the same picture mode Best Buy uses under fluorescent lights to make TVs pop on a showroom wall."
He changed 9 settings in 12 minutes.
The picture looked like a different television. The soap opera effect disappeared. The colors became natural. The TV stopped spying on him.
Here's every setting he changed 🧵
Beni düşünmeye sevkeden böyle soruları çok seviyorum.
Açıkçası benim güçlü yanım shortlar değil, longlarda daha güçlüyüm.
Aslında şu katıldığım uluslararası Trading Bootcamp'te de başka traderlarla konuştum onlar da aynı şeyi söylüyorlar. Görüşüm shorttan para kazanmanın çok daha zor olduğu yönünde.
Çünkü
1. Short işlemde karınız otomatik olarak sınırlı iken kaybınız teorikte sonsuz.
2. Genel olarak hemen her piyasanın yukarı yönlü yapısal eğilimi vardır.
3. Long'da da zamanlama önemli ama shortta çok daha önemli, bunu kişisel olarak da sayısız kez test ettim.
4. Diyelim hisse senedi shortladınız bunların borçlanma maliyetleri var. Dolayısı ile bizim Swing dalgası yakalayacağımız hareketi başlatacak büyük para bir hissede o maliyeti ödemenin potansiyel kazancına göre gereksiz olduğunu düşünüyorsa o hisseyi aşağı sürmez.
5. Şimdi tüm bunları hesapladığımızda risk yönetimi konusunda nasıl bir yol izleneceği trader'dan trader'a göre değişir.
6. Short işlem Long işlemin tam tersidir diyenler genelde sadece fx trade edenler oluyor çünkü orada gerçekten de öyle. Yani pariteler veya emtialarda durum bu şekilde. Fakat bilmedikleri şey hisse senetleri dünyası, orada kesinlikle shortla long birbirinin tersi değil.
7. Ben nasıl yapıyoruma gelirsek öncelikle shortta hangi ürünü shortladığımızı bilmek çok önemli. Mesela emtiaları shortlarken, kriptoları shortlarken hisse senetlerini shortladığımdan daha rahatım ve biraz daha risk alarak shortluyorum çünkü geri alım programları diye bir şey pek yok.
8. Risk yönetimimi uzunca bir süre half kellye yakın hesaplayarak yönettim. Ancak Dr. Van Tharp'ın R sistemine geçtiğimden beri hem sermaye koruma hem de daha fazla işlem rahatlığı anlamında %2 gibi bir oranı geçmemeye çalışıyorum.
9. Belki grafiklerimde görmüşsünüzdür. RR yani Risk Reward denilen gösterge ile shortta mutlaka bir TP noktası belirliyorum çünkü dediğim gibi shortta karınız eşyanın doğası gereği sınırlı.
10. Yani shortta 1:4 RR falan çok mantıklı hedefler değil. Hedefleri gerçekçi kılmak ve ona göre pozisyon büyüklüğü ayarlamak veya benim gibi sadece Ayı piyasasında olanlar ile Parabolic Short kavramlarına uyanlar hisseler/emtialarda daha büyük poz. büyüklüğü ayarlamak gibi ayarlamalara gidebilirsiniz.
11. Tahminimce A1 sonu A2 seviyesinden B1 seviyesi bir Trader olmaya doğru geçiyorsunuz. Bu seviye herkese farklı yıllarda gelir, en zor seviyelerden birisidir ama en eğlenceli seviyelerden de biridir. Çünkü kaptan olarak geminizi daha yakından tanımaya başlıyorsunuz. Motorlarınızı, manevra hızınızı, bu gemiyi nasıl yöneteceğinizi ve kaptan olarak kendinizi tanıyorsunuz.
Çok uzun oldu daha da yazarım ama bunu da mı makale yapsak ki ? 😅
Türkiyede
-yarı iletken üretimi yok
-yapay zekayı besleyecek veri merkezi yok
-işlemci (CPU) üretimi yok
-Ekran kartı (GPU) üretimi yok
-Bellek üretimi yok
-promosyon dağıtılan flaşların devre kartını üreten bile yok
Borsaya bakıyorum, tapu kadastro yazılımı yapan, bahis sonuç uygulaması yapan, restoranda kapalı devre sipariş yazılımı yapan, e-fatura arayüzü yapan hisseler teknoloji-yazılım vs geveleyip duruyor.
Kardeşim bu ülkede,
para ödeyen birisi olunca resmi hesaptan teşekkür eden 20 yıllık "winrar" bile çıkmıyor.
Steam'a bakıyorum talewords dışında herkes mobil oyun çakması kopya oyun yapıyor,
App store'a bakıyorum hyper casual çöp yığını.
Koskoca ülkeden çıkan en iyi iş mount&blade ve traffic racer...
Bu ülkenin borsasında Teknoloji ve yazılım hissesine yatırım yapan hayal görüyordur..
Bu firmaların işleri yapay zeka ile başa çıkacak nitelikte değil! Rekabeti sürdürmeleri 3 sene içinde mümkün değil.
Teknoloji yatırımı yapan fonlara bakıyorum içi tcell,ttkom,asels dolu. Aselsanı ayrı tutuyorum diğer ikisinin fiber ve baz istasyonu çekip fatura kesmek dışında işi yok.
Teknoloji yatırımı yapacağım diyen ABD,ÇİN, Güney kore, Tayvan borsasına baksın. telefonu Türkiye'de satan mağazanın hissesini alacağına telefonu üretenin hissesini alsana !
Bak uyarmadı demeyin.
Bu yazı da burda dursun.
Günü gelince alıntılarım
ÇOK ÖNEMLİDİR.
1957 seçimlerinde ne oldu? Söylemezler, yazmazlar. Türkiye'yi askeri müdahaleye götüren o süreci hiç anlatmazlar.
Tarih unutmaz…
68 yıl önceye gidelim…
İktidardaki Demokrat Parti genel seçimi 7 ay önceye çekti. Halk, 27 Ekim 1957'de sandık başına gitti.
Seçim saat 17.00'de bitecekti.
Fakat saat 14.30'da devletin tek radyosu; oy verme işlemleri sürerken DP'nin kazandığı illeri açıklamaya başladı!
Şaka değil gerçek bu…
CHP lideri İsmet İnönü, Devlet Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'yu telefonla aradı, “Sizden bu suçun işlenmesine engel olmanızı talep ediyorum” dedi.
Bakan Zorlu, “Beyefendi” Adnan Menderes'e gitti, İnönü'nün söylediklerini aktarıp radyo yayınının durdurulmasını istedi. “Beyefendi” sert çıktı; “Radyo sonuçları açıklanmaya devam etsin!”
CHP bu kez Yüksek Seçim Kurulu'na başvurdu.
Radyo yayını durduruldu.
Fakat DP zaten istediğini almıştı; kimi CHP'liler “DP kazandı” diye sandığa gitmedi.
Bu arada radyoevinden yabancı gazetecilere, “İsmet İnönü'nün yazılı açıklaması” diye bir kağıt verildi.
Sözde İnönü, “Seçimi kaybettik; en fazla 120 milletvekili çıkarabiliriz” demişti! BBC'den France Press'e kadar yabancı gazeteciler haberi doğrulatmak için İnönü'nün yanına gidince, şaşıran sadece yabancı gazeteciler değildi; İnönü ülkesi adına utandı.
Devlet, yalan söylemekle kalmıyor, yalan belge düzenliyordu!
Bitmedi…
Bir de 1957 seçimlerinin İsmet İnönü'nün isimlendirmesiyle “kütük marifeti” var!
Seçmen kütükleri hazırlanırken, CHP'li seçmenler “kütük”ten yok ediliverdi!
Yerlerine DP'li seçmenlerin adı hem de birkaç kütükte yer aldı. Yani bir DP'li birkaç sandıkta oy kullandı.
DP kurduğu seyyar ekiplerle bu seçmenlerini sandık sandık taşıdı.
Seçime “iyi organize” olmuşlardı; organize işler konusunda marifetliydiler!
CHP'li kimi seçmenler kütükte isimlerini göremeyince oy kullanamadan evlerine döndü.
Hayır daha bitmedi…
Oy usulsüzlükleri bazı şehirlerde olayların çıkmasına neden oldu. Örneğin Gaziantep'te…
27 Ekim gecesi seçimi CHP'nin 700 oy farkla kazandığı ilan edildi. Hatta DP'nin gazetesi "Zafer" bile bu sonucu yazdı. Fakat, ertesi gün köylerden “sayılmamış, unutulmuş oylar” getirildi ve bin kadar oyla seçimi bu kez DP'nin kazandığı açıklandı.
CHP'liler haklı olarak il seçim kuruluna itiraz etti. İtirazları kabul edildi.
Oylar, tutanaklar, gerekli belgeler adliye binasına götürüldü; pazartesi inceleme başlayacaktı.
O gece adliye binası yandı!
Bütün oylar yok oldu!
DP'nin galibiyeti resmiyet kazandı.
Şehirde gergin bir hava oluştu.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde Gaziantepliler belediyeye yürüyüp seçimleri protesto etti.
Vali kitlenin üzerine (o zaman TOMA yoktu) itfaiye araçlarıyla su sıktırınca olaylar çıktı.
Belediye tahrip edildi.
Polisin halkı dağıtmak için ateş açmasıyla, DP binasından da kitleye mermiler yağdırıldı. Olaylarda bir komiser muavini ile bir çocuk yaşamını yitirdi; çok sayıda kişi
yaralandı.
Zırhlı askeri birliklerin şehre girmesiyle olaylar yatıştı.
Ardından şehirde
“CHP'li cadı avı” başladı.
Gözaltına alınıp tutuklananlar arasında kimler vardı bilir misiniz:
Mehmet Barlas'ın babası Cemil Sait Barlas.
Zeynep Göğüş'ün babası/Hasan Celal Güzel'in dayısı Ali İhsan Göğüş.
CHP'liler halkı isyana teşvik iddiasıyla Yozgat Cezaevi'nde beş buçuk ay yattı.
Avukatları Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu idi.
Oy rezaleti yüzünden sadece Gaziantep'te olaylar çıkmadı.
Mersin'de seçim cinayeti
Mersin'de de oy hırsızlığı olaylara neden oldu.
DP'nin oy hilekarlığının ortaya çıkması halkın sokağa çıkmasına sebep oldu. Olayları askerler bastırdı.
Bu arada…
CHP'li Mahmut Boytunç, DP'liler tarafından öldürüldü. Resmi makamlar “katil” diye, Zeki Budur ve Murat Sevim adlı DP'lileri tutukladı.
Ama katilin aslında DP Mersin Milletvekili Hüseyin Fırat olduğu yolunda söylentiler çıktı. Cinayetle ilgili haberlere yayın yasağı getirildi!
Sadece Gaziantep ve Mersin'de olaylar çıkmadı. İstanbul, Ankara, Sivas, Giresun, Kütahya, Kayseri, Çanakkale, Samsun gibi birçok şehirde oyların çalındığı iddiası halkı sokağa döktü.
Olayları bastırmak için şehirlerin üzerinden uçaklar alçaktan uçuş yaptı. İsmet Paşa, “Savaşta bile askeri uçakların sivil halk üstüne dalış yapmadığını” söyledi.
Seçimin üzerinden 5 gün geçti. Fakat Türkiye sakinleşmedi.
Bu nedenle…
1 Kasım 1957'de TBMM açılışında Ankara'da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Başkentin caddelerinde tanklar vardı. Yollar asker kordonu altındaydı. Gençlik Parkı'na, Güven Parkı'na askerler yığıldı.
Aslında tüm bu gerginliğin nedeni Meclis tutanaklarına yansıdı:
1957 seçimlerinde DP bir önceki 1954 seçimlerine göre 9 puanlık büyük oy kaybetti. Bunu bekliyorlardı. Bu nedenle işi sıkı tutmuşlardı. Ne olursa olsun kazanmayı amaçlamışlardı.
Sonuçta…
DP, 1957 seçiminde CHP ile artık başa baştı; CHP'nin yüzde 41'ine karşılık yüzde 47'lik oyu vardı. DP'nin bu oyların ne kadarında kütük marifeti vardı, bilinmiyor.
Bilinen;
Türkiye'nin 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine böyle seçim şaibeleriyle de sürüklendiğidir.
Tv'lere çıkanlar, gazetelerde yazanlar bu konulara hiç değinmiyor.
Yalan üzerine iktidar inşa ediyorlar.
Dün de öyle,
Bugün de öyle....
#Borsaİstanbul Bundan 20 sene önce de dolar bazında aynı seviyedeydi, Şimdi de aynı seviyede; borsaya yatırım yapmak pişmanlıktır diyen adam Türk borsasının ne olduğunu zerre kadar anlamamıştır .
Burası sizin ağzınızdan salyalar akarak QQQQ🤤 aldığınız Obez Amerikan borsası değil, burası tavuk dönerin son lokmasıyla, 175ml ayranın son damlasını koordine eden Türkiye borsası.
Burada her şey döngüseldir, burada kendi aramızda top çeviririz, yakaladığımızı öperiz.
Aynı hisseyi önce 90 liraya sonra 150 liraya sonra tekrar 90 liraya sonra 180 liraya yükseltir, doldur boşalt, tak çalıştır, şipşak işi hallederiz.
Burası Steve jobs'ın, Elon musk'ın, Bill Gates'in değil Adanalı portakal tüccarının, Siirtli fıstık tüccarının, Giresun'lu fındık tüccarının pavyondan artan parasını değerlendirdiği otantik kendine münhasır Türkiye borsasıdır.
buranın fötr şapka, kundura, şalvar ve taze soğan kokulu ambiyansına Müptela olan Alman, Amerikan, İngiliz borsasında rahat edemez.
Buranın profesyonel brokerları bile Öğle yemeğinde kuru fasülye soğan yiyor.
Delikanlılık arayan yallah nasdaq orda
Haydi bekleme yapma 👉🗽
Detaylandırması için yapay zeka yorumunu paylaşıyorum.
Finans dünyasında ilk bakışta “marj %20 olursa manipülatör hisseyi daha çok uçurur” düşüncesi mantıklı gelse de işleyiş tam tersidir.
Haydar Acun’un bahsettiği durum, akademik literatürde de kanıtlanmış birkaç temel nedene dayanıyor:
1. Mıknatıs Etkisi (Magnet Effect)
Marj %10 olduğunda, hisse %7-8 yükseldiği an yatırımcılarda “tavan kilitlenecek, kaçıracağım” paniği (FOMO) başlar. Bu panik alımları fiyatı hızla %10’a çeker. %20 marjda ise tavan uzak olduğu için bu psikolojik baskı oluşmaz, piyasa sakin kalır.
2. Manipülatörün Maliyeti Düşer
Bir manipülatörün amacı tahtayı kilitleyip algı yaratmaktır. %10 sınırında hisseyi tavana götürmek için gereken sermaye ve risk azdır. %20 sınırında ise aynı tahtayı kilitlemek için iki katı marjı göğslemesi, karşısına çıkacak devasa satışları eritecek çok daha büyük bir paraya sahip olması gerekir. Yani geniş marj, manipülasyonu aşırı pahalı ve riskli hale getirir.
3. Sağlıklı Fiyat Oluşumu Engellenir
Şirkete dair çok önemli bir haber geldiğinde hissenin gerçek değeri %15 yukarıda veya aşağıda olabilir. %10 sınırında piyasa anında kilitlenir, likidite biter ve gerçek fiyat ertesi güne sarkar. %20 sınırında ise fiyat aynı gün içinde dengesini bulur, piyasa donmaz.
Özetle; iyi niyetle getirilen %10 sınırı, pratikte manipülatörlerin işini kolaylaştıran ve piyasanın doğal dengesini bozan bir bariyerdir.
Gelen sorular üzerine: Bull market yapısında 200 MA’nın altında işlem gören hiçbir ürün momentum lideri olamaz. Benim şu makalemi bir kez daha okumalısınız.
Thanks so much for reading!
If you enjoyed this thread, click below to jump back to the top so you can:
1. Bookmark it
2. Retweet it to share with others
3. Reply with your favorite life lesson
Then hit follow → @theo_jil for more of this.
https://t.co/UAxuOB74r1
İnternetteki varlığınız saatli bir bomba gibi beklemesin. "Dijital Ayak İzinizi" sıfırlamak sandığınızdan daha kolay. Bu bir amme hizmetidir. Kaydedin, uygulayın.
1. Büyük Veriyle Yüzleşin (Google Takeout)
Önce Google Takeout'a girin ve hakkınızda ne bildiklerini indirin. Gördüklerinize şaşıracaksınız. İyi haber şu: Google'a düzenli aralıklarla (3-6 ayda bir) mail atıp "Hakkımdaki verileri silin" deme hakkınız kanunen var. Buna "Hayır" diyemezler. +++
RSI "aşırı alım" dedi. Sattım. Piyasa 3 hafta daha yükselmeye devam etti.Sizinle dürüst olmam gereken bir şey var.İlk yıllarda kendimi tamamen klasik araçlara kaptırmıştım — RSI, MACD, Ichimoku Bulutu. Takıntılı gibi çalıştım. Kırılmaz kurallar gibi inandım. RSI 70'i geçti mi? Aşırı alım — hemen sat. MACD kesişimi mi? Gir. Ichimoku bulutu kızıla döndü mü? https://t.co/xJUqMSwJ2z ciddi sermaye kaybettim. Acı veren kayıplar.Kimsenin bana söylemediği şey şuydu: RSI gibi momentum osilatörleri güçlü trendlerde haftalarca "aşırı alım" bölgesinde kalabilir — ve bu güce karşı satmak, bireysel yatırımcıların hesaplarını en sık yok etme yollarından biridir. Bu bir yorum değil — Wilder'ın orijinal çalışmalarından Cardwell'in bant kuralı keşfine, geleneksel aşırı alım/satım sinyallerinin trendli piyasalarda sistematik olarak yanılttığını doğrulayan hakemli akademik çalışmalara kadar onlarca yılın araştırmasıyla belgelenmiş bir gerçek.Dönüm noktası basit bir soru sorduğumda geldi: herkesin takip ettiği kuralları kim tasarladı? İşlemin karşı tarafından kâr eden aynı kurumlar. Bize 70'te satmayı öğrettiler. Kendileri 70'te alıyor.Piyasalarda yaklaşık sekiz yılın ardından hazır etiketlere güvenmeyi bıraktım. Gerçekten önemli olan tek soruları sormaya başladım:🔎 Ne kadar alınıyor?
🔎 Ne kadar satılıyor?
🔎 En yoğun alış hangi fiyatta gerçekleşmiş?
🔎 En yoğun satış hangi fiyatta gerçekleşmiş?
🔎 Ve yapı bundan sonrası hakkında ne söylüyor?İşimi bunun üzerine kurdum. Artık "aşırı alım" yok. Artık "aşırı satım" yok. Sadece gerçek sorular — ve cevapları bulmak için matematik, geometri, istatistik ve hatta fizik.Bu yolculuğun son ürünü:
Smart Trader — SNIF-OFF 5.1 — Trade Finder
https://t.co/GKWvveRLaR sizi dinlemek istiyorum 👇
Sizin dönüm noktanız neydi? Hangi klasik indikatör gerçeğini görmeden önce size en çok zarar verdi? Burada paylaşın — yargılama yok, sadece gerçek yatırımcılardan gerçek dersler.$TUPRS $THYAO $ASELS $GARAN $AKBNK $KCHOL $SAHOL $EREGL $BIMAS $PETKM
#Borsa #BIST100 #Hisse #Yatırım #TeknikAnaliz #BorsaIstanbul #RSI #TradingView #SmartTrader #HacimAnalizi
Herkes İran'ı konuşuyor. Hamaney'i konuşuyor.İsrail'i konuşuyor !!
Ben başka bir şey görüyorum.
Asıl savaş başka yerde.
Size iki olay göstereceğim. Aralarında hiçbir bağlantı yok gibi görünüyor.
Ama aralarında bir bağlantı var size anlatacağım.
Birinci olay.
ABD Venezuela'ya operasyon düzenledi. Maduro yakalandı.
Herkes "diktatör devrildi" dedi. Alkışladı. Bazıları uluslararası hukuka aykırı dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı: Venezuela'nın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
Venezuela günde 800 bin varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Maduro gitti. O hat kesildi.
İkinci olay.
ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.
Herkes "nükleer tehdit bitti" dedi. Bazıları alkışladı. Bazıları Uluslararası hukuka aykırıdır dedi. Protesto etti.
Kimse şu soruyu sormadı: İran'ın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
İran günde 1.5 milyon varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Savaş başladı. O hat kesildi.
İki farklı ülke. İki farklı kıta. İki farklı bahane.
Ama aynı müşteri. Çin.
Tesadüf mü?
Hayır.
Anlatıyorum...
Ray Dalio'nun tezi net: Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmaz.
Bu film daha önce çekildi.
Almanya yükseldi. İngiltere'yi geçiyordu. Sonuç: Birinci Dünya Savaşı.
Japonya yükseldi. Pasifik'te Amerika'ya yaklaşıyordu. Sonuç: İkinci Dünya Savaşı.
Sovyetler yükseldi. Amerika'ya meydan okuyordu. Sonuç: Soğuk Savaş.
Şimdi Çin'in mevcut durumuna bakalım.
Çin dünya üretiminin %28'ini tek başına yapıyor. Ve her yıl Amerika'ya biraz daha yaklaşıyor.
Analistlerin tahmini net: 2030'a kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Bu Amerika için varoluşsal bir kriz.
Bir süper güç için en tehlikeli an rakibinin kendisini geçmek üzere olduğu andır. Ya o anda durdurursun ya da bir daha durduramazsın.
Ve şu an gördüğünüz her şey bu durdurma hamlesinin parçası.
Nasıl mı?
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor. Dışarıdan almak zorunda.
Şöyle düşünün.
Dünyanın en büyük motoru önünüzde duruyor. Devasa güçlü. Dünya üretiminin dörtte birini tek başına çeviriyor. Durdurulamaz gibi görünüyor.
Ama bir zayıflığı var. Kendi yakıtını üretemiyor.
O motorun dört yakıt hortumu var. Her biri farklı ülkeden geliyor.
Birinci hortum: Venezuela.
İkinci hortum: İran.
Üçüncü hortum: Rusya.
Dördüncü hortum: Suudi Arabistan.
Amerika ne yapıyor?
Hortumları kesiyor.
Venezuela hortumu kesildi. Maduro yakalandı.
İran hortumu kesildi. Savaş başladı.
Rusya hortumu yaptırımlarla kısıldı.
Suudi Arabistan? İran-İsrail savaşında üretim düştü
Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez.
Yakıtını kesersiniz. Motor kendi kendine durur.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
Venezuela'dan kesilen: günde 800.000 varil.
İran'dan kesilen: günde 1.500.000 varil.
Toplam: günde 2.300.000 varil.
Çin'in günlük petrol ithalatı: yaklaşık 11 milyon varil.
Amerika son 2 ayda Çin'in petrol tedariğinin %20'sini kesti.
Kimse fark etmedi. Çünkü herkes İran'a bakıyordu.
Ama enerji sadece bir cephe.
Çin aynı zamanda başka bir şey inşa ediyordu. Modern İpek Yolu. Pekin'den başlayıp Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir kara ticaret ağı. Demiryolları. Limanlar. Boru hatları. Trilyon dolarlık yatırım.
Neden?
Çünkü kim Avrupa ile ticaret yaparsa dünya ekonomisini şekillendirir.
Ve Avrupa Çin'e kayıyordu.
-Almanya'nın en büyük ticaret ortağı artık ABD değildi. Çin'di.
-Fransa yeni anlaşmalar imzalıyordu.
-İtalya Modern İpek Yolu projesine resmen katılmıştı.
Avrupa yavaş yavaş Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneliyordu.
Bu Amerika için ikinci varoluşsal kriz.
Birincisi Çin'in ekonomik olarak geçmesi. İkincisi Avrupa'yı kaybetmesi.
Avrupa giderse Amerika'nın elinde ne kalır? Silahları ve doları. İkisi de tek başına yetmez.
Ve tam o noktada, tam Avrupa Çin'e doğru kayarken, Amerika İran'ı vurdu.
İran, Modern İpek Yolu'nun Ortadoğu'daki kritik bağlantı noktasıydı. Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşması için İran hattının stabil olması gerekiyordu. O istikrar bombalandı.
Değişken fonlar dışarıdan bakıldığında "kapalı kutu" gibidir. Ama son 6 aydır içlerini açıp baktığımızda gördük ki; adları aynı (Değişken) olsa da, ruhları bambaşka.
Yatırımcılar için "Hangi Fon, Kime Göre?" kılavuzu:
1. "Ben Borsacıyım Ama Stop-Loss Yapamıyorum" Diyenler İçin
🎯 Fon: PBR (Pusula Portföy Birinci Değişken)
Karakteri: "Satranç Ustası" ♟️
Ne Yapıyor? PBR, piyasaya aşık değil, paraya aşık. Borsa giderken hisseyi %70'e çıkarıyor, düşerken %40'a indiriyor. Piyasa ile inatlaşmıyor.
Sırrı: Sadece hisse taşımıyor; hisseleri sürekli al-sat yapıyor (Yüksek devir hızı) ve düşüşlerde parasını faize/repoya park ederek koruyor.
Kimin İçin? "Borsa yükselirken kazanayım ama düşünce param erimesin, fon yöneticisi benim yerime hisseden çıksın" diyenler için.
2. "Risk Severim, Kaldıraçlı Getiri İsterim" Diyenler İçin
🎯 Fon: BHF (Pardus Portföy Birinci Değişken)
Karakteri: "Kaldıraçlı Boğa" 🚀
Ne Yapıyor? Bu fon "stock picking" (hisse seçimi) ile vakit kaybetmiyor. BIST 30'un ağır toplarını alıyor ama asıl parayı VIOP'ta (Vadeli İşlem Piyasası) yaptığı kaldıraçlı işlemlerle kazanıyor.
Sırrı: Ocak ayında %31 getiri yapmasının sebebi, portföyündeki nakdi teminat gösterip, vadeli piyasada endeksin yükselişine agresif oynamasıydı.
Kimin İçin? "Benim risk algım yüksek, piyasa %10 giderken ben %30 kazanmak istiyorum (ama düşüşte de sert düşebileceğini biliyorum)" diyen cesur yatırımcılar için.
3. "Dünya Vatandaşıyım, Dolar Bazlı Şirketlere Ortak Olurum" Diyenler İçin
🎯 Fon: RIK (RE-PIE Portföy İkinci Değişken)
Karakteri: "Global Dev" 🌍
Ne Yapıyor? Sadece Türkiye ile sınırlı kalmıyor. Portföyünde Nvidia, Google, Amazon gibi dünya devlerini taşıyor. Aynı zamanda Eurobond ile döviz kalkanı sağlıyor.
Sırrı: Çeşitlendirme. Hem Borsa İstanbul'un devlerini (Koç, Sabancı) hem Amerikan teknoloji hisselerini hem de Çin/Hindistan ETF'lerini aynı sepette sunuyor. Fon büyüklüğü devasa (2.8 Milyar TL).
Kimin İçin? "Sadece BIST yetmez, param hem döviz bazlı varlıklarda olsun hem de teknoloji rallisini kaçırmayayım" diyen vizyoner yatırımcılar için.
4. "Hisse Seçmekle Uğraşmam, Trend Neredeyse Oraya Koşarım" Diyenler İçin
🎯 Fon: OPL (Osmanlı Portföy İkinci Değişken)
Karakteri: "Trend Avcısı" 🏹
Ne Yapıyor? Bu fonun hisse senedi alerjisi var gibi; neredeyse hiç doğrudan hisse taşımıyor (%0-1). Onun yerine BYF'ler (Borsa Yatırım Fonları) ve Emtia kullanıyor.
Sırrı: Esneklik. Ocak ayında herkes banka konuşurken, onlar portföyü Altın Fonları ve Altın Kaldıracı ile doldurup %14 getiri yazdılar. Yarın Gümüş parlasa oraya, Petrol parlasa oraya dönebilirler.
Kimin İçin? "Hangi şirket bilançosu iyi diye uğraşmayalım, Altın mı gidiyor Altın'a, Borsa mı gidiyor Endeks'e yatırım yapalım" diyen makro yatırımcılar için.
5. "Param Büyüsün Ama Macera Aramayalım" Diyenler İçin
🎯 Fon: MD1 (MT Portföy Birinci Değişken)
Karakteri: "İstikrarlı Tırmanıcı" 🧗♂️
Ne Yapıyor? Riski yavaş yavaş artırıyor. Hisse oranını %30'dan %50'ye kademe kademe çıkardı. Nakit parasını boşta tutmuyor, kendi kurduğu diğer fonlarda (Para piyasası vb.) değerlendirip bileşik getiri yaratıyor.
Sırrı: Sektör rotasyonu. Sanayi hisselerinden çıkıp doğru zamanda Banka ve GYO (EGEGY) hisselerine geçerek büyümeyi yakaladılar.
Kimin İçin? "Fonum çok agresif olmasın ama mevduatı da ezip geçsin, yönetici benim yerime sektörel geçişleri yapsın" diyen orta-uzun vadeci yatırımcı için.
6. "Sabırlı Trend Takipçisiyim, Oradan Oraya Savrulmayayım" Diyenler İçin
🎯 Fon: FDG (Fonmap Portföy Birinci Değişken)
Karakteri: "Sabırlı Dengeci" ⚖️
Ne Yapıyor? Her ay agresif al-sat yapmıyor ya da piyasadan tamamen kaçmıyor. 6 ay boyunca hisse oranını çok sakin bir şekilde %40 ile %60 arasında tutarak piyasanın uzun vadeli trendini takip ediyor.
Sırrı: Sakinlik. Ocak ayında diğer fonların gözü döndüğünde onlar kendi işine bakıp %5,16 getiri yazdılar. Ancak borsanın toparlanmaya başladığı Aralık ayında %11,57'lik çok güçlü bir getiriyle o sessizliğin meyvesini topladılar. Son 6 aylık toplam getirisi ise ~%25.8 civarında.
İlginç Bir Detay: Fonun büyüklüğü Ağustos'ta 1.25 Milyar TL iken, Ocak'ta 625 Milyon TL'ye gerilemiş. Muhtemelen daha agresif/kaldıraçlı maceralar arayan yatırımcılar fondan çıkmış ama FDG, "Benim tarzım bu" diyerek stratejisini bozmamış.
Kimin İçin? "Ben her ay 'acaba hisse oranını ne yaptılar' diye düşünmek istemiyorum. Benim yerime makul bir hisse taşıyıp, uzun vadeli trende otursunlar" diyen, sakinliği seven yatırımcılar için.
Siz hangi fonu taşıyorsunuz? Yorumlara yazabilirsiniz 🙂
Son zamanlarda "iyi ki almışım ya hayatımı bayağı bir kolaylaştırdı" dediğiniz 2.500TL altı herhangi bir şey var mı?
Bilmediğimiz kolaylıklar vardır belki, biz de alırız.