Türkiye’yi tahrik etmeye çalışanlar, ham hayallere kapılanlar şunu iyi bilsin, iyi anlasın:
“Ecdadımızın heybeti ma’ruf-u cihandır. Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır.”
Ülkemizi savaşın içine çekmek isteyen tertip, tuzak ve tahriklere karşı çok dikkatliyiz.
Türkiye’nin binlerce yıllık kadim devlet aklı ve hükûmetimizin 23 yıllık kriz yönetim tecrübesi, çevremizdeki karmaşık hadiselerde en büyük kılavuzumuzdur.
Milletimiz müsterih olsun.
Orta Doğu coğrafyasının tıpkı bir asır evvel olduğu gibi yeniden ameliyata alınmasını, ameliyat masasına tekrar yatırılmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Son yarım asırda Orta Doğu’da dış müdahalelerin ve jeopolitik mühendislik girişimlerinin nelere yol açtığına; geride nasıl büyük bir siyasi, sosyal ve ekonomik enkaz bıraktığına defalarca şahit olduk.
Türkiye olarak biz bölgemizin aynı acıları tekrar yaşamasını istemiyoruz.
Vatandaşlarımız şundan emin olsun:
Hükûmetimiz, tecrübeli ve liyakatli kadrolarıyla ülkemizi ve milletimizi tehlikelerden beri tutmak için ne gerekiyorsa yapmaktadır.
Allah’ın izniyle Türkiye, bu bölgesel türbülanstan da başarıyla çıkacaktır.
Yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin dahi kılına zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı fakat haksızlıklar ve haydutluklar karşısında da bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz.
Türkiye’yi saf dışı bırakma girişimleri şimdiye kadar sonuçsuz kalmıştır. Türkiye’nin vazgeçilmezliği defalarca kanıtlamıştır. Türkiye’yi yanına alan kazanacak, karşısına alan kaybedecektir.
23 yılda yaptıklarımızı bir çırpıda saymak mümkün değil. Yollar, köprüler, tüneller, konutlar, okullar, hastaneler, savunma sanayisi eserleri…
Bunların hepsi dünyalıktır, inşallah daha iyileri de yapılır.
Ancak biz öyle bir iş yaptık ki asırlar boyunca etkisini sürdürecek.
1945 yılında her yanı enkaz olan Almanya toparlanırken, iki atom bombası atılmış Japonya ayağa kalkarken, Fransa, İtalya savaşın yaralarını sararken Türkiye 52 yıl boyunca yerinde saydı.
1950-2002 arasındaki o 52 yılda Türkiye çok ağır badireler atlattı, çok ağır bedeller ödedi.
52 yılda Türkiye’de 39 hükûmet kuruldu. Bu, 52 yılda Türkiye’de ortalama her 16 ayda bir hükûmet değişmiş demek.
Hükûmetlerin ömrünün ortalama 16 ay olduğu bir ortamda yol yapamazsınız, okul açamazsınız, hastane inşa edemezsiniz, konut üretemezsiniz; tankın, topun, füzenin, uçağın, millî savaş gemisinin hayalini bile kuramazsınız.
Şimdi bize “tabii ki yapacaksınız, bu sizin göreviniz” diyorlar.
Elbette görevimiz, elbette yapacağız ama lütfen bir sorgulayın…
102 yaşındaki Cumhuriyet Halk Partisi kimi zaman seçimsiz, kimi zaman darbeyle, kimi zaman koalisyon ortağı olarak hükûmetteydi. Kendisi iktidarda olmadığında fikirleri iktidardaydı. Acaba şu ülkede dikili bir taşları var mı?
Sevgili gençler…
Büyüklerinize sorun, belgeselleri izleyin,
açın arşivden o dönemin gazetelerini okuyun; anarşi, terör, huzursuzluk, belirsizlik, karamsarlık, umutsuzluk dışında hiçbir şey göremeyeceksiniz.
AK Parti’nin daha 15 ay önce kurulmuş olmasına rağmen 3 Kasım seçimlerinde %36 oy oranına ulaşabilmesi, esasen bir isyanın, bir itirazın, bir çığlığın, büyük bir değişim talebinin tezahürüdür.
AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi, açıkçası bir halk devrimi olmuştur. 23 yıl boyunca biz 3 Kasım devrimine sadakatle bağlı kaldık.
23 yıldır her seçimde kazanıyorsak işte bu, 3 Kasım seçim sonuçlarına olan sadakatimizin bir neticesidir.
Yeterli mi? Elbette değil. Daha yapacak çok işimiz var…
Savunma sanayimize yaptığımız bütün yatırımların gerçek değeri inşallah gelecek yıllarda çok daha iyi anlaşılacak.
Biz bu başarılara “boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın, başımızı belaya sokmayın” diyenlere rağmen imza attık.
Bugün ilk teslimini yaptığımız Altay tanklarımızın Peygamber Ocağı kahraman ordumuzun güç ve caydırıcılığına katkı yapmasını temenni ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun.
1984’ten bu yana hem on binlerce can kaybına hem de 2 trilyon dolarlık ekonomik kayba yol açan terör belası bitme noktasına gelmiştir.
Şunu tekrar ifade etmek isterim:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir dünyevi güç karşısında diz çökmez, boyun eğmez, taviz vermez, egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz.
Bu meyanda bazı muhalefet partilerinin tahrikleriyle zihinlerinde soru işareti oluşan vatandaşlarımız varsa hepsi müsterih olsun.
Özellikle şehitlerimizin muhterem aileleri ve gazilerimiz bilsinler ki onların aziz hatıralarına gölge düşürecek hiçbir adımın atılmasına ne hükûmet olarak biz ne Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi ne de yüce Meclis müsaade edecektir.
Meclis çatısı altında Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, siyasi partilerimizin kahir ekseriyetinin temsilcileriyle çalışmalarına başlamış, şu ana kadar da 12 toplantı yapmıştır.
Bu, ülkemiz demokrasisi adına umutlarımızı büyüten çok müstesna bir kazanımdır.
Komisyonun toplanıp her konuyu açıklıkla ve açık yüreklilikle istişare etmesi Türkiye’nin zararına değil, hiç tartışmasız yararınadır.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz işte bu olgunluğu sergilemiş, Türkiye’nin de bu olgunluğa eriştiğinin en güzel delili olmuştur.
Türkiye, Batı Şeria’yı ilhak etme ve Gazze’yi insansızlaştırma politikasının da “büyük İsrail projesinin” de karşısındaki en büyük engellerden biridir.
Ülkemizin ve şahsımızın son dönemde hedefe konulmasının esas sebebi, kararlı duruşumuzu çok net ortaya koymamızdır.
Ne küresel siyonist lobinin baskılarına eyvallah ediyoruz ne de onların içimizdeki tetikçilerinin karalama kampanyalarına boyun eğiyoruz.
Topraklarını, özgürlüklerini ve onurlarını savunan Filistin halkının yanında dimdik duruyoruz.
Türkiye’nin, bugün özgürlük için, adalet için mücadele eden mazlumların yanında olduğunu dost düşman herkes çok iyi bilmektedir.
Bunu bilmeyen, bilse bile kabullenemeyen bir tek ana muhalefettir.
Daha düne kadar Orta Doğu’ya bakınca sadece bataklık görenlerin…
Gazze’nin kahraman evlatlarına terörist iftirası atanların…
“Bize ne Gazze’den; bize ne Suriye’den, Libya’dan, Somali’den” diyen vicdansızların bugün çıkıp bizi eleştirmesinin zerre kadar kıymeti yoktur.
Bunlar dün de gönül coğrafyamıza yabancıydı, bugün de dünyada ne olup bittiğinden habersizler.
Bunlar dün de vizyonsuzdu, ufuksuzdu, kifayetsizdi, ülkemizin başarılarını çekemiyordu; bugün de haset çukurunda debelenip duruyorlar.
Hükûmetimizin uyguladığı vicdanlı, ilkeli, itibarlı, cesur ve çok boyutlu dış politikayı bir türlü kavrayamıyorlar; böyle giderse hiç anlamayacaklar.
Ne diyelim? Yazık, gerçekten çok yazık…
Diplomasinin dili nezakettir, Türkiye’nin dış politikası da barış odaklıdır. Fakat bu demek değildir ki hadsizlikler karşısında susacak, sinecek veya geri adım atacağız. Asla…
Gerilimden beslenenlerin, bölgemizi kan deryasına çevirmek isteyenlerin, coğrafyamızda istikrarsızlığı körükleyenlerin karşısında tarih boyunca olduğu gibi bugün de yarın da inşallah dimdik ayakta duracağız.
İsrail’in vahşi saldırıları altında hayatta kalma mücadelesi veren Gazzeli mazlumların yanında olmamızı kimse engelleyemez.
Suriye’den Yemen’e, Lübnan’dan Katar’a İsrail haydutluğunun hedefi olan tüm kardeşlerimizle tam bir dayanışma içinde olmayı sürdüreceğiz.
Faili ister örgüt ister devlet olsun, terör ve katliam bir akıl kilitlenmesidir.
Bölgemizi esir alan bu kanlı kilit, inşallah eninde sonunda kırılacaktır.
Zulümle, soykırımla, barbarlıkla, masum çocukların hayatları pahasına kendilerine güvenli bir gelecek inşa edeceklerini zannedenler, tarihteki niceleri gibi mutlaka kaybedecek, döktükleri kanda boğulacaklardır.
Bu akıbetten kaçış, kurtuluş yoktur.
Biz asırlarca İslam’ın bayraktarlığını üstlenen bir milletin efradı olarak 400 yıl Kudüs-ü Şerif’e hizmetkârlık yapmanın şerefini yaşadık.
“La ilahe illallah, İbrahim Halilullah” ifadesinde anlamını bulan hürmet, hikmet, hoşgörüyle bu övülmüş şehri tüm inanç mensupları için yüzyıllar boyunca bir barış ve esenlik yurdu haline getirdik.
Müslümanlar gibi Hristiyanların ve Musevilerin de hakkına riayet ettik.
Bugün de şairin ifadesiyle “kalbimizin yarısı Mekke, diğer yarısı Medine’dir; bunların üstünde de bir tül misali Kudüs vardır.”
Kudüs, bizimle birlikte 2 milyarlık İslam âleminin ortak davası, hafızası ve ortak mirasıdır.
“Arzın üstünde bir sancak, görkemli bir çınar” olarak gördüğümüz Kudüs-ü Şerif’i namahrem ellerin kirletmesine izin vermeyiz.
Biliyorum, Hitler özentisi tiplerin kuyruk acısı belki de hiç geçmeyecek.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızda, bundan 27 yıl önce ortaya koyduğumuz dirayetli tavrı belki de hiçbir zaman unutmayacaklar.
Varsın onlar öfke nöbetleri geçirmeye devam etsin.
Biz Müslümanlar olarak Doğu Kudüs üzerindeki haklarımızdan tek bir geri adım dahi atmayacağız.
Bütün semavi dinlerce kutsal kabul edilen Kudüs’ün tekrar barış, huzur ve güven şehri olması için mücadelemiz sarsılmaz bir azimle hız kesmeden, gerilemeden, gevşemeden inşallah devam edecektir.
Aynı şekilde, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen, toprak bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin kurulması için de tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.