Öcalan:
“Barzani, Erbil’i yönettiği gibi Suriye’de de benzer bir yapı istiyordu. ABD ve İsrail’i buna ikna etmişti. Türkiye bile bu tuzağa düşmek üzereydi.”
“Haziran 2024’te ABD ve İsrail destekli bir planı gündeme getirdiler. Mazlum Abdi ile görüştüm. Barzani ve İsrail’in Suriye’de egemen güç haline geleceğini söyledim. Açıkça karşı çıktım. İtiraz ettim, geri çekilmelerini istedim. Beni dinlediler, plan boşa çıktı.”
Kaynak: 28 Nisan 2026 | Sur Haber Ajansı Mahmut Oral’ın özel haberi, “Öcalan’ın İmralı Görüşme Tutanakları İkinci Bölüm” tam metni.
Kuzey ve Doğu Suriye neresi?
Apo’nun korkusundan bunlar artık Kürdistan bile diyemiyorlar. Zira hazineden geçinerek kurdukları tapınak, tarikat dağılsın istemezler.
Öcalan'ın İmralı'da geliştirdiği "Demokratik Cumhuriyet" stratejisine rağmen, Kürt gençlerinin 26 yıl boyunca Türkiye'nin iç ve dış siyasetini besleyen çatışmanın içinde tutulması yanlıştı. Güzel kızlarımızın ve gençlerimizin araçsallaştırılmadan evlerine dönmesi en doğru olandır
Bizi bir günde yıkmadılar. Bir kurşunla, bir bombayla, bir baskınla bitmedi hiçbir şey. Apocular bizi, yıllar boyunca azar azar eksilttiler. Her gün biraz daha umut aldılar elimizden. Her cenazede biraz daha sessizleştik. Her göçte biraz daha köksüzleştik. Sonunda ihaneti bile normal karşılayan insanlar olduk.
Bazı anneler bir evladını değil, bütün evlatlarını toprağa verdi. Beş kardeşin beşi de aynı dağlarda can verdi. Bazı ocaklar tamamen söndü.
Köylerimiz yakıldı. Evlerimiz bombalandı. Meyve veren ağaçlarımız, çocukluğumuzun geçtiği sokaklar, dedelerimizin mezarları geride kaldı.
Babalar cezaevlerine konuldu. Çocuklar başka yolların yolcusu oldu. Kimisi dağa çıktı, kimisi faili meçhul karanlığında kayboldu, kimisi isimsiz mezarlara gömüldü.
Sonra yurtlarımızı da kaybettik. Büyük şehirlerin kenar mahallelerinde yabancı olduk. Avrupa’nın mülteci kamplarında haysiyetimiz sorgulandı. Kimimiz sınır sularında boğuldu, kimimiz gurbetin sessizliğinde yavaş yavaş öldü.
Oysa elimizde ne varsa vermiştik.
Evimizin en güzel odasını vermiştik. Üç torba unumuzu iki torbaya düşürmüştük. Nişan yüzüklerimizi çıkarmıştık. Gençliğimizi vermiştik. Kızlarımızı vermiştik. Oğullarımızı vermiştik.
Sonra hendekler açıldı. Bu kez şehirlerimizi kaybettik. Ardından kalan çocuklarımızı… Bir nesil mezarlıklarla cezaevleri arasında büyüdü. Gençliğini demir kapılar ardında tüketen binlerce insan oldu. İşkence görenler, aşağılananlar, insanlığından utandırılmak istenenler oldu.
Bir çocuğun çantasındaki yarım kilo şeker ölüm sebebi oldu. Bir başkası “ajan” denilerek öldürüldü. Bir diğeri “delirdi” diye susturuldu.
Yıllar geçti.
On binlerce insan öldü.
Yüz binlerce insan yurdundan oldu.
Milyonlarca insanın hayatı parçalandı.
Ve insan dönüp ister istemez soruyor:
Bunca ölüm kimin yarasını sardı?
Bunca gözyaşı hangi çocuğu geri getirdi?
Hangi köy yeniden çocuk sesleriyle doldu?
Hangi anne, yıllardır beklediği kapının çalındığını duydu?
Bir halkın yalnız evleri yıkılmadı.
Kalbi kırıldı.
İnancı yoruldu.
Geleceği karardı.
Bugün geriye, acılar üzerinden kendine hayat kuran küçük bir zümre kaldı; bir de mezar taşlarının başında sessizce yaşlanmış milyonlar…
İnsan her şeyi unutabilir derler.
Bir şehrin adını unutur.
Bir yolu unutur.
Bir yüzü unutur.
Ama evladını toprağa verdiği günü unutamaz.
Köyünün yandığı geceyi unutamaz.
Annesinin gözlerinde ilk defa gördüğü çaresizliği unutamaz.
Orada kök salar.
Ve Kürdler yaşadığı sürece, 5 Ağustos ihanet bildirgesini ona imza atanları da unutmayacak
Allah’ınızdan bulasınız sizi gidi hainler.
Dün Fırat Acar'ın sahte kimlik ve sahte diploma paylaşımım sonrası Acar tarafından kurulan çok sayıda sahte hesap beni şikayet etti ve X, paylaşımımı kaldırdı.
Tekrar söylüyorum Acar ile ilgili tüm belgeli haberler Mezopotamya Ajansı'nda duruyor. Ajansın arama motoruna ismini yazmanız yeterli.
Ayşe Hür'ün "Tısss" paylaşımı yanlış bilgidir. Doğru bilgi her şeyiyle ortada.
Acar ve çevresi ne yaparsa yapsın uzun uzun yazılar, hakaretvari mesajlar hiçbirinin önemi yok.
Buradan Acar'ın tüm mağdurlarına sesleniyorum: Korkmayın, mail adresi profilimde duruyor. Siz mağduriyetinizi kanıtlayan belgeler yollayın. Ben yaşanan mağduriyetleri haberleştirmeye devam edeceğim.
Ayrıca Eren Keskin, insan hakları savunucusudur ve neredeyse tüm ömrünü bu yola vermiş. O tek başına her şeye yeter, kimseye de ihtiyacı yok.