Dünyanın en zengin 8. insanıydı. Adına kayıtlı servet tam 58 Milyar Dolardı. İstese dünyanın her şehrinde bir saray yaptırır, en lüks jetlerle gezebilirdi.
Ama o, 20 yıllık döküntü bir Volvo kullandı. Uçaklara hep ekonomi sınıfında bindi. İkinci el kıyafetler giydi ve saçını sadece ucuz olduğu için gelişmekte olan ülkelere seyahat ettiğinde kestirdi.
Karşınızda devasa IKEA imparatorluğunun kurucusu: Ingvar Kamprad.
Kamprad, İsveç'in küçük bir köyünde kibrit çöpü satarak başladığı işi, dünyanın en büyük mobilya devine dönüştürdü. Ama milyarder olduğunda bile IKEA restoranında indirimli sosisli sandviç yiyordu.
Bir gün "Yılın İş Adamı" ödülünü almak için prestijli bir galaya davet edildi. Oraya halk otobüsüyle gittiği için güvenlik görevlileri onun içeri girmesine izin vermedi. Çünkü dünyanın en zenginlerinden birinin otobüsten inebileceğine ihtimal dahi vermemişlerdi.
Çevresindeki zenginler onunla alay etti, herkes ona "cimri" dedi.
Ama onun meselesi üç beş kuruş tasarruf etmek değildi. O, vizyonun sözle değil eylemle aktarılacağına inandı. "Ben lüks içinde yaşarken, çalışanlarımdan nasıl maliyetleri kısmalarını isteyebilirim?" diyordu.
Kamprad, bugün hepimizi esir alan "statü" hastalığına kendi yöntemiyle başkaldırdı.
Bugün sosyal medyada "başarı" dediğimiz şey; kiralık lüks araçlarla, marka kıyafetlerle poz kesmekten ibaret. Hiç tanımadığımız insanları etkilemek için, aslında ihtiyacımız olmayan şeylere tonla para döküyoruz.
Kamprad ise bize şunu öğretti: Gerçek güç, ne kadar harcayabildiğinde değil, kimseye hiçbir şey kanıtlamak zorunda hissetmemendedir. Gerçek zenginlik, gösteriş köleliğinden kurtulmuş bir zihindir.
Çoğu insan bir müzakerede, kriz anında veya tartışmada kazanmanın yolunun en iyi cevabı vermek olduğunu sanır.
Büyük bir yanılgı.
Nietzsche'nin yıllar önce deşifre ettiği o acımasız gerçek şudur: Kendini açıklamaya, savunmaya ve ikna etmeye çalıştığın an, masadaki en zayıf kişi sensindir.
İşte manipülatörlerin psikolojisini çökerten ve sessizliği sarsıcı bir silaha dönüştüren 4 stratejik kural:
1. Açıklama Yapma Tuzağı (Ego Zafiyeti)
Haklı olduğunu kanıtlama çabası, başkalarının onayına muhtaç kırılgan bir egonun çığlığıdır. İraden bir yanıt için haykırırken sus. Sustuğunda, onların ne düşündüğünü umursamadığını ve kimseye bir şey kanıtlama borcun olmadığını gösterirsin.
2. Psikolojik Ayna Etkisi
Sen reaksiyon göstermediğinde, karşı taraf dışarıdan bir direnç göremez ve doğrudan kendi güvensizliğiyle yüzleşmek zorunda kalır. Manipülatörler panikler, o rahatsız edici boşluğu doldurmak için fazladan konuşur ve tüm zayıflıklarını kendi elleriyle ifşa ederler.
3. Gerilimi Yönetmek
Duraksamaların uzamasına izin ver. İnsanlar sessizlikten korkar. Sen sustukça karşı tarafın zihnindeki amigdala alarm verir, beyni paranoyayla dolar: "Blöfümü mü anladı? Neden cevap vermiyor?" Senin sadece sakin ve uzun bir bakışın, kurulmuş en zekice on cümleden çok daha yıkıcı bir etki yaratır.
4. Uysallıkla Karıştırma
Kavga çıkmasın diye susmak olgunluk değil, boyun eğmektir. Senin sessizliğin bir kaçış veya korkaklık olmamalı. O sessizlik; öngörülemez, gergin ve ortamın tüm kontrolünü elinde tutan bir avcının mutlak mevcudiyeti olmalıdır.
Zayıflar bağırır, kendini açıklar ve tartışır.
Güçlüler ise sessizliği aşılmaz bir duvar gibi örer ve karşı tarafın çaresizce o duvara çarpıp dağılmasını izler.
ERKEKLERİN PARA İLE İLİŞKİSİ YAŞA GÖRE:
20 yaş - Parayı ciddiye almaz.
21 yaş - Harcadıkça özgür sanır.
22 yaş - Anlık kazanır, anlık harcar.
23 yaş - Borcu normal görür.
24 yaş - Paranın gittiğini fark etmez.
25 yaş - İlk kez biriktirmeyi düşünür.
26 yaş - Geliri artırma derdine düşer.
27 yaş - Harcamayı sorgular.
28 yaş - Gelecek hesabı yapar.
29 yaş - Risk güven arasında kalır.
30 yaş - Biriktirmeyi öğrenir.
31 yaş - Paraya düzen koyar.
32 yaş - Geliri stabilize etmek ister.
33 yaş - Kaybetmekten korkar.
34 yaş - Yatırımı seçici yapar.
35 yaş - Parayı korumaya odaklanır.
36 yaş - Riskleri azaltır.
37 yaş - Geliri garantiye almak ister.
38 yaş - Sağlık-para dengesini arar.
39 yaş - Hataları telafi etmeye çalışır.
40 yaş - Parayı yönetir, para onu değil.
Warren Buffett'ın Yatırım Stratejileri:
- Asla para kaybetme.
- Ne kadar kazandığın değil, ne kadarını elinde tuttuğun önemli. Ufak ufak ama düzenli birikim yapmayı otomatiğe bağla.
- Fiyat başka, değer başkadır. Asıl olay, gerçekte 1 lira eden şirketi piyasa düştüğünde 25 kuruşa yakalayabilmektir.
- Anlamadığın işe girme. Bir şirketin tam olarak nasıl para kazandığını bilmiyorsan o hisseye bulaşma.
- Rakiplerine ezilmeyecek şirketleri seç. Markası çok güçlü olan, ürününe istediği zammı yapabilen veya en ucuza üreten firmalar krizlerde ayakta kalır.
- Bilanço okumayı öğren. Şirketin borcu ne alemde, kar ediyor mu bilmeden hisse almak yatırım değil kumardır.
- Kendini sağlama al. Hesapladığın gerçek değerin epey bir altına düşmediği sürece alım yapma.
- Bütün paranı tek hisseye bağlama. En güvendiğin şirkete bile bütçenin en fazla %10'unu ayır.
- Sabırlı ol. Piyasa kötüyken işlem yapmayıp nakitte bekleyebilmek de çok ciddi bir yatırımdır.
Ben sağ tarafında ani çıkan aracı kontrol ederken solumda dattaracık kalan çok küçük alandan ani şekilde motosiklet geçiyor ve ben görmüyorum böyle bir sürüş olabilir mi bu motosikletlere bir çözüm bulunması lazım
Hamza evlat…
Daha 4,5 yaşında idi…
Evinin önünde oyun oynuyordu Anadolu evladı…
13 tane, keskin dişli, avcı, etçil sırtlandan hallice bir tür tarafından diri diri parçalanıp yendi…
Yetmedi, onu bırakıp okuldan dönen 9 yaşındaki kuzeni Ayaz evladı parçalıyorken aile yetişti…
Hamza evladı babası buldu…
Yarısı yenmiş; kafası, minicik parmakları yenmişti. Evladından geri kalanları kucağına aldı…
Acısı, ızdırabı, yaşadığı şok, travması empatisi namümkün, ne akıl ne yürek dayanır…
Baba da anne de bu dayanılmaz ızdıraba son vermek için göçmek istemişler bu dünyadan…
Bitikler, yaşamıyorlar, yaşayamıyorlar…
Siz kim, çocuk hakkı savunmak kim…
Hamza çocuk değil mi…
Hamza’nın adaletini, hakkını kim arayacak…
Hamza, Ayaz, Eslem, Mete, Mecit, Ruken, Davut, Tunahan, Mehmet, Emir, Enes, Cemal, Talha ve daha nice evlatlar…
Bu çocukların hakkını sizin gibi köpek kutsallayanların saptırılmış merhametine bırakacağım öyle mi!!!
Hadi ordan….
İster alışın, ister alışmayın, mevzu çocuk ise beni/bizi hep göreceksiniz…
Sizin varlığınız değil beni geri çekmek, umrumda dahi değilsiniz…
Her daim, hepinize karşı, dimdik, gram sendelemeden karşınızda oldum, olmaya da devam edeceğim…
460 Milyar liralık sermayesi köpek olan lobiye bayrak açmış biriyim ben, siz kimsiniz!!!
Derdiniz Ahmet evlat olsa idi, ses etmezdiniz ki konu köpek olunca Ahmet evladı da gözünüzü kırpmadan siliyorsunuz…
Bir çocuğun tırnağı milyonlarca köpekten değerlidir…
Ne milyonlarcası; milyarlarca köpekten değerlidir…
Dağılın şimdi…
#MinguzziYasasıHemenŞimdi
Düşünsenize; New York'ta harika bir finans şirketinde, çok iyi maaşlı ve son derece güvenli bir işiniz var. Patronunuz size değer veriyor, her şey tıkırında. Sonra bir gün patronun yanına gidip "Ben işi bırakıp garajımda internetten kitap satacağım" diyorsunuz.
Patron sizi Central Park'ta yürüyüşe çıkarıyor ve o meşhur lafı ediyor: "Kulağa harika bir fikir gibi geliyor. Ama zaten halihazırda iyi bir işi olmayan biri için..."
Çoğu insan tam o an duraksar, "Haklısın galiba" der ve o sıcak, konforlu ofis koltuğuna geri döner. Ama 26 yaşındaki Jeff Bezos dönmedi. Gitti, o garaja kapandı. Yatırımcı kapılarını çaldığında kimse ona inanmadı. İnternetten kitap satarak milyarder olma fikri o günün şartlarında yatırımcılara sadece komik gelen bir "velet" hayaliydi.
Peki o güvenli limandan çıkma cesaretini nereden buldu?
Cevap, Bezos'un karar alırken kullandığı kendi "80 yaş" testinde gizli. O günlerde kendi kendine şöyle bir hesaplaşmaya giriyor: "Eğer şansımı dener ve başarısız olursam, 80 yaşıma geldiğimde denediğim için asla pişman olmam. Ama hiç denememiş olma fikri var ya... İşte o karar ömrümün sonuna kadar peşimi bırakmaz."
Aslında hepimizin hayatında bir noktada yüzleşmesi gereken o büyük gerçek burada başlıyor. Zeki olmak, yetenekli olmak, çok iyi problem çözmek... Bunlar bize doğuştan verilmiş hediyeler. Bunların hiçbiriyle gerçekten övünemeyiz, piyangodan çıkmışlardır, sadece şükredebiliriz.
Bizi biz yapan ve günün sonunda gerçekten gurur duyacağımız yegane şey ise yaptığımız o zor seçimlerdir. Garanti maaşı değil de tutkuyu seçme cesaretimizdir.
Hayatımızda sadece bir "iş"imiz ya da bir "kariyer"imiz olabilir. Ama bir de o işe duyulan "aşk" ve tutku vardır. 80 yaşına gelip geriye baktığımızda bizi gülümsetecek şey konfor alanında geçen risksiz yıllar değil, uğruna yara aldığımız hizmet ve macera dolu o yollar olacak.
O yüzden asıl mesele şu: Bize sunulan yeteneklerle yetinip ataletin mi esiri olacağız, yoksa biraz "deli fişek" olup risk alarak kendi hikayemizi sıfırdan mı yazacağız?
Söz bitti söz... bitti söz... bitti !!!
Ya Gazze'deki çocuklar yaşadığı travmalar yüzünden titriyorlar !!!
Ya bu çocuklar nasıl yaşayacak !!!
Nasıl normalleşecek !!!
Nasıl unutacak !!!
Allahım, bu nasıl bir utançtır !!!
Sen, bizi nasıl bir imtihana tabi tuttun !
#GazzeÖlüyor
DÜNYANIN EN KEYİF VEREN HİSLERİ:
Ağaç gölgesinde uyumak
Seni desteklediklerini hissetmek
Deniz kıyısında dalgaların sesini dinlemek
İçten bir iltifat almak
Güzel bir rüya görmek
Hayallerinin gerçekleştiği anlamak
Kendi paranı kazanmaya başlamak
İzlanda Başbakanı:
“Türkiye’deki müslümanların hoşgörüsüne hayran kaldım, beni çok güzel karşıladılar. Ezan sesi çok hoşuma gitti, etkileyici bir tonlaması vardı.
En kısa zamanda Türkiye’yi tekrar ziyaret edeceğim”
İlk defa İsveçli bir kızla buluşan Türk, yaşadığı farkındalığı anlatıyor:
— "Neden işimi hiç sormadın?"
— "İşini sorarsam dolaylı olarak paranı ve statünü sorarım. Ben seni merak ediyorum."
Keşke insanı etiketleriyle değil, kalbiyle ve ruhuyla tanımaya çalışsak.
Necmi Yıldırım: "Yıllarca muavinlik yaptım, çok zor bir hayat yaşadım. Dertlerimi dinleyecek bir insan aradım ama hep bir statü duvarıyla karşılaştım..."
Kalbi olanı derin derin düşündürecek bir video.